27 Ağustos 2009 Perşembe

Bayıldım :)

İnsan görmek istemeyince, duymak istemeyince ne görüyor ne de duyuyor anlaşılan :)) İsteyen istediği kadar konuşsun...

Çok başarılıymış :)

Damlacığım gönderdiğin için çookkk sağol; iş anlamında çok yoğun günler yaşıyorum iyi geldi :) güldürdün beni :)

Bir de yazı diline takık bir insan olarak öğretmen olsam aynı şeyi yapabilirdim ihihhi :)

23 Ağustos 2009 Pazar

Yaz bitmesin gelmesin kış...

Ben... Gittim... Geldim... Azıcık... Kısacık... Miniminnacık tatil yaptım... Tenim ıslandı... Çabuk kurudu... Az biraz renk değiştirdi... Tam tatil havasına bürünemedi... Bünye buna da şükür dedi... Geri geldi... Pişman oldu... Ağır geldi... Günlerden Cumartesiydi dün zihin ve beden ofisteydi bugün günlerden Pazar aynı ikili yine ofiste... Tatil sonrası reva mı peki sizce... Kanımca hiç değil... Bu sorunun cevabı koca bir hayır... Canlıya geçsin tüm projeler... Ve bir karar alınsın yaz dediğin hafif olsun... İfil ifil... Elbise gibi, etek gibi... Yazın canlıya geçen proje olmasın, kural olsun hepsi Ocak'ta canlıya geçsin hem tertemiz, sıkıntısız, yarı yılda canlı mı olur... Mevsim tatil mevsimi, deniz kum güneş zamanı hem bak son günleri... Gidecek gelmeyecek yine aylarca...
Yaş takvimim 27 yi gösterirken yıldızı bol onca geceye şahit olmuşken hiç görmedi bu minik gözler bir yıldızın kaydığını... Gökyüzünü kendime örtü yapıp uzanmışken sahilde kulağımda deniz sesi zihnim başka yerlerdeyken yaşadım bir ilki; yıldız kayarken nasıl heyecanlanılır, -se -sa lı cümleler nasıl ard arda sıralanır bu yaz öğrendim... Kimbilir bir yıldız kaymıştır ve Tanrı'nın dilek kabul listesine düşmüştür benimki de... Bekleyelim ve görelim... Olur da hayal gerçek olursa derim oldu... Güler zaten yüz, belli olur :)
Ben gittim çabuk geldim... Buna da şükür :)

11 Ağustos 2009 Salı

kıskançlardayım....

işte bu ya :) senelerdir söyleyip de herkesin benimle dalga geçtiği mevzu artık gerçek :) uyuduğu için para kazanan bir insan var bu dünyada ama peki neden o ben değilim... Bu benim hayalimdi ya; kendime iki ayrı meslek yakıştırırım yıllardır ama bunun karşılığında bana maaş bağlayacak tek bir gönüllü bulamam o yüzden hala bilgisayarlara, sistemlere teslimim :) Bunlardan biri ne iş yapıyorsunuz sorusuna uyuyorum diye cevap vermek diğeri de çekirdek çitleyicisi muhabbet ediciyim demekti... Şimdi okuduğum haberde sabah 10'dan akşam 6'ya kadar uyuyan ve daha sonra yattığı yatak ve uyku kalitesi ile ilgili görüş bildiren bir hatun var... Çok kıskandım çookkk... Belki ben de bir gün aynı işi yapabilirim :) ya da diğer hayalim elimde bir paket tadım çekirdek giriş katı olan bir evin balkonunda gelen gidenle muhabbet edip para kazanabilirim... Finansör arıyorum :)

10 Ağustos 2009 Pazartesi

ki düşün ne kadar severim meltemin yüzünü öperek esişini...

Her yıl, her yaz, her sıcak hava rüzgarla birleşti mi önce kor sonra köz olur onca yeşil... İçim gider benim her sene gözlerim dolar, yanan onca ağaç geleceğidir çünkü bu coğrafyanın, yarının oksijenidir... Ne ihmale, ne de denize nazır ne hoş durur sitelere kurban verilmemelidir... İnsansa yapmaz, azıcık nasiplenmişse, yüreği varsa el vermez ama her sene bu kadar da kendiliğinden olmaz sanki... Her sene yanmaz Antalya, Muğla, İzmir... Her sene yüreği daralmaz bu bünyenin...

