30 Temmuz 2007 Pazartesi

Tarifi imkansızlardan...

Dün gece ardarda 40 tane Sezen şarkısı dinledim ben, bence müthiş bir ses olan Bora Öztoprak’ın da içinde bulunduğu üç kişinin sesinden (Bora Öztoprak, Kaan, Onur Mete)... Dün akşam bir kez daha hayran kaldım, o 40 şarkının sözlerine bir kez daha inanamadım, nasıl yazılır kavrayamadım... Yine, yeniden geçirdim içimden uzun çok uzun yıllar daha versin Tanrı Sezen Aksu’ya, ben daha çok dinleyeyim, daha çok ıslanayım açıkhavalarda, hiç pas geçmeyeyim radyoda, televizyonda, çıkan her Sezen şarkısını kendime armağan bileyim istedim. Yaşamadıklarıma dahi hikayeler yazdıran, içimden akıp geçen şarkılar bitmeyen bir yol olsun. Beni unutma derken içimden geçen bir dua olsun her daim; yaşatma Tanrım bana böylesini, kimseye yalvartma böyle, cümleleri... Sonra bir yerlerden Bırak Beni çıksın gelsin... O da sadece üstüne hikayeler yazdığım şarkı olsun, zihnimde yer bulsun gerçeğimde olmasın, hiç olmasın hem de; dibine kadar bilirken yanlış olduğunu, çekip gidemeyecek kadar güçsüz kılmasın içimde hissettiğim sevgi beni... Bunlar sadece iki şarkının içimden geçişi daha yazılacak çok şey var halbuki; Son bakış, Kış Masalı, Aynalar, El Gibi, Gözlerine Göz Değmiş, Hasret, Adı Menekşe, Hayır, Köprü, İstanbul İstanbul Olalı, Davet, Denge, Erkek Güzeli, Şen Şarkı, İçime Sinmiyor, İkili Delilik, Eskidendi, Seni Kimler Aldı, Kurşuni Renkler, Perişanım Şimdi, Aşkları da Vururlar, Haydi Gel Benimle Ol, Vazgeçtim, Gidemem.... Devam etsem daha çok Sezen sıralarım... Benim Sezen tanımım... Bitimsiz... Bitmesin de...

23 Temmuz 2007 Pazartesi

Kazım... O bir yılan... Hem de Piton...

Periyodik olarak iki haftada bir Ereğli’de olmaktan sanırım ürkmek üzereyim sanmayın ki kötü olduğu için tam tersine bana Ereğli’nin yaşanabilitesi olan bir şehir olduğu fikrini vermesinden. Bu fikre alışmaktan ve hadi ben gidiyorum deyip kendimi Ereğli’de bulmaktan korkuyorum. Anne baba bu fikri duymasınlar hemen satın alırlar bu arada :) Müthiş bir Cumartesi akşamı yaşattı kuzen Meltem bana. Yalı’da rakı eşliğinde Ereğli’ye yakışır tazelikteki balığımı yedim kendileri çupra olur ki acaba levrek mi yesem diye de çok düşündüm bir daha ki sefere artık :) derin derin muhabbet ettik o anlattı ben dinledim üzüldüm ben anlattım o dinledi sevindi.

Sonra kendimizi sahilde bulduk ki diğer kuzen Önder’le ve liseden birkaç arkadaşla karşılaştık oturduk sohbet ettik güldük her ne kadar tedirgin de olsam ben masada. Hayvanseverlik etiketi altında bir pitonla aynı masayı paylaşmak pek de iç açıcı değildi. Şu an yavru olmasına rağmen ileride kazanacağı boyutları düşünemiyorum. Bir de aramda kan bağı olan iki insanın o yılanı ellerine alıp evirip çevirmesinden dolayı acaba ben bu aileye ait değil miyim diye düşünmedim değil ki onların bu tavrı karşılığında benim tedirgin bakışlarımı gören masa sakinleri de eee siz kuzen değil miniz ikisi oynuyor sen niye dokunmuyorsun sorusuna ben insanım çünkü diye cevap verdim :) Yılanın, piton olduğunun üstüne basıyorum, ismi Kazım arkadaşlar, niye diye sormayın bu niyeler bitmez...

Kazım’ı –saygıya bakar mısınız özel isim gibi davrandım- şu an AKP Genel Merkezine salıversek RTE da onu sinirlendirecek bir şey yapsa ısırma yetisi olmayan piton onu boğsa falan belki o zaman kendisine ısınabilirim. Belki... Bu konuda inanılmaz sorulara sahibim ama %47 oy almış, iktidardayken oy oranını arttırarak ikinci kez tek başına iktidar olma hakkı kazanmış bir parti bunun seçimini yapan milli irade karşısında ne yazık ki bana susmak düşüyor, demek ki çok memnunmuşuz, demek ki her şey güllük gülistanlıkmış da boşuna debelenmişiz. Her iki oydan birini alarak bu sonuçlara imza atan AKP karşısında susmakla yetiniyorum ve Baykal’a tepki gösterip de oy kullanmayan ya da başka yönelimlerde bulunanlara da ayrıca buyurun kına demek istiyorum... Hakkımızda hayırlısı... Kazım hadi bakiim AKP Genel Merkezine, hadi yavrum :)

Biz üç kuzen aralarında tedirgin olan yalnız ben birçok özelliğimiz gibi hayvanseverliğimiz de farklı :)

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Kız Kıza Muhabbetler :)

Y: aşk acısı çektiğini sanmıyorum o dönemlerde karar veren taraf kendisiydi çünkü. bitirilmiş bir şeylerin sancısı olabilir o ayrı ama. biliyorsun sancı ile acı anlatımı bile birbirinden farklı şeylerdir gerçi hangisi tercih edilir onu bilemeyeceğim; bitmeyen bir sancı mı yoksa güçlü ama kısa bir acı mı?

X: ben insanların yeni acılara açılma cesareti göstermeden mevcut acıları yanında taşıdıklarını düşündüğümden mümkünse kısa ama güçlü bir acıdan yanayım diğer türlü
her üzülme hissiyatında, her manasız şarkıda aynı sancı iç yakabilir, gereksizdir, bünyelere zarardır, en kötüsü de yaşarken her şey olağan, olması gereken haldedir
bir insana bahşedilebilincek en güzel şey, sevdiği insan tarafından sevilme lüksü ( ciddi bir lüks hem de ) diğeri de kendisini 3. gözle irdeleyebilme objektifliği ( bu lüksten de öte imkansızdır) sadece başkası senin durumuna düşünce, ben de böyle miydim acaba diye sorar, ama yok canım ben bu kadar kötü olmamışımdır der geçersin

Y: belirsizliklerin can sıktığı bir bünye olduğum düşünülürse uzun süreli sancı bana göre hala bir yerlerde bir umut taşımak demektir belkilere sığınmak hani olur ya demek gibidir dolayısıyla sürüncemeden kaçınmak adına keskin ama kısa acı makbuldür
çekersin kanarsın ağrır ağlar derin bir nefes alır devam edersin
diğer türlü senin de dediğin gibi gittiğin her yer dinlediğin her şarkı duyduğun her ses eğer insan acısıysa çektiğin onun sesi onun kendisi olur dikilir karşına
içinden incecik bir şey akar gider
dibe vurmak en sağlıklısıdır sonrasında iyi olmak için

X: şimdi illa da dibe vurmak gerekmiyor bence.... yani acımızı da usturuplu bir şekilde yaşayabiiriz di mi ama? tabii bu konularda en büyük önerim o Aman Allahım dünya yıkıldı zaten şeklinde ki zamanlarımızı satırlara dökmek daha sonrasında normal hallerde okuyunca geçmişi, geçmiş geçmişten öte bir masal gibi geliyor insana
o zaman diyorsun ki aklımı başıma alıp ayırmamayı da öğrenmem lazım
ama sen diceksin ki , hayat sözlerle yaşanmaz
ben de o da doğru diyeceğim

Y: şu diyalogda geçen beylik laflardan öte bir şey değil aslında ki her ikimiz de dibine kadar biliyorken birbirimizi. benim savımdır dibe vuracaksın ki ikinci bir hayat şansı sunulacak sana
ortalama sevdalar, ortalama girişimler, etliye sütlüye karışmadığın günler öldürdüğün zamanlardır kanımca. ve yine beylik bir laf olacak, sen öyle mi yaşıyorsun ki diyeceksin ama
yaşadığım olmasa da istediğim olduğundan ve reenkarnasyona da inanmadığımdan
bir kere geliyoruz -ve belki de bu cumleden sonra iyi ki demeliyim :) bu dunya ikinci kez cekilmeyebilirdi- dolayısıyla için ne diyorsa hayatın o olmalı
kimseye öyle istendiği gibi, öyle olması gerektiği gibi davranmayacaksın, başkalarının istediği hanım hanımcık kız, başarılı hatun, iyi anne, fedakar eş olmayacaksın
bunları eğer sen gerçekten istiyorsan sadece kendin için yapacaksın

X: ben bu kısmın tamamen laf olduguna inanıyorum işte yani kesin böyle yaşayan bir azınlık vardır ama işte o azınlıktan olmak kolay bir şey değill olması gerektiği gibi davranmamak bu konuda hemfikirim yani söz konusu sevgiyse, mutluluksa, sevinçse kişiselleşmek lazım bence

