26 Eylül 2009 Cumartesi

Sıkıldık sıkıldık uçmak istiyoruzzz...

Sabah oluyor, kalkıyorum, günler Pazartesi-Cuma arası bir şeyse işe gidiyorum ya yaşadığım şehirde ya da başka bir şehirde... Evde kahvaltı etmiyorum ya kan şekerim düşmesin diye ufacık bir şey atıyorum ağzıma ya da yol üstünde denk gelirsem bir şeyler alıyorum kahvaltı niyetine... Sonra açıyoum notebook u, kuvvetle muhtemel yanımda bana soruları olacak bir kullanıcım oluyor başlıyoruz çalışmaya, manevi tatmini olmayan bir işle günü akşam ediyorum, bir ekranda bir yerlere 0 bir yerlere 1 yazıp bir yerleri tıklayıp bir yerleri silerek... Sonra gücüm varsa arkadaşlarımla buluşuyorum, bir şeyler yiyip içiyoruz, sohbet ediyoruz en büyük meselemiz hep kendimiz... O da bitiyor ve eve dönüyorum takatim kalmışsa bir şeyler okumaya çalışıyorum sonra uyuyorum... Ve ertesi gün aynı şey...

Ben ve çevremdeki 20’li yaşların ortasını ya da sonlarını yaşayan bir çok insan aynı şeyi yapıyor; bir araya geldiğimizde de ne çok yorulduğumuzdan, ne çok sıkıldığımızdan, her şeyin ne kadar zor olduğundan, aslında ne kadar da yazık olduğundan, kimsenin istediği şeyi yapmıyor olduğundan bahsediyoruz...

Ve ben bunu anlayamıyorum... Kendime kızıyorum, çevremdeki benim gibilere kızıyorum... Hayatı boyunca bir kere off demeden her gün çalışmış canım babamı düşündükçe kendi yorgunluğumdan utanıyorum, bir işçi kızı olarak temiz temiz ofislerde çalışırken aman da her şey ne kadar zor yakınmamdan utanıyorum... Kendimi ve çevremi telkin ediyorum çoğu kez... Hayat herkese zor ama yapacak bir şey yok diyorum... Yorgunluğa sebep buluyorum da bu sıkılmışlığı anlamıyorum...

Hırslı bir insan değilim ben aman da ismimin önünde bilmemkaç kelimelik ünvanlar olsun telaşım yok olmayacak da sanırım hiçbir zaman... hayattan tek dileğim ve beklentim mutlu olmak bunu da maddiyata bağlamayacak kadar olgunum çok şükür ama dayatılan hayat ne yazık ki bunun tam tersi; başarılı olacaksın, çok kazanacaksın, yapacaksın, edeceksin.... sin sin sin... bu hırsa sahip olmadığım için de amaçsızlaşıyorum sanırım...

Ben ve çevremdeki çoğu insan 80’li yıllara doğmuşuz, karmaşaya, alt üst olmuş bir coğrafyaya, her geçen günün bir öncekinden daha kötü olmaya başladığı dönemlere... İnsanların değer yargılarının değiştiği, önem verdiklerinin başkalaştığı dönemlere... Merak ediyorum acaba bizim öncemizdeki nesilin mücadele kaygısına sahip olmadığımız için mi bu çarçabuk sıkılmalar...

Suç doğduğumuz yıllarda mı...

Neden bu kadar çok sıkılıyor bu kadar çok yoruluyor benim yaşıtlarım...

Neden biz her güzelin para olduğuna inandırıldık... Paran varsa güçlüsün, paran varsa mutlusun, paran varsa saygı değersin... Neden paranın adam sayıldığı dönemlere denk geldi yaşamlarımız...

Ya bu değilse mutluluk ki değil bence...

Bilmiyorum okur, sorularım var çok... cevap bekleyen...

