25 Ocak 2009 Pazar

4x4 sobe...

ilkokuldayken ve hatta ortaokuldayken anket defterleri vardı elden ele dolaşan, önceden hazırlanmış sorulara cevap verdiğimiz onları anımsadım ben şimdi benim hayatım tarafından sobelenince :) eee madem soruldu bana cevap vermek düşer :)

Yaptığım 4 iş;

hımss 4 tane var mı acaba, bu soru çalışıp para kazanmak mı, para kazanmasan da çalışmak mı? ikisinin de olabileceğini düşünerek sıralıyorum;
  1. Özel ders vermek (kardeşime :P)
  2. İK stajyerliği --> bunda para yok :(
  3. Dış ticaret stajyerliği --> bunda da para yok :(
  4. SAP HR Modül Danışmanlığı
Defalarca izleyebileceğim 4 film;

bu zor bir soru düşündükçe başka başka şeyler çıkar eminim ama aklıma gelen ilk 4 ü sıralıyorum;
  1. Elizabethtown
  2. Eternal Sunshine of the Spotless Mind
  3. Before Sunset / Before Sunrise
  4. 50 First Date

Yaşadığım 4 yer;

Yaşamaktan kasıt evimin olması ise 2 şehir ama projeleri de sayabilirim bence :)

  1. Ereğli
  2. İstanbul
  3. Stuttgart
  4. İzmir-Rize-Niğde bu devam eder daha

İzlediğim 4 TV programı;

of çok zor sanırım ben son zamanlarda TV seyreden biri değilim, bakalım...

  1. Disco Kralı (Gece kuşundan bu yana tüm programları)
  2. Sade Vatandaş (denk gelirsem)
  3. Yaprak Dökümü maalesef :(
  4. Kürşat Başar'la

Tatil için gittiğim 4 yer;

of sorulcak soru mu bu ya şimdi şimdi :(

  1. Olympos
  2. Bodrum
  3. Çeşme
  4. Alaçatı

En sevdiğim 4 yemek;

Çok yemek seçen biriyim, kendim gibi bir çocuğum olmaması dileğimle çok dayak yiyecek yoksa benden :)

  1. Kesinlikle kahvaltı sofrası
  2. Muhabbeti bol balık sofraları
  3. Ispanak
  4. Kırmızı et

Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer;

Aynı anda 4 farklı yerde nasıl olabiliriz yahu, çok bayık gelebilir ama cidden şu an öyle bir şey istiyorum, ilk sıraya koyuyorum;

  1. Sevdiğimden ve sevildiğimden emin olduğumun yanı (önce öyle biri olması gerekiyor tabii)
  2. Yeğenlerimin yanı
  3. Muzlu Çilekli fondü için kahve dünyası :)
  4. Hamak

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer;

tam anket sorusu olmuş yalnız :) hıımmsss yağmur damlası olsam nereye düşmek isterdim, işe yarayacak bir şeyler olsun o yüzden susuzluk çekmesin insanlar diye, su olup evlerine döneyim diye :)

  1. İstanbul
  2. İstanbul
  3. İstanbul
  4. İstanbul

eee o zaman ben de görevi yapayım ben de birilerini sobeleyeyim,

Tuğba Ozan Yasemin veeee Tubik'le Cenk

Gitme vakti...

bir canım var benim
vakti dolar gider

bu kadar işte hayat... her can sıkıntımda omuzumda olduğuna inandığım melekler fısıldasa keşke kulağıma bu iki cümleyi;

bir canım var benim
vakti dolar gider

Aşk'ın Halleri


Yağmur yağsın... İlla yağmur...
Puslu olsun hava... Karanlık hatta...
Denize paralel adımlar olsun zaman... Muhakkak deniz...
Olmazsa olmazı olsun Kuzguncuk haftaiçi istikametimin... Haftaiçi şart...
Dalgalı olsun deniz... Suyun sesini duyayım illa... Dövsün Kuzguncuk taşlarını...
Durup dinleneyim ben biraz... Hayat kalksın omuzlarımdan...
İnişleri çıkışları, birden hızlanıp durulması ile Zuhal Olcay Aşk'ın Halleri'ni fısıldasın kulağıma...
Bağırsın ya da ara ara... Getirsin... Götürsün...
Çok güzel olmuş Aşk'ın Halleri... Buz gibi sesine sağlık... Soğuk çok hem de...

23 Ocak 2009 Cuma

What's the point of your existence?

To feel. 'Cause you've never done it, you can never know it. But it's as vital as breath. And without it, without love, without anger, without sorrow, breath is just a clock... ticking.

hislerim alınsa bir süreliğine diye dua ettiğim zamanlar oldu benim olmuştur sizin de, artık ağlamak istemediğim, artık acıtmayacak kadar hissizleşmek istediğim zamanlar halbuki insan sonradan anlıyor ağlayabilmenin, acı da çekmenin ne büyük bir nimet olduğunu hissetmeyenleri, ağlayamayanları gördükçe daha bir insan hissediyor kendini....

bir de en çok -kimseye yaşatmasın Allah sevdiklerinin acısını ama öyle bir dünya yok- hayatlarındaki değerleri kaybettiğinde insanlar, sakinleşsin ağlamasın diye yapılan iğneler sonrasındaki hissizlik anlarını gördükçe iyi ki demişliğim vardır...