1 Mayıs'ta gidip 3 gün kaldığım halinle zihnimde kal Seferihisar... Bugünkü halinle değil.... Ve sen ne zaman 1 Mayıs'taki haline dönersin, kaç yılını alır yine yeşillenmek...

Jehan Barbur... Keşfedilesi...

Eli kalem tutan insan sayısı artsın hep, sözcükler büyüsün, anlamlar çoğalsın devamlı... Her okuduğumda içim ısınsın birilerini ve her okuduğumda cız etsin içimde bir yerler kimi yazanlarda... Söz bilsin gücünü, insan dillensin...


Hem yazan hem söyleyense benim hayranlığım büyüsün, takdirim artsın... İki satır, 4 cümle olsun Jehan Barbur'un düz yazısından....

Her gün yeni bir hayal kırıklığı. İşin garibi, hayal kurmazken artık ben, nedir bu kırılan şeyler içimde? Gizliden tutulmuş bir dileğin haberi dahi yok tutulmuşluğundan. Kırılınca fark ediyorum.

Sonra şarkısından içi kopup gelsin, öylesine desin...

Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin
İçimi avcuna döksem
Beni azıcık çözer miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiçbir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Yüzümü gönlüne koysam
Yemin tutsa kalbim beni bilir miydin
Yok olmuyor istemekle bitmiyor
Hiçbir yol yarılanmıyor uzadıkça uzuyor
Kal demiyor söz vermiş susuyor
Kelimeler düşmüyor içinde salınıyor
Düşümü aklına katsam
Yemin tutsa kalbim beni sever miydin


Çok sevdiğim birine benzetince ilk dinlediğimde tamam demiştim ben, Zuhal Olcay vari gelmişti bu çok büyük bir artıydı zaten benim için... Dinlendim dinlerken...

İlk mp3 ünü gönderene, Alper'e teşekkürler çok çok :)

Seversiniz belki siz de...

4 Ağustos 2009 Salı

Çok yaşayın ve de siz de görün...

Yarın sizin gününüzse, öbür gün ya da bundan sonraki her gün... Hediyem olsun... Değerini bilin... Kalemine sağlık Can Dündar ve sesine...



Eğer O'nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla o hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... Ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine bir akrep kadar hain... Sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz sizden habersiz mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor ya da muzip sırıtıyorsa ve O her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp hüzünlendikçe ağlıyorsa... Dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse... Hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... Elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar... Her şiirde anlatılan O'ysa... Her filmin kahramanı O... Her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa... Bir anlık ayrılık bir ömür gibi geliyor ve O gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa, iştahınız kapanıyor iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa... İştahınız hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa... Eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla habire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... Mütemadi bir sarhoşluk halinde her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız... Kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü... Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu... Hem kimseler duymasın hem cümlealem bilsin istiyorsanız... O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... Ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse... Gamze gamze tebessüm de O'nun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır bunca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...Uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa... Dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız... Kaybetme korkusu kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... Geceyarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa... Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız sabırsız, sınırsız, doyumsuz bir tutkuyla... O halde yarın sizin gününüz!.."Çok yaşa"yın ve de "siz de görün".

29 Temmuz 2009 Çarşamba

uzuuuun uzadıyaaa...