Y: benim de yaşadığım bu değil ama hani olması gereken buymuş gibi ama benim gibi senin gibi bünyesine sorumluluk yüklenip büyütülmüş dünkü çocuklar son nefeslerine kadar bunun doğru olduğunu kabul etseler de yaşayamazlar çünkü yok bizim kafamızda anlık hayatlar
hep bir sonra düşüncesi var belki de sonrasında yaşanması muhtemel sızıların korkusu günü yakalamaya olan uzaklık

X: ya sanırım yaşla beraber biraz uzaklaşma ihtimalimiz olabilir bu hallerden ama yine de zor
gel gör ki, bazı durumlar bizi en azından beni uzun vade düşünmelerimin manasızlığı konusunda bilgilendirdi buna iş dünyasinda profesyonellik diyorlar, duygusal arenada ne deniliyor bilmiyorum da

Y: ben bu profesyonellik olaylarına katılmıyorum eninde sonunda her şeyinle ortada bir tek sen varsın, yaşadığın olaylar ve verdiğin tepkiler var bunun amatörlük profesyonellik diye de bir ayrımı yok bana kalırsa. iş dünyasında profesyonellik diye adlandırılan davranış biçimini sergilemeyi becerebilen onca insan bu bir beceriyse tabii özel hayatlarında tam zıttı bir tavır sergiliyorlarsa bu çelişkinin tanımıdır


X: ya ben insan evladının yaşadıkları doğrultusunda bazı

duygularını rafa kaldırdığını ve bunun bir çeşit rasyonelleşme yolu olduğunu düşündüğünü varsayıyorum ve bir yerden sonra öğrendiklerin, terk etttiklerin hepsi karar mekanizmani etkiliyor sonrasında profesyonel ya da her neyse o olunuyor ama zaten
duygusal mecrada insan prof. olmasın canım
hiç gerek yok bu sıfata....
dışta olmadığı için sadece güdü olarak nitelendirilen ama bence içgüdü şeklinde kulağa daha hoş gelen tanımıyla, ilişkiler satranç masasından öte iç güdüyle, sorgulamaksızın daha doğru doğru değil de sağlıklı yürütülür

Y: ben bu cümlenin üstüne cümle kurmuyorum :)

16 Temmuz 2007 Pazartesi

LOST'a veda :( Hoşgeldin Heroes :)


Veeee LOST bitti... Taşındığımdan bu yana bana yol arkadaşlığı eden efsanevi dizimin :P yayınlanmış bölümlerini tamamlamış bulunuyorum. Şimdi dördüncü sezon başlayana kadar beklemek düşüyor bana da diğer LOST izleyenleri gibi ... Halbuki böyle çok schön dü ben istediğim zaman izliyordum istemediğim zaman amannn bu kadar felsefe kaldıramayacağım bugün diyordum. Şimdi Şubat 2008 itibariyle yayınlandıkça izleyeceğim bir dizi halini alacak (Sataşma : Mutlu musunuz sayın Pülent sizin benimsediğiniz şekle dönüşüyoruz :P ? ) Tamam itiraf ediyorum Matthew Fox’suz geçecek günleri sayacağım o boşluğu da Deniz’in sponsorluğunda Heroes izleyerek dolduracağım. Peki Deniz Bey sorarım size var mıdır Heroes’da da bir Jack Shephard? Ben cevabı biliyorum sağol :P Yiğidi öldür hakkını yeme halleri :)))
Şaka bir yana adını duyduğum andan beri benim bu diziyi izlemem için çabalayan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim ki inanılmaz mutlu mesudum ben izlediğim için, sanırım bu hikaye ilk önce Ozan’la başlamıştı sonra Berk bizzat girişimde bulunmuş ama en başarılı olduğu kişi Cihan olmuştu –şu an hiç alakası olmasa da 12 bölümde kaldı kendisi- en sonunda ben yeter ya kimseyi bekleyemeyeceğim ben başlıyorum izlemeye diyerek Mehmet Ali’den 3 sezon tüm bölümleri alıp izledim dolayısıyla süreç de adı geçen herkese ama en çok da ofiste aynı yoncayı paylaştığım Mehmet Ali’ye teşekkür ediyorum hatta onun söylemiyle very special thanks to M.Ali diyorum :)

İzleyenlerle ayrı bir platformda konuşup tartışırız ama henüz izlemeyip de izlemeyi düşünenler olduğunu bildiğimden diziye dair bir şey yazmayacağım - bir insan bu kadar saygılı olabilir :) - sadece Charlie ölmemiş olsun diyorum n’olur... :)

Heroes’un da beni LOST kadar sarmasını diliyorum ama DVD sahibi karakter öyle olmayacağını iddia ediyor ;)
PS: Matthew Fox albümü yapmadığıma şükredelim :P


10 Temmuz 2007 Salı

Güzel ve Dahi... Acaba???


