29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyet, özgürlük demek!!!


Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!


Mustafa Kemal ATATÜRK


Bu bilinç, bu inanç, bu güç... Dilerim her Türk gencinde vardır... Sahip olduklarımızın değerini kaybedince anlamamak için farkında olalım, öyle yaşayalım...


Milli değerlere sahip çıkan herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!!!

20 Ekim 2009 Salı

Ağzına sağlık Özdil... Anlayana tabii..

Teslim’iyet töreni

PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve KKTC’de törenlerle kutlandı.

Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı.

Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk’e teşekkür plaketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmi geçit kortejine katılarak, halkı selamlaya selamlaya Silopi’ye girdi. Temsili karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsili bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, akli dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilayet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vali’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sahibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plaketi verildi.

* * *

Karayoluyla Diyarbakır’a giden PKK heyeti, oradan, havayoluyla Ankara’ya geçti. Ancak, bu seyahat için, başbakanlığa yeni alınan 18 koltuklu DAP uçağının tahsis edilmesi, krize sebep oldu. PKK’lıların “Sıkış tepiş olacağını bilseydik, gelmezdik” diye yakınması üzerine, derhal 40 koltuklu Ana uçağı tahsis edildi. Bu bekleme sırasında VIP’te yürekleri ağızlara getiren bir sabotaj girişimi yaşandı ve “Türk” kahvesi ikram edildi... Irkçı muameleye maruz kaldıklarını söyleyen PKK’lılar, “Kalkın, dönüyoruz Kandil’e” dedi. Allah’tan Sırrı Sakık devreye girdi, “Espresso olmadığında ben bile Türk kahvesi içiyorum” diyerek, tatsızlığın büyümesini önledi. Faşist garson gözaltına alındı.

Sırrı Sakık’a da teşekkür plaketinin yanı sıra Beluga havyarı takdim edildi.

* * *

Başkent’e inen PKK’lılar, gündüzdü ama havayi fişeklerle karşılandı, deve kesildi, nazar değmesin diye alınlarına sürüldü, TOKİ’nin hediyesi dubleks dairelerin anahtarları hediye edildi. Limuzinlerle TBMM’ye geçen PKK’lılar, önce, Meclis Lokantası’nda AB büyükelçileriyle basına kapalı yemek yedi, sonra, DTP grup toplantısına katıldı; Şeş TV’nin yanı sıra, Roj TV’den de naklen yayınlandı. Ayak altında dolaşmasınlar diye, CHP ve MHP grup toplantıları iptal edildi, “Çok istiyorsanız gidin orada yapın” denilerek, ilk meclis tahsis edildi.

* * *

PKK’lıların yarın İstanbul’a geçmesi, Savarona’yla Boğaz turu atması, akşam da Çırağan Sarayı’nda gazetecilerle yemek yeyip, topluca Reina’ya gitmeleri bekleniyor.

19 Ekim 2009 Pazartesi

yak yık vur kır... ne kaldı geriye...

Enerjisini kavga etmekten alan insanlar var; hayata karşı beslenme biçimi kavga etmek olan insanlar... Benim hayatımda da var, zaman zaman yolu benimle kesişen başka zamanlarda da başka birileri ile kavgalarına şahit olduğum... Garip geliyor ve artık gerçekten çok yorucu geliyor... Hani böyle bir dur diyesi geliyor insanın... Bir dur... Ama yapacak bir şey yok; kimse artık 14-15 yaşında değil... Kimse artık değiş deyince değişmiyor... Ya böyle kabul edeceksin; o sana söyleyecek sen ona söyleyecek sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksin ki bu nasıl yapılır hiç anlamış değilim ya da su yolunu bulur deyip aldığı şekli kabul edeceksin... Birlikte yürümeye başladıkların yolun sonunda da yanında olacak değiller... Bunu bileceksin... Bir de şunu bileceksin; yakın arkadaş olmak, fazla samimi olmak her şeyi söylenebilir kılmıyor, kılmaz da... Hani samimiyete güvenip de ağzına geleni söyleme lüksü... Yok böyle bir şey...

18 Ekim 2009 Pazar

Ağladım...
Ağladım...
Ağladım...
Sonra kırmızı ojeler sürdüm...
Güzel oldu...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Derin nefes al, sakin ol... 10 a kadar say...

Çalışmaya başladım başlayalı ikinci kez müşteri yüzünden ağlıyorum. Şu an sinirden tir tir titriyorum ve ağlıyorum. Kendi güçsüzlüğüme sinir olup beni ağlatabildiği için, beni bu kadar sinirlendirebildiği için karşı tarafa kocaman bir bravo gönderiyorum asla haberi olmasa da... Takdir edilmemek yaptığın şeyin görülmemesi ya da görülüp de yok sayılması kaldırılacak bir şey değil asla... Hele bir de kendi işini yapmayıp saldırgan bir tavırla karşı tarafa yüklenmek değil iş ahlakına insan olmaya da uzak bir yaklaşım.
Bir mucize Tanrım bize... O bile yeterli değil artık...
Çocuk olmak, ağlaya ağlaya uyumak istiyorum şu an, sinirimi öfkemi uykuya teslim edip uyandığımda kirpiklerim hala ıslak olsa da geçti demek istiyorum...
Ama şu an yazmak dışında bir alternatifim yok;

Ağlayınca geçmedi, yazınca geçer belki sinirim...

Yok, hayır geçmedi yine...

13 Ekim 2009 Salı

Bir Mucize Tanrım Bize...

Bir gün gülersin
Bir gün ağlarsın
Bir gün bulursun kendini yerde…
Ama belli olmaz
Hayat bu inanılmaz
Zengin de olsak aynı fakir de…

Bir mucize Tanrım bize
Hayat biraz gülsün diye

Günah değil ayıp ne de
Tanrım bize mucize

Melek de olsak
Şeytan da olsak
Toprak da olsak aynı ateş de…

Bir mucize Tanrım bize
Hayat biraz gülsün diye

Günah değil ayıp ne de
Tanrım bize mucize…