Bir garip telaştır gidiyor son zamanlarım; bir şeyler yetiştirmek durumunda olmayacağım günlerin gelişini bekler oldum hem işle ilgili hem de kardeş tadında 16 yıllık bir dostu beyazlar içinde görecek olmanın telaşı var son zamanlarımda... İş hayatının canlı geçişine denk gelen düğün telaşı; Cumartesi günü gerçekleşen bekarlığa vedası yarın akşam gerçekleşecek kınası ve Cumartesi günü yaşanacak düğünü ile kafamı bir 1 Ağustos’ta canlıya geçecek projemiz bir de aynı gün evlenecek Ece meşgul ediyor :) Gün içinde koştur koştur çalışıp akşamları elbise bakmakla geçti haftasonum, Cumartesi günü çok şükür düğüne bir hafta kala benim hala giyecek bir elbisem yok telaşımdan kurtuldum ve elbisemi hatta ayakkabımı aldım ancak takdir edersiniz ki yüce rabbim pek boy vermediğinden elbiseyi aldığım gibi eve gelemedim... Elbise tadilata ben bekarlığa vedaya gittim; elbisemi de ertesi gün Begüm alacak haftaiçi de bir şekilde bana ulaştıracaktı; detayları atlıyorum elbise bir şekilde Begüm’den Başak’a geçti, artık benim elbiseyi Başak’tan almam gerekiyor... Şimdi burada araya başka bir şey giriyor :)


"Her akşam adım adım düğüne hazırlık safhası"nın dünkü bölümünde saçları boyatmak vardı, Nuray’la buluşup Özgür’ün yolunu tuttuk; saçlar boyandı insana dönüldü, karınlar acıktı, balık çekti can... Dedik ki gidelim Arnavutköy Takanik’te afiyetle yiyelim balıklarımızı, atladık arabaya Nuray dedi ki Feri benzin almamız lazım ışık yandıktan sonra 64 km geldim, ben içten bir nasıl yaniii savurdum kendisine ulen benim bildiğim en fazla 45 km gider o da zorlamamakta fayda var ama cümlesinin devamıdır Nuray der ki ben TEM’de 70 i gördüm korkma Balmumcu’dan alırız, hee tamam ya yakın orası alalım huzurlu huzurlu gidelim, yiyelim yemeğimizi, Nuray ya altgeçitten geçmeyecektin, kaçırdık Shell’i, napsak ki? Yapacak bir şey yok Feri en yakın benzinciden alacağız derken biz Ortaköy yolundaydık bizimle beraber Ortaköy yolunda bir de delicesine bir trafik vardı;, dur kalk dur kalk... Nuray rahat görünür Feri gayet gergin... Hayır orada kalsak yolda kaldığımıza değil yiyeceğimiz küfürü düşünüp üzülüyorum ömrü hayatımda bana düşen payı tek seferde çıkarırdım herhalde... Nuray Radisson’a çek park et yeter yahu aradık bir sürü bilirkişiyi sen Tuğba'yı, Kurtuluş'u ben Orçun'u aradım gel yapma park et :) ben böyle gerginlik yaşamadım, garantici insanım ben, belirsizliklere gelemiyorum... Gerim gerim bir hal oldum; karnımda harp var resmen ben bir aşık olduğumda böyle oluyor karnım bak bir de şimdi böyle oldu... ahahah fena da olmadı aslında :) Nuray ısrarlı joe’ya (Nuray’ın arabasının ismi :P ) güveniyor Ortaköy ışıkları geçiyoruz ve trafik açılıyor inanmazsınız Nuray 3. vitese bile takıyor veeee OPET :) hani hikayelerde filmlerde falan mutlu son var ya, bu o işte :) ya da o bu :) Her aşk bitermiş sevgili okuyucu OPET’e girdik, benzini aldık; benim karnımdaki harp bitti ortalık süt liman, rutin halbuki 5 dakika önce öyle miydi, acabalar, telaşlar, heyecanlar aslında yolda kalsak hiç de fena olmaz ne hikaye be tutkuları... Ama gel gör ki bitti... Takanik, süper bir salata, balık ve dönüş yolu :)


Nuray ya eve geçerken Başak’a uğrayıp benim elbiseyi alalım mı, olur alırız, dur o zaman ben bir Başak’ı arayayım evde mi? Açmıyor, evde değil galiba. Kızım daha Kadıköy’e bir dünya yol var ararsın yine... Arıyorum açmıyor neyse ben bir şekilde alırım... Ya nolcak eve gitsek de sen arabayı alır gidersin. Olur aslında ama evde değil Başak, alırım ya yarın falan nolcak....