Nefes kadar hayati zira aşk da öfke de dert de.... Bunlar olmadan breath is just a clock... ticking

21 Ocak 2009 Çarşamba

Özene bözene mi bezene mi neyse işte :)


Ey yüce rabbim dünyadaki yansımalarına bakıp da sana inanmayanlara şaşıyorum böylesi bir şey ancak yaratılır yahu :)

Sizce de kendisi çok hoş değil mi, Barack Obama'nın konuşmalarını yazan 27 yaşında (bizle yaşıt) mükemmel bir yazar olarak tabir edilen (kime göre neye göre) insan:

Jon Favreau...

Çirkin diyen çıkacak mı merak ediyorum :)

14 Ocak 2009 Çarşamba

Hayret bişi ya...

Şaka mı bu ya??? Bloggerlar arasında dolanırken onun blogundan onun bloguna onun blogundan onun bloguna akarken kaçıncı O'dayım bilmezken adı O'nun adı yaşı O'nun yaşı memleketi O'nun memleketi biriyle karşılaşıyorum O değil biliyorum ama bu kadar tesadüf fazla değil mi???

Bir su bardağı karmaşa...

Ben bir toparlanma halindeyim şu sıralar, bir şeyleri bırakacak olmanın telaşı ile yavaş yavaş topluyorum <şimdilik benim olan> bilgisayarımda bana özel ne varsa; maillerime bakıyorum, alacaklarımı alıyorum...

2 Ocak 2008'de göndermiş her şeye ortak kız arkadaşlarımdan biri Neil Gaiman'ın aşk tarifini; ilk iki paragraftan ziyade son cümle fazla samimi değil mi sizce de ve koca bir yalan...

"hiç aşık oldunuz mu? korkunç değil mi? insanı savunmasız hale getiriyor. Göğüs kafesini delip kalbine giriyor, birileri içinize girip her şeyi karıştırıveriyor... Yıllarca inşaa ettiğiniz savunma duvarları, tüm giydiğiniz zırhlar, hiçbir şey beni artık incitemez derken; bir aptal insan, diğerlerinden hiçbir farkı olmayan aptal hayatınıza giriveriyor. Onlara kendinizden bir parça veriyorsunuz. sesli bir şekilde istemiyorlar o parçayı. Sadece bir gün gerçekten aptalca bir şey yapıyorlar, sizi öpmek veya gülümsemek gibi ve hayatınız sizin olmaktan çıkıyor.

Aşk rehin alıyor. içinize giriyor. Sizi yiyip bitiriyor, karanlıkta ağlarken bırakıyor, kalbinize doğru giden yolu kazıyor. Acıtıyor. Hayallerde değil, aklınızda beyninizde değil. Ruhunuzda, bedeninizdeki bir acı. İçinize giriyor ve sizi parçalara ayırıyor.

Aşktan nefret ediyorum."

13 Ocak 2009 Salı

Siyah Beyaz Hayat Aslolan Gri...

Hayat üstüne iki çizik atılacak kadar keskin bir şey değil; o kadar siyah ya da o kadar beyaz değil... Çok gri fazla gri öyle de olmalı... Siyah çok karanlık beyazsa tahmin edemeyeceğin kadar ütopik, kusursuz, yalan hatta... Söz konusu hayatsa beyaz diye bir şey yok siyah var bazen... Belki şu an öyle görüyorsun her şey siyah sana, için simsiyahlarla kaplı ama izin vermiyorsun çıkıp gelecek bir ışık hüzmesi var... İzin ver göstersin sana hayat, açılsın biraz siyah koyu da olsa gri olsun çünkü inan hayat simsiyah da değil, siyah sandığın koyu çok koyu bir gri belki de şimdi... Hayat gri; bazen koyu bazen açık... Ama ne beyaz ne de siyah, üstüne iki çizgi atılacak kadar keskin değil, daha yuvarlak; eğilip bükülüp içine sığabileceğin kadar yeter ki taşma, sığ, yerleş, orada dur, çıkma... Senin kararın değil çıkmak nasıl gelmek senin kararın değildiyse... Sirkelen, kendine gel... İnsan ne yaşamak istiyorsa onu yaşıyor... Yaşadığın her an senin aldığın kararlar aslında o yüzden kendin için bir iyilik yap da sırtını dönmek yerine yüzünü dön hayata... Bir iyilik... Kendin için... Lütfen...

8 Ocak 2009 Perşembe

sis her şey...

Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa...
Normal olan ne, ben mi, diğerleri mi?
Neden herkes içerde de bir ben dışarıdayım?
Ya da herkes çıkmış da bir ben kalmışım etrafım sarılı?
Neden aynı atmosferde farklı havayı soluyup
Aynı pencereden bambaşka şeyler görüyoruz?
Ya da pencere bile aynı değil mi?
Neden bu sonsuz iletişimsizlik, bu sonsuz konuşmama?
Netlikten uzak, flu hava?
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa