30 Aralık 2007 Pazar

Bir yastıkta bir ömür geçirin inşallah :)


İnsan bazılarının sevinçlerini, üzüntülerini kendisininmişcesine yaşar, en derininde hisseder, içi titrer gözyaşına mutluluktan da olsa; öyledir Ati benim için... Öylesi değerli, öylesi içimdedir, bendir çoğu zaman; o yüzden çoğalırım mutluluğu ile ve eksiltir beni üzüntüsü... Bugün belki de en önemli günlerinden birine şahit oldum Ati’nin, Allahın emri peygamberin kavli ile istediler babasından; kız babası olmak zor zanaat, içi sızlamıştır muhtemelen kısmetse olur derken babasının ne de olsa gençler birbirini görmüş, beğenmiş, sevmiş ötesi hayatlarını birleştirme kararı almış... Dileğim bir ömür boyu çok mutlu olsun Ati ile Berat... Çoğaltsınlar sevgilerini, kat kat arttırsınlar her geçen gün, birbirlerinin kıymetlisi, en yakın dostu olsunlar... İyi günde kötü günde hep el ele hep yan yana olsunlar, kalmasın biri diğerinin tek bir adım bile gerisinde... Berat Ati’nin, Ati Berat’ın farkında olsun, onlarınki başlangıcından bugüne olduğu gibi bundan sonrasında da hep poh poh aşklardan olsun... Ati benim hayatımın hep aşk yanı oldu, ben kırıldıkça hayatta aşk adına hep aşk var Feri, gerçekten var diyenim oldu ben hala kırılırken aşk adına hayatta ve kendi adıma varlığına inanmazken bugün şahit olduğum, aylardır şahit olduğumun adı aşk dedim ötesi birbirine inanmak dedim ki bence bu çok daha ötesinde aşkın... Hiç eksilmesin inancınız, birbirinizin tümleyeni, eşi olun... Çok çok mutlu olun... AMİN :)

27 Aralık 2007 Perşembe

Bir derdim var :P

Özel Sağlık Sigortam yokken
kişisel tembelliğim yüzünden de sağlık karnesi çıkartmamışken
özel hastaneye gitmek zorunda kalmaktan dolayı kustuğum nefretimi dillendirdiğim
bir posttur bu...
Bilginize...
Muayene --> 130 YTL
Tahlil --> 20 YTL
Kültür --> 105 YTL
İlaçlar --> 40 YTL
Toplamda --> 295 YTL
Hem de ay sonu...
Çok hüzünlüyüm çokkkk....

23 Aralık 2007 Pazar

Pardon Yaş Kaçtı???

Pazar sabahı, 4 günlük tatil !!!! in son günü, önceki 3 gün de olduğu gibi bugün de çalışacağım için 9’da kalkmış, kendine kendi çapında ehh fena sayılmaz denilecek bir kahvaltı hazırlamış, azıcık TV diyen bir insanken ben Kanaltürk’te “Hepsi Birinci” diye bir programa takıldım, içinde çocuk var ya... En büyük sebep izlemek için :) Barış Manço’nun Adam Olacak Çocuk programı tadında bir program bu da Jess sunuyor, çocuklarla sohbet edip sonra da şarkı söyletiyor ya da isterse çocuklar dans ediyorlar.