Eve gelinir, ev haline bürünülür, telefon çalar, Başak arar... Noldu leennn defalarca aramışsın, ya ben evdeysen elbisemi alayım diyecektim ama artık çok geç, eve geldim ben, yarın alırım... Ben yarın yokum yaaa Kütahya’ya gidiyoruz ya... Aaaa gerçekten o zaman benim bunu almam lazım... İstersen kapıcıya bırakırım ondan alırsın, güvenilirdir... Ya yok ben gelip alayım Nuray’ın arabayla... Nuray bu sırada yatmıştır ben kendisine evin salon kısmından bağırmak suretiyle arabasını alıp alamayacağımı sorup OK cevabını aldıktan sonra yola düştüm üstümü başımı değiştirmeden ev halimle aldım arabayı Başak’a gittim... Elbiseyi aldım, bindim arabaya geri dönüyorum... Dönüyorum bildiğin taaa kiii arabadan garip bir ses gelene kadar... Bildiğin baya bir ses geldi sevgili okur dedim emanet eşeğin yuları gevşek olur bravo Feri; bir de benim huyumdur ben başkasının arabasını falan almam öyle; 6 yıldır birlikte yaşıyoruz Nuray her zaman der Feri arabayı al arabayla git falan diye ya bir ya ikidir yani bu da ya iki ya üç olmuştur... Neyse arabadan inmedim ben, zaten eve yakın bir yerdeydim ne olduysa oldu evin önünde bakarım artık dedim ama araba böyle bir titriyor bir gitmiyor bir garip yani o sırada ben kendime bravo Feri ya bravo yani bir de bu çıktı şimdi öfkelenmelerindeyim zira Ece’nin düğünü beni fena sarstı ekonomi mevzusu yerle bir neyse dedim olanla ölene çare yok evin önüne geldim arabadan indim korkunç bir şey bekliyorum ben; bir baktım arabada hiçbir şey yok ne çizik ne vurma hiçbir şey eee o zaman bu ses nereden geldi derken sol ön lastik göz kırptı bana dedi görmüyorsun beni hiç aaaa dedim noldu sana havan sönmüş patlamışsın... Valla lastik fena patlamış ne yalan söyleyeyim başka bir şeyler olma ihtimaline kendimi hazırladığımdan bu duruma az biraz sevindim ama eşzamanlı aydınlanma yaşadım eee ben ne yapacağım şimdi, nasıl değiştireceğim bunu... Sene 2000 ben ehliyetimi aldığım yıl kursta bizzat değiştirtmişlerdi bize lastik ama üzerinden geçmiş 9 yıl yok yani deneyemem bile... İnsan böyle zamanlarda ulen ben bu yalnızlığın diyor, bir sevgilisi olsun istiyor ya hadi neyse... Elim telefona gitti... Ereennnn napıyorsun, uyuyor musun? Yok ya ne uyuması, nbr? Eren ya ben bir şey yaptım ve sana ihtiyacım var? Nolduuu? Çocuğun aklından kimbilir neler geçmiştir ben bunu sorayım bir ara kendisine... Böyle böyle, napcaz şimdi... Lastiği değiştireceğiz Fericiğim sonra da diğer lastiği yaptıracağız ama Nuray’ın anlamaması gibi bir şey mümkün değil çelik cant (böyle mi yazılır bu ya) olduğu için... Ya anlamasın diye bir isteğim yok ki ben anlatacağım zaten kendisine de kız sabah işe giderken böyle bir şok yaşamasın... Tamam geliyorum ben... Canımsın Erenim ya :)


Zavallı Feri arabanın içinde Eren’in gelmesini bekler, her şeyden bihaber Nuray evde mışıl mışıl uyumaktadır bu sırada Eren, gecenin bir yarısı sabahın köründe Kütahya’ya gidecek olmasına rağmen yollara düşmüştür. Eren gelir Feri’nin yüzü güler...


