24 Şubat 2008 Pazar

su geçirmeyen telefon üretilsin...


Çok hüzünlüyüm sevgili okur :(

Bundan neredeyse 20 gün önce henüz 3-4 günlükken tuvalete düşürdüğüm telefonumun -nsl yani diyenlere cevap: telefonum o kadar müthiş o kadar inceydi ki arka cebimde olduğunu fark etmemişim bile, daha fazla detay veremeyeceğim siz düşünün artık, ühühühühüh :( - pardon müthişşş telefonumun bugün itibariyle KVK tarafından "tamiri mümkün değildir" şeklinde buzzz gibi bir cümlenin yazılı olduğu bir form eşliğinde elime tutuşturulduğu an hissettiğim hüznü kelimelere dökemeyeceğim...

Her ay bilmem kaç ytl taksit öderken hatırlayacağım bu hüznü ölümsüzleştirmek istedim... gitti gül gibi telefon yahu :(

Doğumgünümde bu hüznümü dindirmek adına müthiş telefonumun aynısını bana hediye eden Argül, Mehmet, Murat ve Altan'a bir kere daha teşekkürlerimi iletiyorum yoksa şu an daha bi yas tutar halde olurdum :)


Bir de başlıktaki dileğimi yineliyorum; su geçirmeyen telefon üretilsin; teknoloji o kadar ilerlemedi mi yoksa, su geçirmeyen saat var da telefon niye yok, ben saatimle suya girebiliyorsam telefonumu da suya sokabilmeliyim... off tamam saçmalıyorum, ama olur belki olmaz mı? Ben yaşadım başkaları yaşamasın yahu??


Ben bu talebi geliştireceğim; su geçirmeyen telefon çok mantıklı değil mi sizce de? tamam tuvalete düşürmek pek açıklanası bir şey değil ama bunun plajı var, yağmuru çamuru var... Olur olur bence kesin üretilmeli, üretilsin ilk alan ben olacağım sözzzzz....


Resim için Mehmet'e teşekkürler, yarama tuz bastığı için ayrıca teşekkürler :P

azar işitmek gibi...

Yazmak, düşünmek bir şey değil; yaşadıklarına bak...
Kendini yakıştırıyorsan yaşadıklarına eyvallah orada kal,
Yok yakıştırmıyorsan kendin için, mutlu olmak için bir karar ver ve uygula artık...

Bazen ağır konuşur çevrenizdekiler, böylesi cümleler kurar; dinlersiniz sessiz...

Ve öyle büyük büyük cümleler kuran haliniz erir gider, sus pus olursunuz...

Düşünür durursunuz....

Yine yazarsınız, yine düşünürsünüz...
Yaşadıklarınıza yakışıyor musunuz, uzaktan bakarsınız...

İçten bir off çekersiniz...

Yüreğinizi bir elinize, aklınızı diğerine alır; konuşun anlaşın yormayın beni dersiniz...


İkisi birleşir bir kelebek olur; parmak ucunuzda, küçük küçücük bir yerde kanat çırpar...


Yazmak, düşünmek bir şey değil; yaşadıklarına bak...
Kendini yakıştırıyorsan yaşadıklarına eyvallah orada kal,
Yok yakıştırmıyorsan kendin için, mutlu olmak için bir karar ver ve uygula artık...

12 Şubat 2008 Salı

Farkındalık...

Ben doğdum
Ben büyüdüm
Çocuk kalmadım;
Çocuk kalmamanın yükünü giyindim

Çok çalıştım
Çok yoruldum
Başardım;
Kupalar kaldırdım
Yenildim;
Dersler aldım

İnsan biriktirdim;
Çoğaldım

Hayaller kurdum
sonra
Kırılmalarını seyrettim

Mutlu oldum, çok güldüm
Çok gülersem ağlayacağıma inandırıldım
Çok mutlu olursam bir yerden çıkacağına
Bundandır;
Mutsuzluklarımın sebebi mutluluklarımdır

Aşık oldum; kelebekler büyüttüm içimde
Yetmedim tek başıma;
Kısa oldu ömürleri...
Ben hep kalan oldum, gitmelere seyirci...

Çok sevdim; daha da çok üzüldüm...
Çok sevildim; cevap olamadım...
Ben hep yarım kaldım
Ya da
Yarım bıraktım...
Tam olmadım; olamadım...
Denizler arzuladım aslını bulamadım...

Hayat gece oldu; karardım...
Hep bir gizin içinde kaldım...
Söylenemedim...

Geceden çaldım, içime gündüzler doldurdum...
Erguvanlar suladım, güneşler doğurdum...

Melekler tanıdım;
İnsan olduğuma sevindim...

Her keşke diyecekken dilimi tuttum
İyi ki’lere çevirdim...
Kendimi kandırdım...

Çok değer verdim
Sonlara varınca anladım;
Değmezmiş dediğim yanılgılarımla tanıştım...