Cem; 4 yaşında dünya tatlısı bir varlık, hani tam sıkıştırılmalık öyle güzel; havalı falan; bol pantolon, spor ayakkabı, gömlek, tam takır yani :) Aşık olmuş Mehveş’e; Mehveş yuvadan yine 4 yaşında bir kız... Cem, Mehveş dedikçe yüzü değişiyor, eli dolanıyor ayağına... Konu aşk olunca yaş kaç olursa olsun tavır aynı sanırım :) “Söyledin mi Mehveş’e” diye soruyor Jess “Evet” diyor Cem, “Söyledim”. “O ne dedi” diyor Jess merakıma tercüman olurcasına “Biz daha küçüğüz Cem” demiş :) Hep mi akıllı kızlar ya da kontrollü? Bazen değil ama çoğu zaman :) Küçük olmasa belki o da aşık olacak Cem’e :) Aşk zaten hep –se, -sa’lı dilek şart kiplerine bağlı, yaş değil mesele 18 olduğunda, 25 olduğunda da kurulacak böyle cümleler... Öğrenecekler küçükler çünkü daha :) “Hak verdin mi peki sen, ne hissettin” diye soruyor Jess, Cem kararlı “Evet haklı” diyor ama hala aşık Mehveş’e bu gerçekliğe rağmen, kafasında bir yaş belirlemiş o yaşa gelinceye kadar insan büyümüş olmuyormuş ondan aşık olmamak gerekiyormuş; 23’e kadar... Aşk büyüklerin işiymiş meğer, peki kim bu büyükler, hala mı küçüğüz biz :) Küçükler daha öğrenecekler; 23’ünde ne çok şeyi geride bırakacak belki sonrası için inancı kalmayacak aşka da elini ayağını çekecek... Velhasıl Cemciğim 23 geç bir yaş, ne kadar geç başlarsan bu işlere - tecrübeyle sabittir :) - o kadar yalpalıyorsun olmadık yaşlarda, gel sen vazgeçme Mehveş’e olan aşkından :)


Son soru diyor Jess “Aşk nedir peki sence”, “Aşk” diyor Cem “Sevgili olmaktır” bak sennn yaşından ne kocaman bir cümle, yaşanmışlıklar ardında "aşık olduysam sevgili de olmalıyım, sevgili olamadımsa bitirilmemiş, yarım bırakılmışların altına imzamı atmışım demektir" der gibi “Aşk, Sevgili Olmaktır” diyor 4 yaşındaki Cem; küçük daha çok şey öğrenecek;


Aşk belki her şey olmaktır da sevgili olamamaktır...

Var mı?? Yok mu??

“Allah’ından bul, Seni Allah’a havale ediyorum, Allah’a havale ediyorum seni, Allah’ından bul...

Sesleriyle uyandım gecenin bir yarısı saat 01:56 iken sonra da uyuyamadım doğru düzgün, hem duymak zorunda kaldıklarımdan hem de işte insan “ya off bir susun” diyip uyuyamıyor tekrardan onca insan sesi, onca insan anlaşmazlığında... Hele hele bir çocuk ağlaması giriyorsa işin içine, nefret ediyor o anne babadan...

Mutsuz evlilikler, mutsuz birliktelikler... Başladı madem öylece sürüp gitsin denilenler, her şeye rağmen, tüm dayanılmazlığına rağmen sürdürme çabası... Evliyse çocuklar bahanesi ki asla katılmıyorum dün duyduklarımı söyleyen benim annem babam olsa anında boşanın derdim, “boşanın, benim için ayrılın, ayrı ayrı seveyim ben sizi çünkü ikinizin yanyanalığı beslemiyor artık beni aksine eksiliyorum her bir kavgada, ayrılın, saygım devam etsin size” derdim... O kadar küçük olmasaydı belki üst kat komşumun çocukları onlar da söylerlerdi aynı şeyi “baba lütfen, baba sakın” demektense muhtemelen eli havada (yani inşallah, buna da inşallah diyebilir mi insan, diyormuş) babalarına önünde set olurlardı annelerinin ya da anne çoktan o boyuta getirmez çeker giderdi şimdiye kadar; alışkanlık olmasa...

Mutsuz evliliklerin çocuk olmayan taraflarının sebebidir belki alışkanlık, uzun birlikteliklerin vazgeçilmezliğinin sığınağı olduğu gibi belki de... Alışkanlık; duygusuzlaştıran bir şeydir... Kavga sebebi değildir asla, aksine dingin bir bitirememe halidir, incinmeden ve incitmeden gidebildiği yere kadar cümlesidir, gidebildiği yere kadar... Tükenmişliğe dönüşene kadar...

Velhasıl sayın okuyucu dün duymak zorunda kaldıklarımın sebebi her ne ise, dört duvar arasında mutlu birliktelikler kurulamayacaksa gelmesin insanlar yan yana, ya da şaşmışsa yan yanalığın amacı başlangıçtakinden, bitmişse hikaye insan gibi ayrılsın yollar; çünkü bana kalırsa duygusal yük bu hayatın en taşınmaz ağırlığıdır, gerek yoktur...

