30 Haziran 2009 Salı

Emel ılık süt iç....


-Yiğit Özgür-

29 Haziran 2009 Pazartesi

real life is worth photographing...

Bir çoğunuz ben de dahil olmak üzere Tuğba'nın blogunda şahit olduk bu inanılmaza bir tekrar olacak belki ama kendisinin de izniyle ben de kendi blogumda paylaşmak istedim...

Sadece kadın olmak bile olayın içine girmeye, tüyleriniz diken diken izlemeye, anlamaya çalışmaya yetiyor sanırım yoksa şimdimde hiç böyle bir şey yok benim fikri bile yok ileride çok isterim Tanrı yaşatır mı onu bilmem ama benim gönlümden çok geçer anne olmak... İnanılmaz etkilendim; annenin cesaretinden, babanın kesintisiz desteği ve her anından, her bakışından belli sevgisinden, benim muhtemelen tercih etmeyeceğim kardeşlerin inanılmazı sukünetle karşılayışlarından, inanılmaz etkilendim... Sitenin tamamını inceledim ve ne güzel bir meslek dedim... Tarifi imkansız anları fotoğraflamak... Zihinlerde hep güzel kalanların altına imza atmak... Ben ister miydim; evet ben de isterdim sanırım o anlara ait fotoğraflarımın olmasını ama bu kadar cesur kuvvetle muhtemel olamazdım; isterdim ama olamazdım...


28 Haziran 2009 Pazar

Oysa bir duygusal yük vurduk yüreklerimize... Kırılıp döküldük...

Yıl 2009 olmuş, mevsimlerden yazmış... Haziran bitmeden Sezen dolmalıymış bünye... Gönül istermiş ki Harbiye Açık Hava’da izlensin ama çok geçmiş tarih o yüzden ayakta da olsa milyarlar da olsa Kuruçeşme de olsa Sezen bu ya denmiş her yerde her şekilde dinlenir... Alınmış biletler gidilmiş Sezen konserine... Harbiye Açık hava hayranlığı bir kez daha artmış; dört günlük bir şey ama en çok da senelerdir gidilen konserlerde nolur söylesin nolur denilen Kurşuni Renkler’in hatırına 2006 Açık Hava ile yarışır kılınmış Cuma akşamı... Çok keyifli olmuş çok güzel geçmiş... Sezen’e bir şey olmasın Tanrım n'olur duaları edilmiş, aminler eklenmiş... Bunu okuyanlar da amin desin istenmiş... Hemen desin ki bir şey olmasın Sezen’e... Uzun yıllar daha yazsın, canımızı çıkartsın dursun... Bu da bizim mazoşistliğimiz olsun... Allah baba para versin temmuzda da açık havaya gidilsin... Okuyan buna da amin desin :)

24 Haziran 2009 Çarşamba

Bir bilseydin...

Önce Sezen pardon dedi sevmiş miydim ben sizi diye sordu sonra Sertab ardında bırakmanın bırakabilmenin özetini yaptı bu böyle dedi şimdi de Nilüfer bir bilseydin diyor... Ard arda bu kadar yakın mesafelerle bunca güzel şarkı... Hem güzel hem ne bileyim biraz zor; her satır başka bir şeye adresleniyorsa şarkılarda, zor gerçekten dinlemesi de sevmesi de... Tamamı çok güzel ama en çok bir yerleri güzel işte... Ağzınıza, sesinize sağlık, ne diyeyim...



Ben bu albümü dinledikçe elime cam batmış gibi mi hissedeceğim acaba? Sen ve ben biz etmiyor artık...



Veeee olmadı gitti... Olmadı... Gitti...

Artık ben de cezalıyım!!!