Ben büyüdüm
Büyümek sancılı bir şeymiş..

Anladım...

3 Şubat 2008 Pazar

bir güzel şarkı...

Modüldaşım, iş arkadaşından öte arkadaşım, kısa zamanda çok yol alan arkadaşlığım ortak geçen onca sıkıntılı ana rağmen bir yol bulup güzelleştirdiğin gibi geçen zamanı yine bir Çayeli çıkmazında ayrı şehirlerde ortak bir iş üzerinde debelenirken çıkarttın karşıma bu şarkıyı... Yeni bir dizi başlamış, adı sınıfmış, bu da onun müziğiymiş söyleyen Mehmet Erdem'miş... Yumuşacık ses tonuyla saatlerdir aralıksız ard arda dinlediğim oldu bu gece... Teşekkür ederim Mehmet :))

herkes aynı hayatta
kendini bir şey sanma
ne kadar çok bilirsen
o kadar bela başa
sen bilirsin aslında
aklımdan gecenleri
zaman her şeyi çözer
şu beklemek olmasa
gözlerimi açsam da sen çıksan karşıma
gel beni azad et kayboldum karanlıkta
ben bizi unutmam gitmek yakışmaz bana
yolcuyuz hayatta sen gel otur yanıma

29 Ocak 2008 Salı

Bu iş zor, çok zor Yonca....

Hayat neden hep zorlaşır da hiç kolaylaşmaz yahu??? Neden İstanbul’dan Trabzon’a tüm uçaklar hava muhalefetine rağmen kalkarken Trabzon’dan İstanbul’a olanlar kalkmaz?? Neden?? Üstelik THY kalkarken neden Pegasus kalkmaz?? Eee çünkü Pegasus... THY ile Atatürk’e uçacak arkadaşlara acı bir iyi yolculuklar dilerken her ne kadar masraf yazıp karşılığını alacak olsam da kredi kartımdan tam dörrrtttt adettttt uçak bileti almak durumunda kalmak hem de takvimler 29 Ocak’ı gösterirken hiç ama hiç hoş bir durum değil... Acente kapandığı için şirketimiz yardımcı olamadı... Bak seennn... Sözün özü hüzünlüyüm sayın okuyucu; evimde, kendi yatağımda, sıcacık sıcacık uyumak, kendi banyomda duş almak varken ben yine ve yeniden güzel yurdumun başka bir otelindeyim... İsmi bana pek güzel şeyler anımsatmasa da Zorlu’yu (T-Systems/S&T günleri) Trabzon’daki otellerinden dolayı tebrik ediyorum... Bugün değil de başka bir gün kalsaydım burada daha çok tebrik ederdim ama benim önümüzdeki 10 gün de kendi nevresimlerimle haşır neşir olamayacağımı düşünürsek ve karakterimi de ele alırsak üzgünüm Zorlu Grand tamamen kişisel yaşanmışlıklar sebebiyle çok da el üstünde tutamayacağım seni... Laf aramızda otel çok güzel, gecesi Çayeli Bakır İşletmeleri misafiri olduğumuz için bize 120 Euro... Gerçek fiyatını söylemeyeyim bile... Daryl faturayı görünce ne yapacak acaba, ehehehe bak bu çok keyif verdi bana :) Ne yapsam nasıl geçirsem bu geceyi :) Yarın sabah yediye çeyrek kala müthiş !! Trabzon’un müthiş !! havaalanında olacağım düşünülürse uyuyarak geçirmek sanırım en mantıklı karar olur... Velhasıl cancağazlarım durum budur, Feri’nin sıtkı (kelime anlamı ne acaba?) fazlasıyla sıyrılmıştır, sabrı tükenmiştir, hayırlısı demektedir kendisi (kendi kendine 3. Tekil şahıs muamelesi yapan insan modelinden nefret ederken ben şimdi niye öyle yaptım acaba? ) Neyse sayın okuyucu ben hafta sonumun nasıl nasıl müthiş geçtiğini anlatacakken önce böyle bir yazıya yer açtı benim biricikkk blogum; hafta sonu yazımız gelmeyecek mi, gelecek... Bekleyiniz...

25 Ocak 2008 Cuma

" sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?"

çoook desene! sevgilin güzel miydi bari? belki de seni seviyordu.. ve onu herhalde çok kucakladın... geceleri buluşur ve öperdin değil mi? bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa...

yahut sevgilin seni sevmiyordu...

o zaman ne yaptın? geceleri ağladın mı?...

ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?..

fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak, senin için o kadar güç olmamıştır. insan evvela kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir.

ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüyü sevdin ve bu böyle gidiyor. peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek midir?..

çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musun?..

bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?

bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı?

bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misin?

aşk sana bunları yaptırabilir mi?

işte o zaman sana seviyorsun derim...

sen sevgiline ne verebilirsin sanki?

kalbini mi?

pekala, ikincisine?

gene mi o?