Yurtdışında “Beauty and the Geek” adı ile yayınlanan yarışma programının Türkiye versiyonu “Güzel ve Dahi” yani yine copy edit paste durumu. Bunun Türk yapımcılar tarafından makul bir açıklaması vardır belki ama bir tane de orjinal bir şey olsun n’olur (kaynana-gelin yarışmaları dışında). Bu hafta Show TV’de yayına başlayan yarışmanın güzel kısmını kızlar dahi kısmını erkekler oluşturuyor. Peki niye? Oturup izlemişliğim yok ancak gazete ve haberlerden takip edebildiğim kadarıyla –maruz kalmak böyle bir şey olsa gerek- ağlanacak halimize gülme durumu sergiliyoruz. 8 kız 8 erkek ve 100.000 YTL –beş sıfır var :P- para ödülü. Sosyolojik açıdan incelenmesi gereken bir yarışma programı hani tez konusu olacak cinsten. Hangi insan ödül 100.000 YTL de olsa kendini bu kadar komik duruma düşürebilir. İçimden Allahım n’olur gerçek olmasın bunlar dedim izlerken yani dünyada yer doldurmak dışında bir fonksiyonu olmayan insan topluluğu olarak nitelendirilebilincek, içlerinde üniversite dahi okumuş kızların olduğu 8 kız, lütfen gerçek olmasın. Hemcinslerim için böylesi bir yazı yazmak gerçekten hiç hoşuma gitmiyor çünkü bende ne olursa olsun bir kız korumacılığı vardır; ancak söz konusu arkadaşların elle tutulur tek bir yanları yok. Kimseyi bir şey bilmediği için yargılayacak bir bünye değilim ben ama yaşadığın döneme denk, yaşadığın coğrafyaya ait insanlarla ilgilenmesen de kulak dolgunluğu olmaz mı ya demekten de kendimi alamıyorum. Belki bir klasifikasyonda aynı başlık altında yer alıyor olmaktan bu sıkıntım ama televizyon ekranlarında “görseller de beyinleri yok bu kızların” mesajının verilmesinden acı duyuyorum. Yine o kızların hayatlarındaki tek uğraşın görsel zevke hitap etmek olmasından derin bir sızı duyuyorum ki bunların ileride anne olma ihtimallerinin olması çocuk yetiştirecek olmaları tam bir felaket tanımı oluyor zihnimde. Şundan da çok eminim bundan önce de vardı, şimdi de var ve ileride de olacak çünkü öyle bir erkek popülasyonu var ki bu ülkede, bu dünyada konuşmasın yanımda dursun, güzel olsun beyine gerek yok diyen, zeki hatundan ürken, erkek baskınlığını bu tip kızlar üzerinde sonuna kadar kullanabilecek bundan da gurur duyacak. Eee böyle bir popülasyona cevap vermek gerek.

Bakın kim kimmiş de biz bilmiyormuşuz :P

- Semra Özal ünlü bir sanatçıymış hatta eşi de ünlüymüş. –Semra Özal’ı tanımak kişisel gelişime tek bir artı koymasa da Turgut Özal’ın bu ülkeye yaptıklarını, zamanında başbakan sonrasında da cumhurbaşkanı olduğunu, hadi detay istemiyoruz ama kabaca da olsa yaptıklarını 20 yaşındaki bir hatun bilsin lütfen-
- Bülent Ecevit’in partisi DSP değil DYP’ymiş.
- Pele elinde futbol topu olduğu için futbolcuymuş, ben de futbolcu olabilirim yani :)
- Maradona Macit adında Bursaspor’da oynayan dünyaca ünlü bir futbolcumuzmuş –bizimmiş yani- kurguya bayıldım...
- Hıncal Uluç gazeteciymiş aynı zamanda köşe yazarı –köşe yazarları gazeteci olmadıklarından bunu ayrıca belirtme ihtiyacından dolayı tebrik ediyorum kızımızı- haa bir de Ece Gürsel’in sevgilisiymiş bir zamanlar, puro içtiğini de unutmamak lazım.
- Abdullah Gül’ün hala görevde olup olmadığını bilmese de tanımış olmasına şükrediyoruz, kendisine George Clooney de diyebilirdi kızımız –hani benziyormuş ya, ben körüm sanırım-
- Clinton Bush: buna hiçbir şey demiyorum, kabus bir ikili yarattı kızımız
- Fazıl Say Hande Ataizi’nin sevgilisi olduğu için zihninde yer etmiş kızımızın, müzik, kalite falan yalan yani :(
- Irak’ın başkenti Lübnan o olmazsa Musul ama Bağdat değil kesinlikle bir de kızımız utanmadan aslında benim annem de Arap ama işte kem küm hallerinde.
- Aynı arkadaşın Ahmet Necdet Sezer için söylediklerine şaka ya ciddi değil demek istiyorum ben sadece, ANAP’lı da yaptık ya Sezer’i hayırlı olsun.
- Kenan Evren’e Kemal, Kazım ve korkarım kendi ya da candy diyen bir varlık var Türkiye’de. Ressam dese daha az üzülürdüm :(
- Tayyip Erdoğan başbakan olmadan önce İstanbul’da n'apıyordu sorusuna yaşıyordu cevabını veren kızımızın belediye başkanlığı dönemin de bir eli yağda bir eli balda hayatını yaşıyordu demek istediğini düşünüyorum biraz kara mizah tadında, çok mu iyi niyetliyim?
- Tansu Çiller birçokları için ekonominin altını üstüne getiren, 5 Nisan’ı zihinlere kazıyan hatun kişi, başbakan olmaktan çıkmış, sarışın, Ankara Bilkent Sitesinde evi, Mert Çiller adında da bir oğlu olan kadın halini almış. Bravo valla ne çabuk unutuyoruz...
- Adolf Hitler adı sanı bilinmez biri olmuş, Elvis Presley Eurovision’a katılmış üstelik de birinci olmuş, Pavarotti Bill Gates ile karıştırılır olmuş –ben cidden körüm sanırım ya-

