27 Aralık 2009 Pazar

müzik fenadır, bazen cezadır ama hep iyikidir..

Müziğiyle,
sözleriyle,
İlkay Akkaya’nın o kusursuz sesiyle
ne zaman dinlesem içim acır,
ne zaman dinlesem
düşünür düşünür dururum...
Sonra Aytekin Ataş çıkar,
derindir, sakindir, huzurdur sesi...
Ama sitemdir işte ötesi var mı;
Benim şu halime ağlamayan yar,
Daha ağlamasın öldükten sonra...
dan öte...
İnsanın
en ağırına gideni de
salak yerine
konmak...

25 Aralık 2009 Cuma

azıcık... ben...

Uzun çok uzun bir süre önce Buğra “bir ben var ki hani nerede?” demiş kendini anlatmış sonunda da beni mimlemişti... Kendisine de yorumumla beyan ettiğim üzere :) gün gelip yazacaktım ama o sıralar pek mümkün değildi, şimdi mümkün mü yine pek değil ama yemin ederim her güne Allahım benim bu yazıyı yazmam lazım ayıp diye uyanıyorum :) Bu mim denen olay nasıl bir sorumluluktur anlamış değilim :)

Dolayısıyla efendim bugün size kendimden bahsedeceğim :) Çok zor olacak biliyorum böyle bir girizgah yapıp sonrasında da hiçbir şey demeden çekip gidebilirim onu da bilmiyorum, objektif olur muyum onu hiç bilmiyorum sonuçta insanın kendisi yani :) Buğra’nın yazısını mimlenen kişinin ben olduğumu anlayana kadar keyifli keyifli okuyordum :) zordur çünkü insanın kendisi için böyleyim şöyleyim demesi... Hadi bakalım :) Azıcık ben....

Yaşadığım her şey di’li geçmiş zamanlarda paylaşılır, kendi içimde bir sindirme, kabullenme, mutlu olma, doyma sürem vardır... Ancak bu süreyi atlattıktan sonra dillenir her şey... Hayatımdaki en büyük değerlerim insanlardır çevremdeki; ailemdir, dostlarımdır... Gelip, gidenlerdir; bıraktıklarıyla... İyisi kötüsüyle... Herkese ayrı ayrı değer verir; biriktirdiklerine ve yaşadıklarına saygı duyarım ve benim nezdimde herkes kendi hikayesinin kahramanıdır... Her hikaye bir masal her kahraman da süper değildir o ayrı :) bundan mütevellit belki de çevremde çokça insan vardır, çokça tanıdık, çokça arkadaş... İçlerinden bazıları sonsuza... İçlerinden bazıları en derinime... İçlerinden bazıları iyikilerim...

Tanıdık olarak, arkadaş olarak kabulüm sonsuzdur ama dost dediğinde orada dururum... Dost dediğim bendeki hep’tir o yüzden olur da yaşarsam kaybını olur da ben kaynaklı o kaynaklı başkası kaynaklı olursa bir şeyler derin olur yarası... Geçer ama izi kalır...

Ne olursa olsun konuşulabilir olduğunu düşünürüm, ve dünya üzerindeki her kötünün sebebini konuşmamak olarak görürüm... Bir çocuk yetiştirsem öğretmek için çabalayacağım ilk şey kendini ifade etmek olurdu... Bir de vicdan; ne çok bilsin isterdim çocuğumun... Kapılar kapanıp gün geceye döndüğünde o kalır çünkü insanla ve ne akıldır ne yürek benim için huzur, denge mutluluk her şey vicdan ile alakalıdır... O rahatsa güzeldir hayat... O muhasebeden karlı çıkıyorsa iyidir insan... Ve iyi insan olmak en büyük çabamdır benim; ne kadar yapabiliyorum bilmiyorum ama en azından çabalıyorum...