22 Eylül 2009 Salı

Geçen sene bugün... Tam bir yıl önce... Ben... İçim çıkacakmışcasına... Zamansız... Mekansız... Uzun uzun... Durulmadan... Sakinleşmeden... Hıçkıra hıçkıra ağlamıştım... Tüm gün ve gece... Hiç geçmeyecek hiç bitmeyecek.... Hiç unutulmayacak... Sandım...

Geçiyormuş... Bitiyormuş... Ya unutuluyormuş ya da zaman her şeyi alışılır kılıyormuş... Hangisi bilmiyorum ama önemli olan geçmiş gitmiş olması...

Gitmez sandığım gittiğinde... Geçmez sandığım geçtiğinde.... Bitmez sandığım bittiğinde... Artık acıtmadığında... O yara kabuk bağladığında en çok ben şaşırdım...

Geçmiş... Gitmiş... Bitmiş...

11 Eylül 2009 Cuma

:)


Mutluluk; siz istemeden ikram edilen çaydır...
Müşteride...
İnce belli bardakta...
Şekersiz içtiğim detayını da bilerek üstelik :)

Mutlu oldum, ne kolay beni mutlu etmek :))

27 Ağustos 2009 Perşembe

Bayıldım :)

İnsan görmek istemeyince, duymak istemeyince ne görüyor ne de duyuyor anlaşılan :)) İsteyen istediği kadar konuşsun...

Çok başarılıymış :)

Damlacığım gönderdiğin için çookkk sağol; iş anlamında çok yoğun günler yaşıyorum iyi geldi :) güldürdün beni :)

Bir de yazı diline takık bir insan olarak öğretmen olsam aynı şeyi yapabilirdim ihihhi :)

23 Ağustos 2009 Pazar

Yaz bitmesin gelmesin kış...

Ben... Gittim... Geldim... Azıcık... Kısacık... Miniminnacık tatil yaptım... Tenim ıslandı... Çabuk kurudu... Az biraz renk değiştirdi... Tam tatil havasına bürünemedi... Bünye buna da şükür dedi... Geri geldi... Pişman oldu... Ağır geldi... Günlerden Cumartesiydi dün zihin ve beden ofisteydi bugün günlerden Pazar aynı ikili yine ofiste... Tatil sonrası reva mı peki sizce... Kanımca hiç değil... Bu sorunun cevabı koca bir hayır... Canlıya geçsin tüm projeler... Ve bir karar alınsın yaz dediğin hafif olsun... İfil ifil... Elbise gibi, etek gibi... Yazın canlıya geçen proje olmasın, kural olsun hepsi Ocak'ta canlıya geçsin hem tertemiz, sıkıntısız, yarı yılda canlı mı olur... Mevsim tatil mevsimi, deniz kum güneş zamanı hem bak son günleri... Gidecek gelmeyecek yine aylarca...
Yaş takvimim 27 yi gösterirken yıldızı bol onca geceye şahit olmuşken hiç görmedi bu minik gözler bir yıldızın kaydığını... Gökyüzünü kendime örtü yapıp uzanmışken sahilde kulağımda deniz sesi zihnim başka yerlerdeyken yaşadım bir ilki; yıldız kayarken nasıl heyecanlanılır, -se -sa lı cümleler nasıl ard arda sıralanır bu yaz öğrendim... Kimbilir bir yıldız kaymıştır ve Tanrı'nın dilek kabul listesine düşmüştür benimki de... Bekleyelim ve görelim... Olur da hayal gerçek olursa derim oldu... Güler zaten yüz, belli olur :)
Ben gittim çabuk geldim... Buna da şükür :)

11 Ağustos 2009 Salı

kıskançlardayım....