Bu yarışmanın kızsal tarafıydı, dahi diye nitelendirilen beylere gelince benim zihnimdeki dahi tanımındaki kişinin orada olmaması gerekir , orada ise, bu sirke dahil ise isterse Albert Einstein olsun benim gözümde bir hiçtir. Ayrıca sorarım size güzel diye önünüze getirilen, masanıza çıkartılıp iki cm eteklerle dans ettirilen kızlar yaptıklarından utanmazlarken –kadının sex objesi olarak kullanılması durumu- siz sayın dahi beyler niye kafanızı oraya buraya çevirirsiniz hayır bu hareketle takdir topladığınızı düşünüyorsanız diğerlerini bilmem ama benden sadece offf yaaa tepkisi alıyorsunuz. Programa dair tek sözüm her anlamda midem bulandı. Katılanlardan, sunanlardan, stüdyoya gidip yaşadığı ülkenin cumhurbaşkanını tanıdığı için yarışmacıya alkış tutan seyirciden midem bulandı.




Size bir link belki benimle aynı fikirdesinizdir. Bu yarışma olmasın istiyorsunuzdur ya da isteyin...

http://www.rtuk.gov.tr/sayfalar/GorusOneri.aspx

Ece Temelkuran'ın 13 Temmuz 2007 tarihli köşe yazısı

http://www.milliyet.com.tr/2007/07/13/yazar/temelkuran.html

Off Allahım yaaa...


9 Temmuz 2007 Pazartesi

Duygusal mıyım neyim??

Aykut benim ilk arkadaşım dolayısıyla en eski arkadaşım. Babam babası, annem annesi ile arkadaş olduğundan doğar doğmaz arkadaş olmuşuz biz de, aynı mahalle, aynı okullar, aynı arkadaşlar girmiş hayatlarımıza, ardımda hep bir Aykut güvencesi hissetmişim, hani ağbi gibi, ortaokul ve lise yıllarım boyunca beni üzenlere "uzak dur Feri’den" mesajı vermiş, canım her çikolata istediğinde sıramda bulmuşum. Seçim bizim değilmiş ama seçmediklerim arasında hayatımda olanlardan en mutlu olduğumdur belki de Aykut. Kardeşim gibidir ya da Önder ve Meltem gibi... Birlikte büyüdüğüm kuzenlerim gibi... Belki böyle yakın hissettiğimden onu damatlıklar içerisinde yanında Zeynep ile gördüğümde çok heyecanlandım içimde bir yerlerde çok ama çok mutlu olsunlar dileklerimi büyüttüm. Birbirlerini nasıl sevdiklerini gördüm, nasıl derin baktıklarına birbirlerine, bir ömür boyu o bakış hiç değişmesin istedim... Üzerinde, içinde neresinde olduğumuzu bilmediğim bu dünyada çok fazladır belki iyilerin sayısı ama Aykut gerçekten fazla iyi bir insan... Dilerim her şey onun yüreği kadar derin öyle temiz ve güzel olur :)

Bir yastıkta kocayın, birbirinize çok çok iyi bakın :) Darısı bekarların başına ;)

Okuyucuya Not: Fotoğraflarda göz sorgulamasına girmeyiniz, zira çok uğraşmama rağmen normalleştiremedim :(

6 Temmuz 2007 Cuma

Bir nev-i terapi...