Başka bir dünyada yaşamak isterdim; değerlerin farklı olduğu, gücün esaretinden uzak... Biliyorum bir hayal biliyorum hayalden öte ütopya belki ama başka zamanlara doğmak isterdim çünkü zaman zaman fazla gelir yaşananlar, gördüklerim, unutmadıkça taşıyamacaklarım, ellerine kan değmiş nesilleriz çünkü biz ve bu taşınamayacak kadar ağır, yokmuş gibi davranmaktan yoruldum bu yüzden belki de başka zamanlara doğmak isterdim...

Direkt bir insanım; iyi mi kötü mü bilemediğim... Politik davranmak nedir bilmediğim... En önemlim samimiyet... Kaybolduğunda iğrendiğim...

Sürüncemelere gelemeyenim; iyi kötü sonuç olsun diyen... En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir fikrinin savunucusu... Belirsizlik ve kaygan zeminlerden haz etmeyenim... Garanticiyim fazlasıyla, risk almayı sevmeyenim... Az olsun ama garanti olsun diyenim... Korkağım belki de ya da cesaret yoksunu bilmiyorum... Alışkanlıklarım var... Vazgeçmeyeceklerim... Sabit fikirliyim mesela; olmazsa olmazdır... Benim için beyaz tüm dünya için siyahsa bir şey fark etmez o beyazdır... İnandığım ve doğru olduğunu bildiğimde ısrarcıyımdır... Kabul ettirmek için uğraşmam ama anlatırım...

İfade, söylem, tarz takıntım vardır; ölümüne sinirlenebilirim bu konuyla ilgili çünkü tatlı dille bana her şeyi yaptırabilirsiniz, düzgün ifade edip, yol yordam bilerek... Ama aksi; üzgünüm kapatır tüm kapıları...

Teşekkür ederim ve lütfen sözcüklerinin sınırsız olduğuna inanır keşke herkes tarafından kullanılsa derim ama ne yazık ki dilek şart kipinde kalır bu isteğim... Eline sağlık demek benim için sonsuz bir teşekkür ifadesidir, bana denildiğinde de çok mutlu olurum... Birine demediğimde eksik... Her çaba bir emektir ve ödülü hak eder...

Büyüdükçe daha kolay kabullenen bir insan haline dönüştüm; yaşananların, ilişkilerin, yanındakilerin, gidenlerin, kalanların herbirinin bir sebebi olduğunu büyüdükçe daha iyi anlar oldum... Daha toleranslıydım önceden daha sabırlı daha çok emek veren şimdi değilim... Ne eski toleransım ne eski sabrım ne de eski çabam uğraşım var... Çünkü çoktan öğrendim suyu tersine akıtamayacağımı... Sen ne yaparsan yap o suyun kendi yolunu bulacağını... Yaşanacaksa yaşanacağını...

Hayatta en çok bir çocuğum olsun isterim; çok uzun yıllar bir kızım olsun istedim şimdi oğlum olsun istiyorum... Kendi cinsiyetim ve yaşananlar gereği belki de bir kızın ne kadar acıyabileceğini gördüğümden kendi kızımda buna dayanamayacağımdan ürker oldum... Bir oğlum olsun ve değerleri olsun istiyorum... Dokunduğu şeyi güzelleştirsin... Şefkat nedir, vicdan nedir bilsin istiyorum... Şimdinin pazarlama cümlesi olsa da bazen yarım birden büyüktür bu onun hayat gerçeği olsun istiyorum... Babamın beni büyüttüğü gibi iyilik yapıp denize atacaksın fikriyle yoğurmak istiyorum... Hayatta en çok bir çocuğum olsun istiyorum... Olur mu bilmiyorum...

Sevmediğim bir işi çok inandığım çok sevdiğim ve iyiki onunlayım dediğim biriyle yapıyorum... Sevmemem baştan beri getirdiğim bir şey, sonradan olmadı :) Yaşamın kelepçelediği noktalardan biri bu da okuduğum bölüm itibariyle önüme çıkanlar ve alternatifler arasından yaptığım seçimler... Ne yapmak istiyorsun derseniz sivil toplum kuruluşlarında çalışmak istiyorum derim... Gönüllü... Yazmak isterim... Gözümü kapadığımda kurduğum hayal hiç değişmedi senelerdir; beyaz uzun bir elbise, deniz kenarında bir ben... Elimde bir defter ve kurşun kalem... Belki başka dünyalar vardır belki o başka dünyalarda ben bu sahnedeyimdir... Belki...