Gecenin bir yarısı kör karanlıkta telefon ışığı ile alet edevat yoksunluğunda kahramanım Erenim lastiği değiştirdi, kendisi doktor ben hemşireydim... Neşter dedi uzattım, terledim dedi terini sildim... Yok ya sevgili okur ben sadece telefonun ışığını tuttum kendisine herbir şeyi kendisi yaptı valla bir fener bile bulamadım o derece yani o yüzden milyonlarca kez teşekkür etsem yine az, sağolsun... Yalnız lastik değiştirmek zor zanaat ben bizzat kendim kuvvetle muhtemel yapamazdım ki Eren’in gücünün benim gücümün kaç katı olduğu düşünülürse kuvvetle muhtemel değil kesin değiştiremezdim... Neyse Eren sağlam olduğundan emin olunca dedi ki tamam, ben dedim ki bir deneyelim bindik arabaya bir tur attık dedim bunun sol tarafı yüksek Eren, ee gel o zaman gidelim benzin istasyonuna hava basalım diğerlerine... Ee yapalım o zaman... Ön lastiklere 35 arka lastiklere 40 olacak şekilde havalar basıldı... Eve geri dönüldü... Bu arada ben tüm bu süreçte ev halimleyim... Benzin istasyonu falan hak getire... Dedim ne kadar teşekkür etsem az, kahramanımsın... Dedi saçmalama... Dedim gel bir kahve yapayım sana... Dedi ben bir sigara içeyim... Aldım elime elbisemi :) çıktık yukarı... Eren bir sigara içti sonra dedi ben gideyim sabah yolculuk var... Dedim ben ne desem az iyi ki varsın... Kaldım kendimle baş başa dedim nasıl söylesem Nuray’a uyandırsam uyandırılmaz, mesaj atsam çok salak olur neyse ben sabah kalktığında Nuray kalkıp anlatayım... Sabah oldu Nuray uyanıp kapısını açtığında ben gözümü açtım bu nasıl bir tedirginliktir yahu... Nuray direk benim odama geldi kadın olmak böyle bir şey elbiseme bakmak için aaa çok güzelmiş elbisen dedi, dedim günaydın o elbisenin yüzünden dün akşam neler oldu... Anlattım, Nuray dedi ki iyi ki uyandırmamışsın beni, bizim dün bir şey yaşayacağımız belliydi joe ile yolda kalmadık ama bak bu olmuş... Dedim Nuray yaptıracağım ben ya da alacağım yenisini dedi saçmalama dedim yok benim iç huzurum açısından...


Neyse sevgili okur, çıkarılacak dersler;
  • Obsesif olma, kapıcıya bıraksın Başak elbiseyi nolcek
  • Sen yine bildiğin gibi yap alma kimsenin arabasını bak aldın ne geldi başına
  • Nuray’ı bir kat daha fazla sev bu kadar mı sakin karşılanır ki joe Nuray için ne demektir ben bilirim
  • Lastik nasıl değiştirilir konusunda inanılmaz bir teori sahibiyim artık
  • Ne şanslısın ki hayatında Eren gibi bir arkadaşın var hediye gibi

Başka da dersler vardır da şimdiye kadar okuyup bu noktaya geldiysen seni tebrik eder daha da fazla yormam sevgili okur :)

26 Temmuz 2009 Pazar

cayır cayır yanmayın... serinletecek bir şeyler açın...


Ay Allahım bu ne sıcak ya, bana mı öyle geliyor yoksa abartıyor muyum? Şu an evde bütün camlar açık ve evde duramıyorum... Sıcak çok sıcak... Sıcak daha da sıcak olacak... Ben ki yaz severim... Ben ki güneş severim... İçim ısınır sebepsiz mutlu olurum ama sanırım fazla geldi... Oturduğum yerde buram buram terliyorum... Duş al çık hiçbir değişiklik yok... Hayır bir de ben en çok bu zamanlarda erkek olmadığıma şükrediyorum giy eteği elbiseyi ifil ifil dünya bana güzel... Ama yok şu sıralar bu da kurtarmıyor... Daraldım :) Günde neredeyse 3 litre su içiyorum bir o kadar da kaybediyorumdur sanırım...
Önerisi olan??

20 Temmuz 2009 Pazartesi

hiç :)

Blogumu açtığımda karşıma gelen ilk yazının kaza ile ilgili olması, bundan çok rahatsız oluyor olmam amma ve lakin buna karşın şu sıralar hiçbir şey yazamıyor oluşum ya da yazsam da yok ya deyişim sebebi ile hiçbir şey yazmadığım bu yazı ile herkese selam ederim :)