Yakın çevremdekiler bilir, taşındım taşınalı İstanbul trafiğinde geçirdiğim zamanı notebook taşıma pahasına da olsa LOST ile süslüyorum ben ve üçüncü sezonu bitirmeme çok az kaldı. Arada bir Cumartesiyi çıkartırsak da hepsini Mecidiyeköy-Avcılar-Kozyatağı arası yollarda izledim. Şimdi de izlediğim 66 bölümden bir sahneye kendimi yerleştirdim. Bir anlığına Juliet olmak, aynanın karşısına geçip kendimi müziğe bırakmak istedim. Herkesin terapi şarkıları vardır muhakkak benimki de bana kalsın ama aşağıdaki videoda Juliet’in dinlediği şarkı bugün benim de terapim olsun zira iki gündür anlamadığım, sebepsiz bir sıkıntı nefesimi daraltıyor, içimde büyüyor. Ben gözlerimi kapatıp Downtown’a teslim oldum bile... Hadi hayırlısı diyerekten....



When you're alone and life is making you lonely
You can always go - downtown
When you've got worries, all the noise and the hurry
Seems to help, I know - downtown
Just listen to the music of the traffic in the city
Linger on the sidewalk where the neon signs are pretty
How can you lose?
The lights are much brighter there
You can forget all your troubles, forget all your cares
So go downtown, things'll be great when you're
Downtown - no finer place, for sure
Downtown - everything's waiting for you
Don't hang around and let your problems surround you
There are movie shows - downtown
Maybe you know some little places to go to
Where they never close - downtown
Just listen to the rhythm of a gentle bossa nova
You'll be dancing with him too before the night is over
Happy again
The lights are much brighter there
You can forget all your troubles, forget all your cares
So go downtown, where all the lights are bright
Downtown - waiting for you tonight
Downtown - you're gonna be all right now
And you may find somebody kind to help and understand you
Someone who is just like you and needs a gentle hand to
Guide them along
So maybe I'll see you there
We can forget all our troubles, forget all our cares
So go downtown, things'll be great when you're
Downtown - don't wait a minute more
Downtown - everything's waiting for you
Downtown, downtown, downtown, downtown ...

5 Temmuz 2007 Perşembe

Pek yakın bir tarihte ardışık bir biçimde hayatıma giren iki kişi; sırasıyla İlker ve Deniz... Onların sayesinde de (filmi izledikten sonra onların yüzünden de olabilir bu ifade :P) gündemimize oturan Star Wars klasiği... Evet ben bu seriyi izlemeyenlerdenim ve bugüne kadar da hiç ilgilenmedim bundan da utanmıyorum :P ama şimdiden sonra bir görev niteliği aldı :P (tamam ya söz verdik izleyeceğiz...) Az önce yazdığım bilgilendirme yazımı şimdi süreçsel bir yaklaşım da ekleyerek genişletiyorum. Bundan önceki yazıma Jar Jar Binks kim onu bile bilmiyorsun :P diyen Sayın Çoban’ın sonradan verdiği artı iki karakter (Anakin Skywalker ve Darth Sidious) ödevine cevabım aşağıda bulunmaktadır :)

Jar Jar Binks:

Star Wars serisinde geçen hayali karakterlerden biridir. İlk üçlemenin (kronolojik olarak son üçleme) tüm filmlerinde (Bölüm I,II ,III) yer almıştır.

Filmdeki rolünün öncelikli amacı bir komedi unsuru oluşturmasıdır. Bunu da Gunganlara (bu ne beee demek ki bi terminoloji var öğrenmek gerek :P) özgü yürüyüşü ve lisanı sağlamaktadır. Jar Jar Binks, filmlerde Ahmed Best tarafından seslendirilmiştir. Görüntüsü tamamıyla bilgisayar tabanlı olarak oluşturulmuş bir karakterdir. Buna karşın çekimlerde kostüm giymiş olan Best tarafından diğer oyuncularla beraber oynanmış ve daha sonradan animasyonla canlandırılmış karakter ile yer değiştirilmiştir.

Unvanı: General (Gungan Ordusu), Chommell Sektörü senatörü
Gezegeni: Naboo
Türü: Gungan
Cinsiyeti: Erkek
Boyu: 1.96 metre (yuhhhh uzun olsaymış!!!)
İlgili Kurumlar: Galaktik Cumhuriyet, Galaktik Senato, Gungan Ordusu
Canlandıranlar: Ahmet Best (Seslendirme ve animasyon için karakter oluşturma)


Anakin Skywalker:

Star Wars evreninde yer alan hayali bir karakterdir. Star Wars hikayesinin ana karakterlerinden biridir.