Hayattan öğrendiklerim var; biriktirdiklerim... Beni şimdiki ben yapanlar... Büyük konuşmamayı öğrendim mesela... Her şey olabilir hayatta, herkesin başına her şey gelebilir; iyi ya da kötü... Bugün yarına referans olabilir belki ama ... Tek bir andır çoğu zaman her şeyi değiştiren... O yüzden ben yapmam, ben yaşamam, bana olmaz cümleleri bu hayata çok büyük gelirmiş... Öğrendim... Dolayısıyla her hikaye kendi koşullarıyla... Herkes kendi hikayesiyle...

Çok yemek seçerim, bir menü karşısında herhangibir işin en stresli olduğu anda bürünmediğim hale bürünebilirim :) Muhafazakarımdır yemek konusunda çoğu zaman çevresini bezdiren insanımdır denemeye kapalıyımdır, denersem ölecekmiş hissine kapılanımdır :) Sebze benden uzak et yakın olsun diyenimdir... Meyve olsun hayat, çikolata olsun, sufle olsun :) Kahvaltı kadar güzel olsun her şey... Şairin dediği gibi mutlulukla bir ilgisi vardır çünkü kahvaltının ve beni mutlu edendir... Saatlerce kahvaltı yapabilirim; ezine beyaz peynir, domates, zeytin ve tabii ki bal olmazsa olmazdır :)

Müzik dinlemediğim tek bir gün geçmez... Dinlemeyen insan var mıdır, varsa gerçek midir bilmiyorum... Her şarkı giriş gelişme ve sonuç bölümüyle kazınır zihnime... Söz takıntım vardır; muhakkak kulak veririm, muhakkak ne demiş bakarım... Dediğinde bulursam kendimi, dokunmuşsa bana özeldir artık... Ve çok şarkı vardır bende özel olan...

Temizlik ve düzen takıntım vardır; mutfak ve banyonun temiz olmaması benim hayatımda mümkün değildir, mümkünse de mutsuzluk sebebimdir :) Önceden çok daha serttim bu düzen takıntısında lisedeyken her defterimin ayrı bir renkli kalemi vardı ve o renkteki kalemim biterse benim için dünya durabilirdi :)

Yaşanmış örnekleri mevcuttur... Kalem demişken; çok severim kalemleri... Hala bir kırtasiyem olsun isterim...

Düzgün konuşma ve doğru yazma özenim vardır çoğu zaman tepki aldığım :) herkez, herşey, yanlız, ayrı yazılmamış dahi anlamındaki -de, -da benim canımı sıkmaya yetebilir :))

Off çok yazmışım; konseptten çıkmışım; azıcık ben olmaktan çıkmış bu yazı :) hala okuyorsan sevgili okur sabrından dolayı önce tebrik sonra teşekkür ederim...

Burada noktalıyorum yoksa bitmeyecek... Heee söylemeyi unuttum çok konuşurum hem de çok sanırım bu da çocukken 4 yaşına kadar konuşmamış olmamdan kaynaklanıyor; acısını çıkartıyorum şimdilerde :)

Kimseyi mimlemiyorum ama içinizden gelirse seve seve okurum anlatılan sizleri :)

21 Aralık 2009 Pazartesi

Günün maili :)



Kadınlar için kurs; katılım serbest :)

