
18 Mart sabahı günlerden Çarşamba herkes işteyken ben valizimi almış kendimi Hollanda yollarında buldum... Hem de iş için değil... Hem de üniversite zamanlarından çok sevdiğim bir arkadaşın, Ozan’ın yanına gider halde... Çok güzel bir 5 gün geçirdik Ozan’la; planlı programlı düşünülmüş bir Hollanda turu yaşattı bana... 5 güne 5 şehir sığdırdık... Herbirine ayrı bir özellik atfedilmiş Hollanda şehirleri; Utrecht, Den Bosch, Eindhoven, Amsterdam ve Rotterdam... Bu gezme sırasıyla yazılmış hali... Ben en çok hangisini sevdim sıralamasıysa; Utrecht, Amsterdam, Eindhoven, Rotterdam, Den Bosch....
Utrecht; sanki her yerin ortasında, her yere en yakın yerleşim orasıymış gibi geldi bana, öyle mi bilmiyorum, kanalları ve yeşil alanları ile bende en öne çıkan şehir oldu. Amsterdam’da da kanallar var ama Utrecht daha yeşil o yüzden daha güzel bence... Turist kalabalığı ve hengamesi olmayan bir güzel öğrenci şehridir kendisi... Yurtdışında okumayı düşünenlere önersek mi??? Alsın bisikletini gitsin gençlik okumaya... Hem şimdi yapmayacaklar da ne zaman yapacaklar :) Utrecht’de yaşanır, şöyle kanala bakan, ağaçlar gören eski bir Hollanda evi... Yakışır...
Den Bosch; kendisine yalnızca Utrecht dönüşü bir şeyler yemek ve içmek üzere gittiğimizden hakkında yazabileceğim tek şey SAP Hollanda’nın bu şehirde olduğu ve yemek yediğimiz yerdeki sınırsız baskın ve boğucu hava ve müzikti... Yemekler çok güzeldi o ayrı...
Amsterdam; gitmeden hakkında çok şey bildiğimiz şehir... Özgürlükler kenti, yasak kelimesinin yasak olduğu yer... Keskin ama net fikrim; Amsterdam diyince akla gelenleri çıkarıp atın kalan kısım çok güzel; eski Hollanda evleri, kanallar, bisikletler, rahat ve mutlu insanlar, parklar, müzeler... Evet bu kısmı kesinlikle takdire şayan ama bana kalırsa turistik kısmı, red light district, coffee shop, sex shop döngüsü rahatsızlık verici... Amsterdam’a gidince evet göreceksin, evet belki deneyeceksin ama kanımca sapkınlık, kanımca artık ticarete dönüşmüş ve kanımca güzel olan Amsterdam’ı gölgeleyen bir durum... Hep bildiğin ama gittiğinde aslolanı gördüğün bir durumdu benim için Amsterdam... Evet red light district i zaten biliyordum ama şimdiye kadar adını duyup hakkında konuştuğumda oraya gidip cebine azıcık para koymuş yüzünden sivilce taşan maximum 18-19 yaşında ergen erkekleri pazarlık yaparken gördüğümde, iç çamaşırları ve jartiyerleri ile kendini sergileyen kadınları gördüğümde ve o perdeler kapanıp para karşılığında sevişme ki bunun adı bence sevişme değil olayının başladığına şahit olduğumda üzüldüğüm kadar üzülmemiştim hatta hiç üzülmemiştim... Neden bilmem bu durum bana çok acınası geldi... Aynı şekilde yasak olanın ilgi çektiği gerçeği ile dolup taşan coffe shop lar ve sokaklarda kana karışan yasaklarla gevşeyen kahkaha atan yine maximum 18-19 yaşında olan ergen tayfa Amsterdam’ın sevmediğim kısmı oldu benim... Gençler tabii şimdi yapmayacaklar da ne zaman yapacaklar, denesinler heveslerini alsınlar bir yandan da :) Hem Amsterdam’a gelmişsin denemeyecek misin, denemedim mi, denedim...
Eindhoven; Ozan’ın şehri... Philips kenti... Bir Ereğlili olarak Eindhoven’ı Ereğli’ye benzettim ben. Şehiri şehir yapan Philips, konser salonu da, tren istasyonu da, stadyumu da her şeyi Philips tıpkı Ereğli’de her şeyin Erdemir olması gibi... Sırf bu sebep bile yeter benim Eindhoven’ı sevmeme... Hollanda’nın Ar-Ge ve dizayn şehiri olarak anılıyormuş ki bunun yansımalarını çok da belirgin bir şekilde görüyorsunuz gezdiğinizde... Öyle kanallar şehri değil o yüzden Utrecht ve Amsterdam’ı görmeden önce daha güzel geliyor şehir... Zira benim nezdimde su önemlidir :)
Rotterdam; hepsinden daha farklı bir şehir. İkinci dünya savaşı sırasında Alman bombardımanı sebebiyle geriye tek bir bina bırakılarak dümdüz edilmiş hatta abartı olmazsa ruhsuzlaştırılmış hollandalı görmenin imkansıza yakın olduğu bir Hollanda şehiri... Dolayısıyla mimarisinde öyle eski klasik Hollanda evlerine rastlanmıyor bu da insanı Hollanda’da olduğu fikrinden uzaklaştırıyor... Hani biri gözlerini bağlayıp koysa seni meydana neresi burası dese, İstanbul dersin o kadar Hollanda değil :) Yüksek binalar, Türkiye’deki gibi apartmanlar... Rotterdam bir liman şehri ki suyun önemi yine kendini gösteriyor bende... İçine iki cm çapında göl yap benim için şehir güzelleşir :) bu da öyle bir şey...
Bunların dışında bende kalanlar :)
Hollandalılar kadınıyla erkeğiyle uzun fazla uzunlar; sanırsın doğdukları günden bugüne her sabah sulamışlar bu insanları... Gerek yok o kadar uzun olmaya, oksijen gitmez valla beyninize mazallah...
Trafiğini çözmüş değilim, durunca herkes duruyor, gidince herkes gidiyor... Garip di mi... Bence de garip :) Bisikletler; arabalardan da yayalardan da öncelikli; bakacaksın cancağazım bisiklet yoksa etrafta sen önemlisin :)
Laaalelerrrr, laaaleler, laaaleler... Kemal Sunal’ı anar, Hollanda’da adım başı gördüğüm lalelere karşılık sürekli bu şarkıyı söylediğim için Ozan’dan bir kere daha özür dilerim :)
Karşılaştığınız herkesin ingilizce biliyor olmasının şaşkınlığı ve mutluluğu içerisindeyim. Hollandaca bilmeden, öğrenmeden orada senelerinizi geçirebilir kimseden de eee bi öğren yahu yakınması duymazsınız. Herkes ama herkes ingilizce biliyor ki bundaki en büyük etki televizyon; hiç dublaj yok, orjinal dil ki bu genelde ingilizce oluyor ve hollandaca alt yazı... Süper bir taktik bence dil öğrenmek için, kulak aşinalığı işi nasıl da kolaylaştırıyordur.
Ve son olarak değişik mimarileri, klasik eski hollanda evleri dışında yeni yapılan binalarda hep bir gariplik denenmiş ya binanın yarıdan sonrası boşlukta, ya bir yerinden yuvarlak bir şey fırlamış, ya yangın merdiveni binanın dışında Burj Al Arab tadında... Çok geniş bi hayalgücüne sahip Hollanda mimarları :)
Hayat arası, tennefüs gibiydi valla 18-23 Mart arası, şimdi zil çaldı, her şey aynen devam :)