Unvanı: Padawan, Jedi Şövalyesi, Jedi Konsey Üyesi, İmparatorluk Kumandanı, İmparatorluk Generali, Sith Lordu
Gezegeni: Tatooine
Türü: İnsan (bu bizden :))
Cinsiyeti:
Erkek
Boyu: 1.85 metre
İlgili Kurumlar: Jedi Konseyi, Galaktik Cumhuriyet
Canlandıranlar: Jake Lloyd (I, çocukluğu)
Hayden Christensen(II, III)


Darth Sidious:

İmparator Palpatine, Galaktik Cumhuriyet’in son Başkanı ve Galaktik İmparatorluğun ilk İmparatoru olup aynı zamanda Darth Sidious olarak da bilinir.

Palpatine, amacı tüm galaksinin yönetimini ele geçirmek olan bir Sith Lordu'dur. Bu hedef doğrultusunda kurduğu komplo ve tuzaklar ile Galaktik Cumhuriyet'in çöküşünü hazırlamış, ve kendi yönetiminde bir imparatorluğun kurulmasını sağlamıştır.

İlk üç bölümde ve altıncı bölümde Palpatine'i Ian McDiarmid oynadı. Beşinci bölümde Clive Revill seslendirdiğinde holografik görüntüye Ian McDiarmid koyuldu. Dördüncü bölümde Palpatine karakteri ise henüz yoktu.

hay teknolojine kurban :)

benden size armağan :)

James Blunt'un "You're Beautiful" ı ingilizlerce "Tüm zamanların en rahatsız edici 10 şarkısı" araştırmasında birinci olmuş. Biz bu şarkıyı bir zamanlar her gün mutlaka listemizde tutmamış mıydık? Ya da sadece ben mi öyle yapmıştım. Güzel bir şarkı "You're Beautiful", kaldı ki güzel olmasının ötesinde çok gerçek. Hanginiz şimdiye kadar hiç tanımadığı ama siyah şehir kalabalığında tek bir bakışını yakaladığı herhangibiri üzerine 10 saniyeliğine de olsa bir ömür kurmadı, bir daha karşılaşmayacağından emin olduğu biriyle birlikte yaşlanmadı kısacık da olsa? İngilizler her ne kadar rahatsız edici bulsalar da ben bu şarkıyı hala çok seviyorum... İstanbul trafiğini süsleyen, şehrin kaosunu anlamlandıran hayal dünyası geniş insanlara da bir kez daha hatırlatıyorum :)




My life is brilliant. My love is pure.
I saw an angel.Of that I'm sure.
She smiled at me on the subway.
She was with another man.
But I won't lose no sleep on that,
'Cause I've got a plan.
You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
I saw your face in a crowded place,
And I don't know what to do,
'Cause I'll never be with you.

Yes, she caught my eye, As we walked on by.
She could see from my face that I was, Fucking high,
And I don't think that I'll see her again,
But we shared a moment that will last 'till the end.
You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
I saw your face in a crowded place,
And I don't know what to do,
'Cause I'll never be with you.
You're beautiful. You're beautiful.
You're beautiful, it's true.
There must be an angel with a smile on her face,
When she thought up that I should be with you.
But it's time to face the truth,I will never be with you.

4 Temmuz 2007 Çarşamba

Allaaa Allaaaa!!!!


Kimseye hiçbir şey demeyeceksin bu dünyada; en yakınındaki de olsa yoldan geçen adam da olsa... Hiçkimseye hiçbir şey demeyeceksin, aldığın tepkiye hiç şaşırmayacaksın.... Kendine sürekli bu telkini vereceksin... Bu dersin bütünlemesine kalmayacaksın... Zira kimsenin burnundan kıl alınmıyor.... -bu da ne iğrenç bi terimdir ya, ne işin varsa birilerinin burnundaki kılla- Suçlamayacaksın, anlamaya çalışacaksın; belki regl olmuştur, belki işte canını sıkan bir şey olmuştur, belki hayat işi gücü bırakıp onun üstüne yürüyordur bugün, belki senin Pazartesi nefretin gibi onun da Çarşamba nefreti vardır, belki aslında söylemek istediği o değildir de sen hasasssındır, belki, belki, belki... amannn aslında bunu da yapmayacaksın, sebep olmasa da olur deyip geçeceksin. En önemlisi kendini avutmayacak, yalın bakacaksın olaya. Bugünün dersi de bu olsun o zaman... Sıkı ezber bekliyorum Sayın Savaş... peki Hocam... -kendi kendine konuşma halleri, tehlike sınırlarındayım-

Yazı kişisel değil geneldir, üstünüze alınmayınız, zira yalnız bir kişi değil bugün gergin msnz beeeaeaea dediğim...