üçüncü ve dördüncüye de mi o?...

atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?...

hem biliyor musun, bu aptalca laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun...

göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun..

siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler...

siz sevemezsiniz...


Sabahattin Ali

21 Ocak 2008 Pazartesi

Türkçe'de fiil böyle çekimlenir....

Sıkıldım
Sıkıldın
Sıkıldı
Gerginim
Gerginsin
Gergin
Mutsuzum
Mutsuzsun
Mutsuz
Bitse de gitsem
Bitse de gitsen
Bitse de gitse
Bir de açım
Belki açsındır
Umarım açtırlar

5 Ocak 2008 Cumartesi

Benimle konuştu sanki şarkı... :)

Bu postu melankoli rüzgarına kapılmış hallerde yazmıyorum sevgili okuyucu -atlattık çok şükür- aksine hayatın ironisine teslim olmuş, karşısına geçmiş gülüyorum, değişik bir keyif alıyorum belki de...
Ben mi buluyorum bilmiyorum ama media player shuffle da bu şarkıları çıkarıyor karşıma :) gerçekten gülüyorum... Gecenin bu saatinde... Alla allaaa diyorum :)
Algıda seçicilik desem belki yırtarım ama bir kaç gün öncesinde 15 dakikalık taksi yolculuğumda dinlediğim, dinlemek durumunda kaldığım üç şarkı da mı algıda seçicilik??
Neyse bu anektodu geçiyor benimle konuşan şarkının topluma hizmet için varız fikriyatıyla hem sözlerini hem de youtube sağolsun videosunu beğeninize sunuyorum, belki aranızda bu şarkıya ihtiyacı olanlar vardır; olmaması dileğimizdir o ayrı konu da hayat işte...
Yine de yaşadıklarımız hiçbir şey daha neler var bizi bekleyen diyerek hayat zor sevgili okuyucu hatırlatması yapıyorum, hani belki unutmuşsunuzdur diye; hiç sanmıyorum ama....

Şarkımız Gripin'den "Daha Gençsin" Sözleri;

Hadi topla yüzünü prenses
Üzülme katla hüznünü
Kaldır çekmecene bir yerlere sakla
Daha ömrünü tüketecek
Nice yaraların olacak
Kabukları düşecek
Yeniden kanayacak
En sevdiğin yanlızlığını al geçir sırtına
Eserse hafiften hüzün üşümezsin..
Belki elmacıkların ıslanır
Fena mı yanakların allanır
Ağla,durma ağla
Biraz ruhun cilalanır
Kırmak istiyor bırak gitsin
Gitmek istiyor bırak gitsin
Bir daha dönmesin
İster yen ister yenil
Daha gençsin öğreneceksin
İster sev ister sevil
Daha neler göreceksin
İster yen ister yenil
Daha gençsin öğreneceksin
İster sev ister sevil
Gençsin...güzelsin...

bu da videosu -klip çekmemişler n'apalımmm-



bitti :)

30 Aralık 2007 Pazar

Bir yastıkta bir ömür geçirin inşallah :)


İnsan bazılarının sevinçlerini, üzüntülerini kendisininmişcesine yaşar, en derininde hisseder, içi titrer gözyaşına mutluluktan da olsa; öyledir Ati benim için... Öylesi değerli, öylesi içimdedir, bendir çoğu zaman; o yüzden çoğalırım mutluluğu ile ve eksiltir beni üzüntüsü... Bugün belki de en önemli günlerinden birine şahit oldum Ati’nin, Allahın emri peygamberin kavli ile istediler babasından; kız babası olmak zor zanaat, içi sızlamıştır muhtemelen kısmetse olur derken babasının ne de olsa gençler birbirini görmüş, beğenmiş, sevmiş ötesi hayatlarını birleştirme kararı almış... Dileğim bir ömür boyu çok mutlu olsun Ati ile Berat... Çoğaltsınlar sevgilerini, kat kat arttırsınlar her geçen gün, birbirlerinin kıymetlisi, en yakın dostu olsunlar... İyi günde kötü günde hep el ele hep yan yana olsunlar, kalmasın biri diğerinin tek bir adım bile gerisinde... Berat Ati’nin, Ati Berat’ın farkında olsun, onlarınki başlangıcından bugüne olduğu gibi bundan sonrasında da hep poh poh aşklardan olsun... Ati benim hayatımın hep aşk yanı oldu, ben kırıldıkça hayatta aşk adına hep aşk var Feri, gerçekten var diyenim oldu ben hala kırılırken aşk adına hayatta ve kendi adıma varlığına inanmazken bugün şahit olduğum, aylardır şahit olduğumun adı aşk dedim ötesi birbirine inanmak dedim ki bence bu çok daha ötesinde aşkın... Hiç eksilmesin inancınız, birbirinizin tümleyeni, eşi olun... Çok çok mutlu olun... AMİN :)