29 Kasım 2009 Pazar

23 Kasım 2009 Pazartesi

Gözümden sakındığım... İyi ki doğanım...

Mutlu yıllar limonum, hayata karşı gücüm, meleklerimin ufaklığı, her şeye gülenim, hep gülsün istediğim... Mutlu ol çok çok hem de... Bil ki her zaman yanında, her zaman seninle olan kocaman bir ailen var, bil ki tüm zorluğuna rağmen yalnız olmadıkça kolay dünya... Bil ki gözbebeğisin teyzenin, bil ki tarif edilmezsin...

Miniğim, küçüğüm, limonum... Kendin gibi olsa her şey; en çok istediğim... İşte o zaman güzel ne varsa...

İyi ki gelmişsin dünyama, dünyaya... Seni çok seviyorum...

Teyzen...

22 Kasım 2009 Pazar

her şey sürdüğü yere dek...

Bakmasan da görürsün görmesen de hissedersin.. Geleceğini bilmendendir belki hazırlığın ya da hiçbiri olmasa da anlatılamayandır... Öyledir işte... Bir zamanlardır... Bir zamanların en’idir... Bir zamanların olmazsa olmazı... Bir zamanların yokluğunu düşünemediğindir... Sonra bir şeyler olur... Çok şeyler olur... Bazısını, çoğunu belki de kendisine bile anlatamaz insan... Konuştukça gerçeğine inanamaz o yüzden susar... Sonra bir şeyler olur, derin bir yara açılır... Zaman kapatır ya da kapatmaz; bilinmez bir yara... Kanar hiç durmayacakmış gibi; öleceğini sanır insan... Sanır işte... Sonra zaman el verir, insan kendiyle yüzleşir, yaşadıklarının bir bir üstünden geçer... Mutluluklarının, heyecanlarının, kalp atışlarının, sonsuz sandıklarının, hislerinin üstünden geçer insan... Kırgınlıklarını, hak etmediklerini, kabullenemediklerini, nasıl ya larını, nedenlerini, keşkelerini yaşar bir bir... İki kişilik hikayenin tek başına mücadelesini verir, tek başınalığa inanamaz... Hezeyana uğramış kalbini alır da laf dinletir... Zaman el verir insana, keskin kararlar, terk edişler yaşar... İnsan evini, işini değiştirir, hayatını eksiltir o yürek azıcık ayağa kalkabilsin diye... Zaman el verir, insan kendine bir iyilik yapar ve devam edebildiğini görür, kendi değerini bulur...

Sonra bir dört duvar arasında, insan kalabalığında bir merhaba olur bir de güle güle... Bu kadar azalır, bu kadar yok olur... Bu kadar yabancılaşır, başkalaşır... Ne sen tanırsın bir zamanlarını ne de engelleyebilirsin bunca yabancılaşmayı...

Hiçbir şey olmamış gibidir... Hiçbir şey... Hiçliktir artık her şey...

Hayat böyledir işte..

17 Kasım 2009 Salı

yalnızlığın anlaşıldığı anlar...

Evdeyim, salonda, üçlü koltuğun ortasında... Bağdaş kurmuş oturmuş, kucağımda notebook, media player'da pera classics... Hani kapatsam hiç ses olmayacak... Sağ tarafımda kocaman bir meyve tabağı, içinde yediğim milyonlarca mandalina kabuğu, bir tane de elma çöpü...

Ekşi'de yazmışlar, hayat bazen insanla dalga mı geçiyor ne?

16 Kasım 2009 Pazartesi

?'^+%&?


15 Kasım 2009 Pazar

görüyorum... görüyorum :)

İnsanın en çok, yapmadıkları ama aklında olanlar, kendisine yük oluyor sanırsam galiba herhalde. Çok ama çok uzun süre gözlük takmamak için direndim, mecbur kalmadıkça takmadım sonra öyle bir hal aldı ki durum 1.25 olan gözlükler mecburiyetim oldu, onlarla bile çattım kaşlarımı görmek için, çabaladım durdum, kendi kendimle dalga geçtim, çoğu ortamın da dalga geçilen insanı oldum, burnumun ucunu göremediğim zamanlar oldu.