1. Alışveriş yapmadan hayatta kalma yöntemleri
2. hamamböceği bir insanı yutabilir mi?
3. karar verme teknikleri. ne giyeceğine karar verme üzerine uygulama
4. direksiyonu hiç döndürmeden ileri gidip tekrar geri gelindiğinde araba bıkıp usanıp da düzgün park eder mi?
5. Annesinin yaptığı böreği yemek ile eşine ihanet arasındaki kavramsal farklar
6. Telefonda kısa konuşma teknikleri
7. 12 çiftten daha az ayakkabı ile hayatta kalma teknikleri
8. Paket paket diet bisküvi yiyerek neden kilo verilmez?
9. Ocakta bırakılıp gidilen tencerenin neden bir süre sonra dibi tutar?
10. Duble hamburgerin yanında içilen kolanın diet olup olmaması neden önemli değildir?
11. Bellek geliştirme teknikleri. cep telefonu pin kodu nasıl akılda tutulur?
12. Karmaşık teknoloji ürünlerini kullanabilme. cep telefonunda numara kaydetme üzerine uygulama. televizyon kumandasında kanal kaydetme üzerine alıştırma
13. Final maçının oynandığı saatte beşinci tekrar oynayan diziyi seyretmemek bir şey kaybettirir mi?
14. Kredi kartıyla satın alma ve bedava alma arasındaki farklar. kredi kartı borcunu kim öder?
15. Hiçbir zaman giyilmeyecek bir pantolonu indirimde yarı fiyatına almakla kim kâr eder?

Hemen alınmayın :) bunlar da erkekler için;


Erkekler için kurs öneml i not: Sınıfların içeriği son derece karmaşık ve zor olduğu için herbirine en fazla 8 kişi kabul edilebilecektir.

Konu 1: Buz kalıbına nasıl su doldurulur?
Adım adım slaytla açıklama

Konu 2: Tuvalet kağıdı rulosu takıldığı yerde kendini yeniler mi?
Yuvarlak masa tartışması

Konu 3: Klozet kapağını kaldırıp duvara ve su borusuna sıçratmadan işemek mümkün mü?
Grup çalışması

Konu 4: Kirli sepetiyle yerdeki halı/döşeme arasındaki temel farklar.
Resimler ve grafiklerle açıklama

Konu 5: Tabak-çanak, yemekten sonra kendi kendine lavaboya veya bulaşık makinesine uçarak gidebilir mi?
Videoyla açıklama

Konu 6: Kimlik kaybı; uzaktan kumandayı bir parçanız olmaktan kurtarmak.
Destek hattı ve yardımlaşma grupları

Konu 7: Aranan şeyleri bulmayı öğrenmek, höykürerek evin altını üstüne getirmek yerine doğru yere bakarak başlamayı öğrenmek.
Açık forum

Konu 8: Eşinize çiçek getirmek sağlığınıza zararlı değildir.
Grafikler ve ses kaydıyla açıklama

Konu 9: Normal insanlar kaybolunca yolu sorar.
Gerçek yaşam itirafları

Konu 10: Kadın park etmeye çalışırken sessizce oturmak genetik açıdan imkansız mı?
Araba kullanma simülasyonu

Konu 11: Hayat dersleri; anne ve eş arasındaki temel farklar.
Sınıfta canlandırma

Konu 12: Nasıl ideal bir alışveriş arkadaşı olunur?
Gevşeme egzersizleri, meditasyon ve nefes alma teknikleri.

Konu 13: Bunamayla nasıl savaşılır; doğum günleri, yıldönümleri, diğer önemli günler, unutunca nasıl özür dilenir?
Beyin şoku ve gerekirse operasyon

18 Aralık 2009 Cuma

Aynı müzik farklı söz, iki ses...

Birisi Candan Erçetin diğeri Mustafa Ceceli. Birisi Yalvaramam diyor diğeri Söz Veremem. Ve bu iki farklı şarkıcının iki farklı şarkının müzikleri aynı. Ben önce Mustafa Ceceli’yi dinledim ve Söz Veremem albümde en sevdiğim şarkılar arasına girdi. 16 aralık itibariyle 5 yıl sonra albüm çıkaran pek sevdiğim insan Candan Erçetin’in albümünü Damla ile şarap eşliğinde dinlerken amanın dedim ben bu şarkıyı tanıyorum dedim kapat onu dinlerken neyle aynı olduğunu hatırlayamıyorum; Damla Candan’ı susturdu ben bütün iğrenç sesimle söz veremem hayat bozar bizi belki bir gün ayrı yazar ama her ne olsa kokun gelir kalbe sızar tamam işte Mustafa Ceceli dedim. Sonra müzik kiminmiş diye baktık Candan Erçetin’in albüm kapağından; Santander – Flavio sonra Mustafa Ceceli’ye baktım o da Santander – Flavio... Ne ilginç, ne değişik eş zamanlarda aynı müziğe söz yazıp ses vermek... İkisi de güzel olmuş; Mustafa Ceceli anın kıymetini bil, sahip olduğumuz tek şey şu an, yarın ne olacağımız belli değil ama şimdide sen varsın ve zaman dediğin şey aslında şimdilerin toplamı derken Candan Erçetin hikayenin kabul eden rolünü üstlenmiş; ilişki iki kişiliktir, gitmek istersen gün gelip de bir gün gitme kal diyemem, keşkelerime sığınırım ama kal demem demiş... Yani en azından ben öyle anlıyorum :) belki siz başka şeyler anlarsınız;