Bundan 5 ay önce şirket değiştirdiğimde her yeninin değiştirilmesi, değiştirilemiyorsa alışılması gereken kendine has uygulamaları olduğu gerçeği ile karşı karşıya kaldım. Aklıma sığdıramadığım ama değiştirmeye gücümün de yetmediği yerleşmişliklere karşı kendi önlemimi alıp ben bunu yapmayacağım hırsına büründüm hatta sadece kendim değil içinde olduğum ve gerçekten birlikte çalışmaktan zevk aldığım dörtlünün de bu uygulamanın saçmasapanlığından nasiplenmemesini diledim; üstüme vazifedir ya da değildir bilmiyorum ama ben her hafta Salı günü saatler akşam 17:00 yi göstermeden her birini elimden geldiğince haftalık planlarınızı gönderdiniz mi diye uyardım. Dün de aynı şekilde kendi planımı yapıp excel dosyasını istenen isimlendirme formatında kaydedip her hafta bir önceki hafta attığım maili sent items dan bulup aynı kişilere ayı metinle haftalık planımı attach leyerek gönderdim. Göndermemişim. Bu sabah şirkete gelip de her Çarşamba inbox ıma düşen Ceza subject li maili görünce anladım ki ben hazırladığım maili hazırlamakla kalmış ve o Ceza exceline adımı altın harflerle yazdırmıştım. Bir çoğunuz belki okurken bunu anlayamayacaksınız ama inanılmaz canım sıkkın şu an hani böyle bir şeye hırs yaparsınız da sonra tam tersini yaşarsınız ya öyle bir şey şu an yaşadığım. İnanılmaz saçma bulduğum bu uygulamayı yapmak zaten gereksiz gelirken üstüne bir de yapmadığın için ingilizce derslerinde türkçe konuşan zavallı öğrencinin çıkarıp para vermesi gibi okulda belki kabullenilebilir bir uygulamayı 30 yaşıma gelmişken ben kaldıramıyorum. Uygulama zaten saçma; danışman kendi planını niye kendisi yapar, yaparsa bu neden bir teknoloji şirketinde güncel değişiklikleri anında takip edebileceği web tabanlı bir şey olmaz da mail ortamında dönen 578 maile sebep olan bir excel dosyası olur, bizim sektörde sadece bu işi yapmakla görevli bir pozisyon varken öncemde de böyle bir şey varken yok ben bunu zihnimde normalleştiremiyorum o yüzden de kendi kendime tamam planını sen yap ama o cezayı asla yemeyeceksin demiştim. Ne yazık ki yedim... Gerçekten çok sinirim bozuldu... Öyle işte...

15 Haziran 2009 Pazartesi

Geriye sadece yarım yarım sevgiler...

Geç kalmışlık... Ağır; çok ağırdır... Aslında'lı cümleler bırakır ardında da hiçbir şeyi tam etmez eksiltir inadına... Durulsun, sakinleşsin diye beklenen her an ya da aslında ne yapacağını bilemeden öylece durduğun her an aslında ne çok şeyi zamana bırakır ne çok şeyi halledilmez ama alışılır ve unutulur kılar... Bir çaba görmek ister, bırakmasın, tutsun, vazgeçmesin ister biri... Yapabileceğim bir şey yok, kabul ediyorum ve alışmaya çalışıyorum der öteki... Öteki sular durulsun, yatışsın diye bekler belki sonrasında kalkar el uzatır... Biri bekler, uzansın tutsun ister... Öteki bekler, biri bekler... Zaman geçer... Biri azalır, iyileşir, unutur ya da unuttuğunu sanır... Acısını çeker beklerken, el görmek isterken, tek başına tüketir, tükenir tek başına... Öteki ne yapacağını bilemez halde zamana bırakır, durur, ağırlığını taşır yaşananın, uzun uzun... Hadi deyip uzanır bir gayret bir bakar ki yok, bir bakar ki uzak; eli kolu yetmiyor artık... Geç kalmışlık ağır his...

Pardon...




Pardon, bakar mısınız ?
Tanışmış mıydık ?
Sevmiş miydim ben sizi hiç ?
Sevişmiş miydik?

