Geçen sene bugün ben uzaklarda, hissetmediğim dilleri konuştuğum, mecburiyet anları paylaştığım insanların yanındayken düştü telefonuma Aslı’nın mesajı “Murat'i kaybettik Ferihan”. Kaç kere okuduğumu bilmiyorum, eksik, yanlış, tekrar oku dediğimi kendime kaç kere bilmiyorum... Ne eksikti, ne yanlış... Murat’ı kaybetmiştik... Hala anlam veremediğim; içime, zihnime sığdıramadığım, kaza deyip geçemediğim, sevdası motorsikletinde....Bugün tam bir sene oldu ama ölüm o sonsuz soğukluğundan hiçbir şey eksiltmedi... Murat denince ben hala içimde bir yerlerde ince bir sızı hissediyorum... Murat denince ben sakinim ama iyi değilim...
Telefon numarası hala rehberimde aradığımda kimin açacağını bilmedigim, ama o sesi tekrardan asla duyamacağımdan emin olduğum... Gidenlerin telefon numarasına ne yapılır hiç bilmiyorum. Silmek çok korkunç geliyor, çok korkunç... Onun artık burada olmadığını kabullenmek kadar korkunç... Sesini bir daha duyamayacak olduğum gerçeğini yüzüme vuracak kadar korkunç. Aradığım kişiye asla ulaşılamayacağını bilmek kadar korkunç, o kadar ağır...
Murat’ın gitmesiyle anladım ben ölümün ne denli soğuk olduğunu... Sevdiklerinden uzak, tek başına olmanın hayatın karşısında nasıl da güçsüz hissettirdiğini insana geçen sene bugün anladım... O yüzden yok zihnimde bugün uzaklarda bir yerde yaşamak, iletişimi sadece teknolojiye sığdırmak... Geçen sene bugün söz verdim kendime... Uzakta olmayacağıma dair... Hiçbir şey için değmeyeceğine, uzakta olmaya hiçbir şeyin sebep olmadığına... Geçen sene bugün karar verdim ben...
Bugün Murat’ın gidişinin üzerinden tam 365 gün geçti. Her şeyin anlamsızlaştığı, hayatın rengini ama en çok da kocaman bir gülümsemeyi kaybettiği günün üzerinden tam 365 gün geçti... Hala aklım almıyor hayatın nasıl bu kadar cimri olabildiğini, O’na sadece 26 yıl vermesini... Hala aklım almıyor hayatımın bir dönemine parmak izlerini silinmemecesine bırakmış, en mutlu gününü, düğününü gördügüm Murat’ın yüklemi ölüm olan cümlenin öznesi olduğunu? Ölüm kimseye yakışmıyor ama gözlerinin içi parlayanlarda tam anlamıyla eğreti duruyor, Murat'a hiç mi hiç yakışmadı...
Her yaşanmışlık bir öğreti; bu en çok acıtanı... Her şeyi süpürüyor ölüm, hiçbir şey bırakmıyor... Sınırsız sorgulamalar içinde boğuyor beni; geriye dönüp baktığımda üzüldüğüm onca şey, onca kişi için, canım yanıyor dediklerim için utanç duyuyorum ben 1 senedir. Çünkü bu öyle bir öğreti ki; ölüm en büyük gerçek, tersine çevrilemeyecek tek şey... Hayatın gecikmesine kızdığım, kırıldığım her an için utanç duyuyorum şimdi...
Ben uzaklardayken defnedildin Murat, yoktum cenazende, hep içimde kalacağını bildiğim eksikliğim oldu cenazendeki yokluğum... Sonrasında gördüm Senem’i, anneni, babanı, eşini... Hiç bilmediğim hallerde... Allahtan sonsuz bir sabır diliyorum hepsine bitmeyecek bu acı için...
Murat... ben sana o görüntüyü hala giydiremiyorum.... Toprağın bol olsun diyemiyorum....
"Hayat bu muydu?
hayatını bir tel örgünün arkasında geçireceğini bilse doğmak ister miydi... bilmiyorum..."
demişsin senin objektifinden çıkan bu fotoğraf bu köpek için... Şimdi sana sorular sorsam, şimdi sana "Hayat bu muydu?" desem cevap verir miydin???