Mustafa Ceceli’nin Söz Veremem’i;

Ne güzeliz, ne dokunulmaz
Gülüşümüz bir, hüznümüz bir
Yüzümdeki kıvrımlar sanki
Ellerinin gölgesidir.

Bir sonu var bilirsin sen de
Bilirsin her şey sürdüğü yere dek
Marifet her şeyi bilirken
Sevebilmek bilmezden gelerek.

Yani yarına yalnız da uyanırız
Belki de kimbilir
Ben bugüne böylesi hayransam
Seni hesapsızca sevdim diyedir.

Söz veremem hayat bozar bizi
belki bir gün ayrı yazar
Ama nerde olsan
Kokun gelir kalbe sızar

Candan Erçetin’in Yalvaramam’ı;

Çeksen gitsen günün birinde
Geldiğin gibi sessizce
Bıksan gitsen günün birinde
Ne yaparım bilmiyorum

Kalksan desen günün birinde
Anlaşamadık biz seninle
Gidiyorum desen günün birinde
Kal diyemem sanmıyorum
Ben seni deliler gibi sevsem de
Sensiz nasıl yaşarım bilmesem de
Acımdan her gün biraz daha ölsem de
Sakın gitme dur diyemem istesem de

Yalvaramam
Sensiz yanarım
Nefessiz kalırım
Belki güneş doğmaz
Hatta dünya durur
Bu acıdan iflah olmam
Ama sana yalvaramam

13 Aralık 2009 Pazar

twitter...

Twitter;
siz çalışırken,
kullanıcınızın
haftasonu keyfi yaptığını
öğrenmektir,
hüzünlü bir şeydir yani...
Siz ppt ler, pdf ler, SAP ekranları içinde yüzerken
şarap keyfi yaptığı için
kullanıcınızı kıskanmaktır...
kötü bir şeydir yani...

Şarkı'nın ve Kavafis'in hatırına...

İçime fenalık geldi... Zira Adını Sen Koy 2 saat değil 120 dakikaydı... Hiç bitmeyecek sandım... Çıksak mı diye içimden çok geçirdim ama hep bir belki ile izledim... Umutlarım suya düştü... Filmde elle tutulur tek bir sahne yakalayamadım... Ahmet Mümtaz Taylan da olmasa iyice of yani diyecektim...

Her şeye rağmen hala aşka inanan biri olarak... Mantık ve aşkın aynı cümlede geçemeyeceğini bilen biri olarak... Aşkın sınırları olmaz... Kuralı olmaz... Diyen biri olarak... Bir fotoğrafa aşık olunur mu sorusunu soramadan edemedim... Hadi taraflardan biri bir fotoğrafa aşık oldu diğeri totalde bir gün onun da anca birkaç saatini birlikte geçirdiği birine nasıl oldu da bu kadar tutuldu, bir de evlenme arifesindeyken... Yok ben kesin bir ara daldım ya da sıkıntıdan uyudum kaldım o sırada da bu Aybige kız ile Ilgaz oğlan arasında bir şeyler oldu... Aksi mümkün değil... Tamam ben ilk görüşte aşka inanan bir insan değilim hiçbir zaman da inanmadım ben tanıdığım bildiğim adama aşık olurum... Oldum ya da... Ama yok yani ne bir insan bir fotoğrafa aşık olur hem de o fotoğraftaki en yakın arkadaşının nişanlısıyken ne de totalde bir gün geçirdiği biri için evlenmekten vazgeçer... Aşk sınırsızlıktır demiştim evet... Evet ben dedim onu ama bu kadar da gerçekten uzak bir şey olmaz yahu...


