Pazartesiden bu yana yazacağım yazacağım bir türlü yazamadım zaten benim böyle yapacağım yapacağım bir türlü yapamadım listem o kadar uzun ki neyse bu başka bir konu kendime acımasızlıklarım yazı dizisinin bir parçası...
Her dakikası birbirinden keyifli müthiş bir hafta sonu, küçücük kısacık bir Avşa kaçamağından bahsediyorum sevgili okur ;) Nam-ı bizimklan sevgili arkadaşlarımla geçen süper bir iki gün...
Geçtiğine hatta bizim oraya gidebildiğimize bile hala inanmakta güçlük çektiğim...
Neden mi? Çünkü....
Tarihler 20 Haziran 2008 Cuma gününü gösterirken bendeniz gayet normal bir biçimde saat 18:00’de işten çıktım ve Akmerkez’in önünden Yenikapı’ya gitmek üzere taxiye bindim zira daha 1 saat 45 dk vardı ve benim Akmerkez’den Yenikapı’ya yetişememe gibi bir kaygım yoktu taaa kiii kendimi o korkunç trafiğin içinde ilk 20 dk boyunca Akmerkez’i görür bir halde bulana kadar buna bir de bindiğim taxinin şoförünün dünyanın en kötümser adamı olduğunu eklersek sanırım durumumu anlatmak için ekstra bir çabaya gerek yok. Neyse velhasıl ben gıcık taxi şoförüne siz iyisi mi beni metro girişine bırakın ben taximden devam edeyim dedim adamın canına minnet benden sonra taxisine binen zavallı insana da yalnız değilsin kardeşim ben de geçtim bu yollardan cümlelerimi iletiyorum. Neyse ben elimde bir sürü bilet sorumluluk duygusu koştur koştur metroya bindim zaman su gibi akıp giderken saat 19:00’da Taxim’deydim. Taxim metrosunun merdivenleri bendeniz ufacık tefecik Feri’ye bana mısın demedi elimde notebook (ayrılmaz parçam) artı bir de çanta ve tabiî ki kol çantam koştur koştur kendimi meydanda buldum ve gördüğüm ilk taxiye bindim nefes nefese bu sefer bindiğim taxinin şoförü de sanırım dünyanın en iyi adamıydı. Kurduğum ilk cümle 19:45 yenikapıya yetişmem lazıııımmmm, taxi şoförü 16 kere yetişiriz hanımefendi siz rahat olun, ben ohhh beee... ama hiç mi hiç gerçekçi olmadı bu tahmin velhasıl trafik yine aynı trafik hem Cuma hem iş çıkışı hem Türkiye-Hırvatistan maçı var hem herkes Avşa’ya gidiyor :) benim telefonlarım sürekli çalıyor bir biri bir diğeri sürekli ama sürekli bir Ece bir Nuray ben hep aynı replik şurda şurdayım yetişmeye çalışıyorum, kredi kartı numaranı ver biz alabilicez sanırım biletleri, tamam söylüyorum, yok ya alamıyormuşuz. Ya sen biletleri açığa aldır başka bir hafta sonu gidelim, hayır ya iptal ettirmeyeceğim, yetişirim diye düşünüyorum diyalogları ve tıkanmış bir trafik ben Eminönündeyim, umutsuzum, sadece kendim olsam siz gidin ben gelmiyorum diyeceğim halde elimde onca insanın bileti varken sırf sorumluluk duygusundan çırpınıyorum, çırpınıyor taxi şoförü ve iyimser taxi şoföründen tokat gibi bir cümle Eminönü ışıklardayız yetişemeyeceğiz sanırım ve ben çöktüm çünkü taxi şoförü umutlandıkça umutlanmıştım ben de, inanmıştım... yıkıldım... trafik durur, biz dururuz... yanımızda bir motorsiklet... taxinin camını açan bir taxi şoförü ve duyduğum cümleler; “19.45 deniz otobüsüne yetişecek, götürür müsün?” bana bakan kask içersinde zar zor seçilen gözler ve “götürürüm” cümlesi... ben şok içersinde taxi şoförünün hadi in hemen bin cümlesine karşılık ama ama tanımıyoruuummm derken taxi şoförünün çabuuukkkk demesi benim ama para ne kadar olmaz siz telefon numaramı alın ben size parayı getireceğim 0 533 bla bla bla... notebook, ben, kol çantam ve elimdeki diğer çanta ile ben hiççç tanımadığım bir çocuğun motorunda İstanbul’un sahil şeridinde tıkanan trafikte rüzgar gibi esiyoruz... Şaka gibi ama ben böyle bir şey yaptım sevgili okur hiç tanımadığım bir çocuğun motoruna bindim, hayatımda ikinci kez motora bindim, ilk binişimde kaskım dizliğim kolluğum her şeyim vardı ve elimde ne bir notebook ne bir çanta hiçbir şey yoktu bu sefer beni koruyacak hiçbir şey yokken üstüne üstlük beni ve önümdeki çocuğu tehlikeye atacak dengemizi bozacak bir sürü alet edevatla inanılmaz bir hız ve yol yordam bilmez hallerde kaldırım araba araları falan filan şeklinde normal şartlarda motor kazasında arkadaşını kaybettiğinden motorlara tepkili bir Ferihan’ken A2 ehliyet sahibi mi olsam düşüncelerinde bir motorun üstündeyim ve önümde hiç tanımadığım hala tanımadığım bir çocuk. Saat kaç bilmiyorum, belki deniz otobüsü kaçtı hiçbir fikrim yok, iki telefonumun ikisi de titremekte muhtemelen birinden Nuray birinden Ece arıyor. Ben iniyorum motordan milyonlarca kez teşekkür ederek hayatımın en hızlı koşusunu yapıyor ve kendimi iskelemizde Avşa yolcusu kalmasın son çağrı anonsları içerisinde nefes nefese içeri atıyorum karşımda 8 kişi Feriiiiii çığlıkları atıyor, Rıdvan biliyordum biliyordum yetişeceğini biliyordum işte Secret hallerinde :) aman Allahım Feri burada ama Ece yok, nasıl yani Ecesiz olmaz, çok uğraştı o kesin gelmeli diye oradan oraya koşturan bir Nuray, herkes ayrı bir film yani... Velhasıl mutlu son, bizimklan eksiksiz Avşa’ya gidiyor, şaka gibi ama gidiyoruz :)
Offf çok uzun oldu ben bu yazıyı bölüm bölüm yayınlayayım en iyisi yoksa bu kadar uzun bir yazı okunmaz...
Heyecan devam ediyor yalnız, bilginize :)