Hal böyle olunca da aklı mantığı olan her insan gibi doktora gitme gerekliliğimin farkına vardım ama hem yoğunluk hem de içime kaçan tembellikten dolayı bu konuda sadece kendime telkinde bulunmakla yetindim en sonunda dün kendimi Dünya Göz’de buldum; randevuyu alan yine ben değildim; Argül sağolsun :)

Ölçümler alındı, bekleme sona erdi ve ben doktorun odasına girdim. Doktorum, dünya tatlısı ton ton bir amcaydı ki bundan mütevvellit kendisine hocam diye hitap ettim o da bana güzel kızım dedi :)

Az biraz azarladı; ne çok zorlamışsın sen kendini, gözlük diye taktığın sana yeter mi güzel kızım dedi, az biraz utanarak farkındayım hocam, tembellik ettim artmış baya değil mi dedim. Bir gözün 1.25 diğeri 0,75 miş bir zamanlar şimdiyse her ikisi de 2.75. Duruma en çok ben şaşırdım; arttığını tahmin ediyordum ama 2 falan olmuştur diyordum. 2.75 fazla geldi :(

Muayene sonrası hemen gözlüklerimin camları değişti ve 27 yaşında hayatıma lens kavramı girdi. Artık gözlük takma mecburiyetinde değilim, sevmediğim bir şeye mecbur olma eziyetinden kurtuldum. Hastaneden çıktığımda gözümde lenslerle kendi kendime, inanamıyorum her şey ne kadar net, normal insanlar böye mi görüyor şaşkınlığındaydım, etrafımdaki her şeyi okuyup saçma sapan kendimi test ederken buldum ve çok da eğlendim aslında, önümdeki 4. - 5. arabaya kadar plaka okuyor olabilmek, bütün tabelaları okuyabilmek, yolda sokakta karşıdan gelen insanların yüzlerinin net olması, arkadaşlarımla buluşacağım zaman şak diye kendilerini görebilmem... Gerçekten çok güzel :)

Artık her sabah takıp her akşam çıkartmak üzere lens gerçeğiyle karşı karşıyayım. Ailede gözleri bozuk olan tek insanım, gözleri sonradan bozulan bir insan olarak da bunu kabullenmemek için uzun süre direndim ama artık bu gerçeği sindirmiş bulunuyorum; vatana millete hayırlı olsun :)

9 Kasım 2009 Pazartesi

Keşke... İyiki...


Hayatında hiç keşke deme kızım dedi babam bana bir gün... Yaptıkların ve yaşadıkların için hiç keşke deme, yapmadıkların ve yaşamadıkların için de...

Bazen sözünü tutamadığım için babacığım mahcup oluyorum sana karşı, bazen senin o kimselere emanet edemediğin, kıyamadığın kızın keşke diyor... Sonra dilini ısırıyor; aklına sen geliyorsun...

Keşke’leri İyiki’lere çeviriyor...

2 Kasım 2009 Pazartesi

hadi feri hadi kuzum hadi başla da bitsin...

Hayatta iki konu var; gıdım anlamıyorum...
Birincisi para biriktirmek ikincisi zaman yönetimi...

Para biriktirme mevzusuna girmeyeceğim; ne zaman para biriktirdin sorusunun cevabı bende "lisedeyken çok sevdiğim bir arkadaşıma hediye almak için para biriktirmiştim" olur... Budur başka da bir şey değil... Borca girmem lazım benim; borca girersem tavan yapmış sorumluluk duygumla seve seve öderim o parayı. Aksi taktirde benden çok af edersiniz bu anlamda bir nane olmaz.... Bugün bireysel emeklilik yaptırma konusunda önemli bir adım attım; benim için konuyu araştıran, sorup soruşturan Argülcüğüme teşekkürü bir borç bilirim... Şimdi bireysel emeklilik yaptırırsam -henüz yaptırmadım, yaptıracağım- 56 yaşında 35000 tl param olacak :) İyi para ;) 56 yaşında 23-24 yaşlarında bir de çocuğum olursa al evladım bu para senin derim :) Anne olmak böyle bir şey sanırım :P

Zaman yönetimi mevzusuna gelince kuzum; 24 saat az bence, bu işte bir yanlışlık var. Ben uykuyu seven insanım; 7 saat uyuyacağım, en az 9 saat çalışacağım etti mi sana 16 saat... Geriye kalan 8 saate n'oluyor ben anlamıyorum sürekli bir kafa meşguliyeti sürekli bir yapacaklar listesi... Bitmiyor bitmiyor; ben zaman yönetiminden de anlamıyorum sanırım... Pıtır pıtır her şeyi yapan, her yere koşturan, sürekli enerjik, dinamik, mutlu, mesut insanlara şaşırmakla geçiriyorum hayatımı... Nasıl oluyor da bazı insanlar her şeye zaman ayırabiliyorlar, kendilerine bir kez daha yürekten tebriklerimi gönderiyorum... Bana da öğretsenizeeee... Bir de bende şu var bir işi yapmaya başlayınca onu bitiriyorum ama başlama kısmı off Allahım şöyle söyleyeyim çalışmamak için 3 oda 1 salon evi süt dök yala haline getiririm; misal şu an yapmam gereken ve aslında çok da sıkıştığım bir sürü iş var ama elim gitmiyor...

Ne yapmalı bilemedim... Bir bilene danışmalı... O halde bir bilen aranıyor... Duyurulur!!!