31 Temmuz 2008'de yayınlamışım hastalığına dair hissettiklerini yazdığı yazısını babasına karşı, şimdi başka bir ricası var yine el değmeden olduğu gibi yayınlayacağım hislerini...
Her anı zor her anı tevekkül dolu bir süreçti yaşadığın, yaşadığınız, nurlar içinde yatsın babacığın, sana öğrettikleriyle dimdik ayaktasın, hep söyledim hep söyleyeceğim güçlüsün çokça ve hiç keşken yok babana dair, şanslısın da bu sebeple...
Hep aynı son yaşayacağımız, ne olursan ol, kim olursan ol, herkes aynı sonu yaşıyor; iyi bir insan olarak yaşayabilmek olsun payıma, payımıza düşen, başka bir şey değil dileğim...
Hızlı ve oldukça yalnız
bir şekilde ilk şoku atlattıktan sonra, bu işin bitmediğini anladım. Anladığım
şey, kalan süremi, ne kadar olursa olsun, iyi değerlendirmekti. Evet, babam, 4
buçuk seneyi pişmanlık yaşamadan, bilinçli ve elinden geldiğince gülümseyerek
hatta dalga geçerek yaşadık.
Son 102 gün, çok ızdırap
verdi. Senin o haline bile alışmak varmış bu hayatta. Giderayak hayatı
öğrettin, yutturdun da gittin bir tanem. İyi ki yaşamışsın, iyi ki de benim
babam olmuşsun.
Sen benim tekimsin, babam
olduğum için değil, mütevaziliğin ve sakinliğin ile teksin. Tokat yediğinde,
öbür yanağını çevirebilmek kolay değildir babam. Ben yapamadım şu ömrümde,
ordan bilirim ne denli zor olduğunu. Sen ki, seni servetin için seven insanları
bildiğin halde, onlarla sadaka olarak paylaştın paranı, gülümsemeni, zamanını.
Kolay değildir, zihinsel
engelli çocuğu, “neden”siz, sorgulamaksızın bağrına basıp, sevmek, 40 yaşına
getirmek.
Tek “ah” dediğim, o hırsın
ve inadın. Hep o garip karizmanla, görmezden getirdin ama keşke seni ikna
edebilseydim. Olsun babam, tek keşkem bu olsun. Hiç keşkemiz yok bizim.
Eşini, senin kadar seven
bir erkek tanımadım ben, ne kadar şanslıyım ki, evimizde değil kavga,
saygısızlık bile görmedim.
Napalım babam, ben
Beşiktaşlıyım, haylazım, araba kaçırırım, söz dinlemem, ben senin hırçın, olgun
kızınım… Uslu olamadım senin gibi bir
türlü, örnek almadım bir türlü sizi. Sen hep benim şeker hastalığıma verdin ama
ben anladım ki, hepsi fıtrattan. Giderken anlattın bana bunları son 102 günde.
Çok iyi biliyorum ki,
aklın bende değil abişimde kaldı. Ama bence son 102 de anladın ki, seni 1 gün
bile bırakmadığım gibi onu da bırakmam. Rab’bim o gücü bana verecek, ben onu da
uğurlayacam. Rahat ol artık, babana kavuştun 65 yıl sonra. Ben çok huzurluyum
senin için. Keşkesiz yaşanan, iyi kilerle dolu bir 30 yıl kimin içini huzurla
doldurmaz ki?
