29 Mart 2010 Pazartesi

It all begins with a choice...

Her karar bir tercihtir... Her tercih iyiye ya da kötüye gebedir... En başından bilmediğimiz... Her tercih sahibine yüktür... Taşımasını bilmek gerekir... Taşımaktan mutlu olmak, keyif almak gerekir... Aldığı her karar insanın ta kendisidir çünkü... İyidir ve kötüdür... Çünkü insan hem iyidir hem kötü...

Her karar bir yoldur, ya tek başına yürünen ya da el verdiğin birilerine... Beraber olduğun... Ummadığın güzelliklerle karşılaştığın, şaşırdığın... Emin olmadığın sonra iyiki dediğindir... Her tercih aslında içinde hep umarımları saklayandır... İyileri gördükçe taçlandığın.... Güne huzurla başladığın, kendikendine uyandığın, mutlu kalktığındır... Yüreğine bahar gelmesidir bazı kararlar; o griliği silip atması derin nefesler vermesidir... Bazı kararlar sihirli bir kutudur, hokus pokustur... Herkeste olsundur...

:)))


Kaderde sistemden dayak yemek de varmış, bu nasıl mesaj, sanırsın biri benimle konuşuyor :) sistemin içine bilmişin teki kaçmış :))


Özetlemek gerekirse danışman yani ben su01 işlem kodu aracılığıyla kullanıcının (FYUKSEL) bloke olmuş user ının blokajını kaldırmaya çalışıyorum; meğer yanlış şifre girmekten değil de system admin tarafından bloke edilmiş user ama ne olursa olsun sistem danışman döver mi :))

17 Mart 2010 Çarşamba

yokluk...

Doğum-Ölüm... Siyah-Beyaz... Var-yok...

Çaresizce kabulleniş anın donmasını, sonrasının hiçbir zaman aynı olmayacağını... Doğumgününde aklına gelmesi vefat eden bir arkadaşın... O güne dönmek, tekrar etmek... Hatırlamak, tazelemek... Fotoğraflarına, görüntülerine bakmak... Hala silemediğin telefon numarasını çevirsen sanki onun sesi gelecekmiş gibi hissetmek... O numarayı hiç ama hiç silemeyeceğini adın gibi bilmek...

Eksilenlere rağmen devam ettiğini görmek hayatın... Buna sevinmek mi gerekir üzülmek mi bilememek... Alışmak acı geliyor bazen... Yokluklara...

En büyük öğreti, en büyük ders ve tek gerçek benim lügatımda ölüm... Karşısında her şeyin anlamsızlaştığı... Düşündüğümde kırgınlıklarıma kızdığım, kırdıklarıma hayıflandığım... Sonra içine gömülüp hayatın hepsini bir bir unutup yine kırdığım yine kırıldığım...

Bu bilinçle yaşayıp hep değer bilemez mi insan hep değer bilemez miyim ben...

16 Mart 2010 Salı

danışmanın hayatından kesitler...

Bu akşam sıcacık yuvasında misafir ağırlamayı düşünen danışman misafirlerine kusura bakmayın deme terbiyesizliğinde bulunur ve kendini sisteme, uyarlamaya, koda, çok sevgili müşterilerine adar, akşam yemeğini misafirleriyle doyumsuz sohbetler eşliğinde geçirmek yerine karnını ofisin mutfağında pizza yapan eller dert görmesin diyerek doyurur ve saatler 22:12 yi gösterirken ofis telefonu çalar o da açar;

Karşıdaki ses: Bilmem ne güvenlikten arıyorum alarm kurulmadı da unuttunuz mu acaba?
Fery: Hayır ofisteyiz ve çalışıyoruz?
Karşıdaki ses: Hıımmss kolay gelsin o zaman ne diyeyim....

Derin bir sessizlik... Telefon kapanır...

Fery: Nasıl yani????


3 Mart 2010 Çarşamba

Kırmızı rugan pabuçlarla mutluluk peşinde koşan küçük kız...


Öksüz bir blogun canlanması için çabalayan gençlik;

Yazar : Malumafatrus
Konuyu belirleyen : Varol Döken
Yüzüne kocaman gülümseme yerleşen : azicikben

Kime ne faydası oldu --> bu blog öksüz değil tamam mı??? :P

Küçük kızlar mutluluk yerine balon peşinden koşar, o balondur minik hayatının anlamı. Bu yüzden rüzgara karışıp giden balondur ufacık hayatını altüst eden fırtına ve yepyeni bir balondur yeni bir maceraya başlamasına sebep olan kıvılcım.

Bilincin olduğu yerde uzun ömürlü mutluluk olmaz, o yüzden mutluluk çocukluk anıları ile doludur. (belki de çocukluk anısı mutsuzluk barındırmaz) Nedensiz, niçinsiz mutluluklar... Bu yüzden kendini üzmek alanında uzmalanlaşan koca koca kadınlar çocukluklarındaki kırmızı pabuçlara tekrar sahip oldukları vakit geçmişi de geri getirebileceklerine inanırlar.

Oysa ki mutluluk, peşinden koşulduğu vakit yakalanamayacak kadar iyi bir koşucudur.

Oysa ki mutluluk, hiçbir kabın sabitleyemeyeceği kadar uçucu bir gazdır.

Oysa ki mutluluk, hiçbir fotoğrafın donduramayacağı kadar havayidir.

Ve bunun için mutluluk hiçbir ökçeyi kabul etmeyecek kadar yalındır...

Peşinden koşulmadığı zaman yatağının başına kırmızı rugan pabuçları getirecek kadar da hatr-ı şinas bir dosttur.

Yıllar geçse de eskimez...

Yıllar geçse de her karşılaşmada “ gördüğüme sevindim” dedirtir.