Pardon daha önce konuşmuş muyduk ?
Yürüyüp çıkmazlarda yorulmuş muyduk ?
Yüzünüz ne kadar da aşina !
Avucumun içine alıp öpmüş olabilirim

Gözünüz öyle uzak bakmasa
Sizi tanıdığıma yemin ederim
Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız ?

Pardon bakar mısınız ?
Adınız neydi sizin ?
Baş harfini göğsüme
yazmış olabilirim

Pardon daha önce nerdeydiniz ?
Geçtiginiz yollara düşmüş olabilirim
Yüzünüz ne kadar da aşina !
Avucumun içine alıp öpmüş olabilirim

Gözünüz öyle uzak bakmasa
Sizi tanıdığıma yemin ederim
Peki bu şarkıyı hatırlar mısınız?

Bu böyle...



O zor günler, solan güller eskidendi geçti
O zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti geçti
Geriye sadece yarım yarım sevgiler
Yüzüme inceden uzun uzun çizgiler
Öznesi kalan süresi kısalan cümleler
Yalan dolan birkaç resim kaldı
Aşk seni bulabilir de
Uzakta durabilir de
Samimi oluyor derken
Mesafe koyabilir de
Bu böyle
Vurabilir de
İlgisiz durabilir de
Onu sana katıyor derken
Tuzaklar kurabilir de
Bu böyle…

9 Haziran 2009 Salı

Yok artık...

Değil cevabını bulmak soruyu anlayan biri varsa bana da anlatabilir mi? Bu ne ya yeni öğrenciler bizden daha mı zeki ya da ben soruyu bile anlamayacak kadar eskittim mi beynimi?

Soruyu anlarsam cevabını da bulacağım eminim :)

“Aşağıda bazı kelimelerin anlamları ve bu kelimelerin bu anlamda kullanıldıkları cümleler verilmiştir. Bu kelimeleri cümlelerin içinden bularak bulmacanın satırlarına yazınız.


ANLAMLAR:

Soldan Sağa

1. Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma.

2. Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi.

3. Önemli, yararlı, değerli şey.

CÜMLELER:

Devlet; tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlar.

Hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir.

Bu yazıda çoğu türküde rastladığımız basmakalıp sözler vardır.

Buna göre bulmacanın 3. sütununda yer alan harfler aşağıdakilerden hangisidir?

A) Z-R-L C) U-Z-R

B) B-S-V D) L-K-B

Ben hala düşünüyorum...

Ve cevap veriyorum; anlayıp çözmem ne kadar zamanımı aldı bilmiyorum ama;

Soldan Sağa;

  1. Oyun
  2. Söz
  3. Varlık

3. Sütunda yer alan harfler sırasıyla ; U - Z- R

Yuh ya yuh, yazık 12-13 yaşındaki beyinlere çıkıp dısarıda saklambaç oynayıp koşturcakları yerde uğraştıklara şeye bak...

5 Haziran 2009 Cuma

UNUTMA Kİ...

Unutma hakiki erkek, yüzlerce erkekten meydana gelir. Zaten bir zaman sonra, yüzlerce erkeğin sana verebileceğini, bir erkekten beklemeyecek kadar olgunlaşmış olacaksın sen de... Bir kadının aradığı o bir tek erkek, her zaman için hayali bir varlıktır. Hiç olmamıştır.... Her erkekte, aradığın erkeğin yalnızca bir parçasını bulursun. Gerçek bir kadın için, gerçek bir erkek, Allah gibidir, her yerdedir ve hiçbir yerdedir. Aşk da budur zaten! Başka bir şey değil.
Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç... Kadınlar ağlamak için bir erkeğin omzuna ihtiyaç duyarlar... Ama başı dolu kadınlar, erkeğin omuzuna ağır gelir... Erkekler kadında kontrol edilebilir zekâ, kontrol edilebilir başarı, kontrol edilebilir yetenek ister. Yani kadının sahip oldukları, erkeğin kontrolünü aşmaya başladığında ilişki biter...
Murathan Mungan