3 Temmuz 2007 Salı

Polo Delikli Nane :)

Tekrar hayatımdaaaaa :) Sizi bilmem ama bu haber beni inanılmaz sevindirdi zira kendisinin benim geçmişimde ciddi bir yeri vardır. Ortaokul desem, Mehtap desem, Market 76 desem, her öğle arası, yemek sonrası desem.... Alın size bilmece, cevap ne desem... tabiiki Polo Delikli Nane :) Nestle’nin en büyük hatasıydı Türkiye’de artık Polo Delikli Nane yok demesi şimdi bu hatayı telafi etti. Kaybolan eşeğimi bulduğu için Nestle’ye teşekkür etmeyeceğim (kusura bakmayın Nestle ahalisi :P) Hiçbir değişiklik yok; paketi yine ölümüne sıkı, hani uğraş bak içinde ne güzel bir şey seni bekliyor der gibi :) Şekli şemali her şeyi aynı, tat yine o müthiş tat. Sadece ben büyümüşüm; artık ortaokul sıralarında ders aralarında yediğim şeker -pardon o sadece bir şeker değil Polo Delikli Nane :)- olmaktan çıkmış tam da hayatın içinde, işyerimde, masamın en güzel köşesinde yerini almış durumda. Değişmeyen başka bir konu da benim kendisiyle ilişkim :) Hala aynı şekilde yiyorum, dişlerimi birleştirip, kendisini dikey biçimde ağzımın ön kısmında dişlerimin arkasında tutuyorum o orada eriyor, inceliyor, keskinleşiyor ve çıttt kırılıyor :) çok eğlenceli çokkkk tamam bir itiraf daha her Polo Delikli Nane severinin yaptığı gibi sığsa da sığmasa da -ki benimki sığmıyor- dilimi o deliğe sokmaya çalışıyorum :) Özlemişim ya, süper tekrar birlikteyim. Eee hadi teşekkürler Nestle :)

2 Temmuz 2007 Pazartesi

İsmim anlamsız değilmişşşş :)

25 yaşındayım, 5 dakika önce hayatımda inanılmaz önemli bir an yaşadım, hemen blogumla paylaşmak istiyorum :)
Ben ki senelerdir ismimin anlamını arar bulamazdım -demek ki iyi bi araştırma yapmamışım- az önce google da "ferihan" yazdım ve google'ın 12. o'sunda adımın anlamını buldum çok ama çok mesudum :) artık insanlarla tanıştığımda hımmmss ilginç anlamı ne sorusuna sinirlenmeme gerek kalmadı :) Hemen babama haber vermeliyim yazık adam senelerdir ismimi fer-i han yapıp; evimin ışığı der durur daha fazla kasmasın.... çok mesudum çokkkk :)
İnanmayanlar için bknz:
Ferihan : Razı, hoşnut, sevinçli.
Bu araştırmayı yaparken rastladığım kro ötesi blogu da sizinle paylaşmak isterim ki bahsi geçen Ferihan ben olmadığım için çok mutluyum hani ismimin anlamı var diye sevindiğimden daha çok sevindim :))))

Doğumgünü Çocuğu :)

Geç bulduğum ama önümde çok uzun seneler olduğunu bildiğim her şey gönlünce olsun, senin kadar değerli, o kadar değiştirilmez, müthiş olsun hayatın. Dokunduğuna iz bırakansın ve bende hiç kaybolmayacaksın. Ömrümün sonuna kadar dost dediğim dost bildiğim hayatımın iyisini kötüsünü paylaştığım ol. Benim için Ozan dediğim andan itibaren nasılsan bundan sonrasında da fazlası ol ama eksiği olma. Bir kahve içimlik yakınımda, en çok bir telefon uzaklığında ol. Gittiğin yerde çok ama çok mutlu ol. Benim, bizim kadarını bulamasan da :) en azından bize yakınları bul. Isıtsınlar içini oralarda :) Gecen sene ben yoktum bir dahaki sene belki sen olmayacaksın 2 Temmuz’da buralarda o yüzden bugün mümkün olduğu kadar farkında olalım elimizdekinin. Ozan’ım mutlu çok mutlu yıllar diliyorum sonuna kadar hak ettiğin gibi.

Söylemeden edemeyeceğim dileklerimi bozmak istemesem de ben senin eğlenceli tarafını ama en çok da hayatı paylaştığımız nasıl ya dediğimiz keşkelerimizi iyikilerimizi masaya yatırdığımız anlarımızı çok özleyeceğim :(

Neyse... Doğumgünü konseptine dönersek her şeyi toparlayan cümlem;

İYİ Kİ VARSIN!!!