işte bu ya :) senelerdir söyleyip de herkesin benimle dalga geçtiği mevzu artık gerçek :) uyuduğu için para kazanan bir insan var bu dünyada ama peki neden o ben değilim... Bu benim hayalimdi ya; kendime iki ayrı meslek yakıştırırım yıllardır ama bunun karşılığında bana maaş bağlayacak tek bir gönüllü bulamam o yüzden hala bilgisayarlara, sistemlere teslimim :) Bunlardan biri ne iş yapıyorsunuz sorusuna uyuyorum diye cevap vermek diğeri de çekirdek çitleyicisi muhabbet ediciyim demekti... Şimdi okuduğum haberde sabah 10'dan akşam 6'ya kadar uyuyan ve daha sonra yattığı yatak ve uyku kalitesi ile ilgili görüş bildiren bir hatun var... Çok kıskandım çookkk... Belki ben de bir gün aynı işi yapabilirim :) ya da diğer hayalim elimde bir paket tadım çekirdek giriş katı olan bir evin balkonunda gelen gidenle muhabbet edip para kazanabilirim... Finansör arıyorum :)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

ki düşün ne kadar severim meltemin yüzünü öperek esişini...

Her yıl, her yaz, her sıcak hava rüzgarla birleşti mi önce kor sonra köz olur onca yeşil... İçim gider benim her sene gözlerim dolar, yanan onca ağaç geleceğidir çünkü bu coğrafyanın, yarının oksijenidir... Ne ihmale, ne de denize nazır ne hoş durur sitelere kurban verilmemelidir... İnsansa yapmaz, azıcık nasiplenmişse, yüreği varsa el vermez ama her sene bu kadar da kendiliğinden olmaz sanki... Her sene yanmaz Antalya, Muğla, İzmir... Her sene yüreği daralmaz bu bünyenin...

1 Mayıs'ta gidip 3 gün kaldığım halinle zihnimde kal Seferihisar... Bugünkü halinle değil.... Ve sen ne zaman 1 Mayıs'taki haline dönersin, kaç yılını alır yine yeşillenmek...

Jehan Barbur... Keşfedilesi...

Eli kalem tutan insan sayısı artsın hep, sözcükler büyüsün, anlamlar çoğalsın devamlı... Her okuduğumda içim ısınsın birilerini ve her okuduğumda cız etsin içimde bir yerler kimi yazanlarda... Söz bilsin gücünü, insan dillensin...


Hem yazan hem söyleyense benim hayranlığım büyüsün, takdirim artsın... İki satır, 4 cümle olsun Jehan Barbur'un düz yazısından....

Her gün yeni bir hayal kırıklığı. İşin garibi, hayal kurmazken artık ben, nedir bu kırılan şeyler içimde? Gizliden tutulmuş bir dileğin haberi dahi yok tutulmuşluğundan. Kırılınca fark ediyorum.

Sonra şarkısından içi kopup gelsin, öylesine desin...

Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin
İçimi avcuna döksem
Beni azıcık çözer miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiçbir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni bilir miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiçbir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Düşümü aklına katsam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin


Çok sevdiğim birine benzetince ilk dinlediğimde tamam demiştim ben, Zuhal Olcay vari gelmişti bu çok büyük bir artıydı zaten benim için... Dinlendim dinlerken...

İlk mp3 ünü gönderene, Alper'e teşekkürler çok çok :)

Seversiniz belki siz de...

4 Ağustos 2009 Salı

Çok yaşayın ve de siz de görün...

Yarın sizin gününüzse, öbür gün ya da bundan sonraki her gün... Hediyem olsun... Değerini bilin... Kalemine sağlık Can Dündar ve sesine...



Eğer O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine bir akrep kadar hain... Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz sizden habersiz mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor ya da muzip sırıtıyorsa ve O her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp hüzünlendikçe ağlıyorsa... Dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse... Hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar... Her şiirde anlatılan O'ysa... Her filmin kahramanı O... Her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa... Bir anlık ayrılık bir ömür gibi geliyor ve O gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... İştahınız hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla habire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... Mütemadi bir sarhoşluk halinde her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... Hem kimseler duymasın hem cümlealem bilsin istiyorsanız... O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse... Gamze gamze tebessüm de O'nun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır bunca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa... Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız... Kaybetme korkusu kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... Geceyarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa... Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız sabırsız, sınırsız, doyumsuz bir tutkuyla... O halde yarın sizin gününüz!.."Çok yaşa"yın ve de "siz de görün".