Kaldı ki filmi izleyip de hem Ilgaz’ı hem Aybige’yi yürekten kutlayan vay be adam gibi adamlar ne doğru davrandılar değerlendirmesinde bulunan milyonlarca insan olduğundan eminim... Zira Ilgaz nefes alamadığını içinin onunla dolduğunu söylediği Aybige için sırf en yakın arkadaşının nişanlısı olduğundan herhangi bir aksiyon almamıştır gayet delikanlıdır... Aybige de kafası karışmış olsa da evlendikten sonra salya sümük ağlasa da bağrına taş basıp Ilgaz’ın değil Can’ın elini tutmuş, onunla evlenmiştir ve takdire şayandır... Öyledir çünkü bizde... Kan kusarsın şerbet içtim dersin... Aferin alır takdir edilirsin ama bilmez kimse iç dünyanda neler olur biter... Başkaları aferin demiştir de ne olmuştur... Gerçek değişmiş midir... Hayır hem de kocaman bir hayır... Yaşananlar yaşanmamış mıdır... Hayır hem de kocaman bir hayır... Sadece –mış gibi yapılmıştır, yokmuş gibi, olmamış gibi... Düzen böyle devam eder çünkü aksi olmaz...


Konu çok tanıdık ve olası bir konuydu, çok şey bekleyerek de gidilmiş bir filmdi benim için ama sonuç koca bir sıfır... En yakın arkadaşına aşık olabilirsin, en yakın arkadaşının sevgilisine aşık olabilirsin, en yakın arkadaşın senin sevgiline aşık olabilir, en yakın arkadaşın sana aşık olabilir... Çok çok çok olası şeyler... Çok bilindik hikayeler ama keşke hikaye, anlatım... İçi dolu, güzel bir şey olsaydı... Olmamış...


Şunu söyleyebilirim; güzel diye sadece şunları sayabilirim başka da bir şey yok; üzgünüm...


· “İnsanın kaderini değiştirecek kişiye rastlaması ne kadar zormuş. Bir sevdayı yaşamak için ne çok bedel gerekiyormuş.” Cümlesini taşıması...


· Melih Kibar-Demet Sağıroğlu ortaklığı müthiş şarkı; adını sen koy...


· Cesaret sahibi olmak için deli mi olmak gerekir sorusunu sordurtan Ahmet Mümtaz Taylan’ın “İkimizden biri mutlu olsun” istedim haykırışı...


· Kavafis’in o müthiş şiirinin “Şehir” in bir kısmını barındırıyor olması; nereye gidersen git kendini de götürürsün ü hatırlatması size, bir kısmı geçse de filmde siz yine de hepsini okuyun :)



Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin

bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;

-bir ceset gibi- gömülü kalbim.

Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?

Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,

kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,

boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede



Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.

Bu şehir arkandan gelecektir.

Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,

aynı mahallede kocayacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.

Başka bir şey umma-

Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,

öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.


Başka da bir şey yok...


Dip Not: Gitmeyin; paranıza yazık...

1 Aralık 2009 Salı

Budur :)

Colin Kazım dört yüz bin liralık hayalimi hurda etmişken -kendisine can-ı gönülden geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum o ayrı :) - haberleri izlerken M6'ya bakıp bakıp içim acımışken, kendimi "aman bu siyah benimkisi interlagos mavisi olacak" derken bulmuş ve kahkaha atmışken üstüne gelen bu mail gaipten bir sesin bana cevabı oldu :) haddinizi biliniz Fery Hanım, peki efenim :(

Olsun hayal kurmak güzel üfff ne var yani M6 coupe istiyorsam, çok mu :P

Valla insanoğlu ancak bu kadar güzel bir şey yapabilir, ötesi de yoktur :)