29 Aralık 2012 Cumartesi

Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur…


31 Temmuz 2008'de yayınlamışım hastalığına dair hissettiklerini yazdığı yazısını babasına karşı, şimdi başka bir ricası var yine el değmeden olduğu gibi yayınlayacağım hislerini...

Her anı zor her anı tevekkül dolu bir süreçti yaşadığın, yaşadığınız, nurlar içinde yatsın babacığın, sana öğrettikleriyle dimdik ayaktasın, hep söyledim hep söyleyeceğim güçlüsün çokça ve hiç keşken yok babana dair, şanslısın da bu sebeple...

Hep aynı son yaşayacağımız, ne olursan ol, kim olursan ol, herkes aynı sonu yaşıyor; iyi bir insan olarak yaşayabilmek olsun payıma, payımıza düşen, başka bir şey değil dileğim...

O'nun kalemi;


4, 5 sene öncesine bakıyorum, seni nerdeyse o zaman kaybetmişiz.

Hızlı ve oldukça yalnız bir şekilde ilk şoku atlattıktan sonra, bu işin bitmediğini anladım. Anladığım şey, kalan süremi, ne kadar olursa olsun, iyi değerlendirmekti. Evet, babam, 4 buçuk seneyi pişmanlık yaşamadan, bilinçli ve elinden geldiğince gülümseyerek hatta dalga geçerek yaşadık.

Son 102 gün, çok ızdırap verdi. Senin o haline bile alışmak varmış bu hayatta. Giderayak hayatı öğrettin, yutturdun da gittin bir tanem. İyi ki yaşamışsın, iyi ki de benim babam olmuşsun.

Sen benim tekimsin, babam olduğum için değil, mütevaziliğin ve sakinliğin ile teksin. Tokat yediğinde, öbür yanağını çevirebilmek kolay değildir babam. Ben yapamadım şu ömrümde, ordan bilirim ne denli zor olduğunu. Sen ki, seni servetin için seven insanları bildiğin halde, onlarla sadaka olarak paylaştın paranı, gülümsemeni, zamanını.

Kolay değildir, zihinsel engelli çocuğu, “neden”siz, sorgulamaksızın bağrına basıp, sevmek, 40 yaşına getirmek.

Tek “ah” dediğim, o hırsın ve inadın. Hep o garip karizmanla, görmezden getirdin ama keşke seni ikna edebilseydim. Olsun babam, tek keşkem bu olsun. Hiç keşkemiz yok bizim.
Eşini, senin kadar seven bir erkek tanımadım ben, ne kadar şanslıyım ki, evimizde değil kavga, saygısızlık bile görmedim.

Napalım babam, ben Beşiktaşlıyım, haylazım, araba kaçırırım, söz dinlemem, ben senin hırçın, olgun kızınım…  Uslu olamadım senin gibi bir türlü, örnek almadım bir türlü sizi. Sen hep benim şeker hastalığıma verdin ama ben anladım ki, hepsi fıtrattan. Giderken anlattın bana bunları son 102 günde.

Çok iyi biliyorum ki, aklın bende değil abişimde kaldı. Ama bence son 102 de anladın ki, seni 1 gün bile bırakmadığım gibi onu da bırakmam. Rab’bim o gücü bana verecek, ben onu da uğurlayacam. Rahat ol artık, babana kavuştun 65 yıl sonra. Ben çok huzurluyum senin için. Keşkesiz yaşanan, iyi kilerle dolu bir 30 yıl kimin içini huzurla doldurmaz ki?