Kimse vazgeçilmez değildir, kendisi dışında insanın...

Bu yazının altına “Bir Dost” yazıp bıraksam mı üst kat komşumun kapısına??

18 Aralık 2007 Salı

İyi ki'lerden...

Bir insanın hem içi, hem dışı, hem zihni, hem yüreği, hem bakış açısı, hem duruşu her şeyi mi güzel olur...

Elinden, ağzından, yüreğinden çıkan her şey mi bu kadar değerli olur...

Can Yücel şiirini Gökçeada'da çektiği fotoğrafla birleştirmiş Argülcüğüm, çok da güzel olmuş...

Şiirin tamamı...

KUŞLAR VARDIR

Kuşlar vardır, cana benzer havalarda;
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;
-Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sükun üzre kitaplar.
Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.

10 Aralık 2007 Pazartesi

Bir masalın yokmuşuyum....

En büyük hatası insanın kendisi gibi sanması dünyayı...
Zihnindekinin gerçeği olmadığına uyanışı en büyük hayalkırıklığı...
Hayat tekrar eden bir ders, öğrenemediğine kanıt bir şeyleri...
Derin nefeslere sebep iki kişilik yaşamlar...
Ya da iki kişilik sandığı insanın tek başına kaldığı...
Bu da geçer avuntusu, sağlam durma kabuğu...
Verilmiş sürelerin ötesine geçirmeme çabası içindeki adı ne bilinmeyen incinmişliği...
Kendi değerini bilme, eninde sonunda bana bir tek ben varım diyebilme kararlılığı...
Bir sürü isim, bir sürü sıfat, bir sürü fiil...
Buruşturulmuş atılmış, yalnız sahibinde kalmış...

2 Aralık 2007 Pazar

Maşallah demeyeni vururum :))













Teyze-Yeğen buluşması, ilk an :)
Ağbi-Kardeş :)) Beni odaya almazsanız kardeşim benim yanıma gelirrrr...

Hadi bakalım kimse görmeden Keremcik odasına dönsün... Kardeş odaya uğurlanırken...
Ohh be hiçbir doktor görmeden girdik odaya :)

Burası anneannemin eviymiş, annem iyileşene kadar burada kalacakmışız :)) bir de etrafımdaki kimse sarışın değil ben niye sarışınım :P

Nazar değmesin :))

26 Kasım 2007 Pazartesi

İkincime :)

Doğumlar olunca çoğalıyor hayat...

Yaşamın rutini sarsılıyor, insan kendinden büyük şeyler hissediyor...

Minik bir varlık miniminnacık bir Kerem kendinden büyük bir sesle geliyor dünyaya;
İlk sesi, ilk isyanıyla gözyaşına karışık gülümsemeler yerleştiriyor kendisi ağlarken herkesin yüzüne, yaşamın sesi oluyor da bilmiyor...

Anne karnında attığı tekmelerin ötesine geçip, onca ağır testin olası kötü sonuçlarına meydan okurcasına, şükrettirircesine canlı kanlı kucağına aldığın oluyor, hoş geliyor dünyaya :)

Tutmaya kıyamadığın aman aman bir şey olmasın dediğin annesinden çok tecrübesinden ötürü anneannesine güvendiğin, o tutsun istediğin oluyor...

Gecenin bir yarısı uyanıp acaba nefes alabiliyor mu telaşın oluyor, niye alamasın halbuki...

4 sene önce hayatını anlamlandıran meleğine kardeş geliyor da birileri ağbi olmanın tadını çıkarıyor hafif buruk ama dimdik :)

Sevinç bazen gözyaşıyla birlikte geliyor, kucağına alıp mis gibi içine çekince melek kokusunu, bundan öte ne var ki dediğin oluyor ister istemez doluyor gözlerin...

En iyileri sıralıyorsun içinden kendine bile dilemediklerini ağbi kardeş onlar yaşasın istiyorsun, hayatlarının adı mutluluk olsun diyorsun...

Bir melek geliyor dünyaya, isim değiştirip Kerem oluyor....

Gökkuşağı giyiniyor hayat...