18 Aralık 2011 Pazar

hepsini doğru yaptım, birinci olabilirim belki...


Sen bugün ülke genelinde yapılan bir deneme sınavında Türkiye Birincisi oldun; sen o kadar mutlu oldun ki en çok bunun için mutlu olduk biz de ve tabii sonrasında bu başarıyı idrak ederek mutlu olduk.

Henüz 8 yaşındasın henüz ilkokul üçüncü sınıf öğrencisisin, seni bu yarışa sokan, yıllardır değişmeyen ve bu ülkede değişmeyecek olan eğitim sistemine veryansın ediyorum ama içinde olduğunun gülen tarafındasın ya işte bunun için mutluyum.

Kuzguna yavrusu anka görünürmüş, benim yeğenimsin, ilk göz ağrımsın ne yapsan güzel ama burada mütevazılık yapamayacağım çok akıllısın çok zekisin keşke sınırsız olsaydı imkanların, el verdiğiyle en iyisini yapman dileğimle.

Hep yanında olduğumuzu bil, seni mutlu edecek olan neyse onu yaşa, ama benim gördüğüm gerçek şu ki başarmak gözlerini parlatıyor senin.

Yaşından büyüğüm, olgun miniğim, istemesen de ödüllendirilmeli bu başarı ki, sen de başardıkların zaten yapman gerekenlermiş hissi ile büyüme.

Çok özelsin, çok önemlisin, ah bir bilsen içimdeki seni… Tekrar tekrar unutmamacasına tebrikler, istediğin tek bir şeyin siparişi verildi, gelir gelmez ödülündür Real Construction :)

3 Aralık 2011 Cumartesi



Gel artık, gel; sabırsızlandık :)

29 Kasım 2011 Salı


Onlar; hayat...

18 Kasım 2011 Cuma


Sen kimsin bilmiyorum ama çok güzelsin, çok güzel gülüyorsun, ömrün de hep güzel olsun...

Fotoğraf: Murat Yanık

6 Kasım 2011 Pazar

Sana.... Sadece sana... Devamı içimde ve sende olan milyonlarca cümleyle... Sana ve bana aitlerle... İyiki'm... Nice yaşlara... Hep yanyana... Seni seviyorum...

28 Eylül 2011 Çarşamba

Kendisi bile bilmiyor ama... ismini verdim küçük kızıma...

Üzerine çok şarkı yazılmış, çok film çekilmiş, hatta bazılarımızın hayatında olan bir gerçektir; kızına, oğluna hayat yolunda birlikte yürüyemediğinin adını koymak… Fikrim değişir bu sahneye karşı dönem dönem; kimin tarafından baktığımla ilişkili olarak muhtemelen…

Gerçeğin olmayana duyduğun özlem midir buna sebep bilemem hani madem hala özlediğin birileri var adını koyacağın çocuğun diğer tarafı o niye hayatında; acımasızlık gibi gelir bunu düşününce de…

Ama sonra bazıları der ki, insan bir kere âşık olur, bazıları der ki ilk olan unutulmaz, bazıları der ki canını en çok acıtan bir yerlerde imzasını bırakmıştır, bazıları der ki ölüm olmasaydı, bazıları der ki güzel olan zamanların anısına, bazıları öyle der bazıları böyle der… Alt toplamda hatırlamaktır, alt toplamda her ismi söylendiğinde geçmişe uzanmak, o’na gitmektir, alt toplamda kendine eziyet yanındakine saygısızlık, o miniğe yüklenen anlamsızlıktır…

İnsanlar, bazen ben de, kendi canlarını yakmayı nasıl da güzel biliyorlar…

Zakkum_Yüzük


17 Aralık 2010 Cuma

Başlık bile bulunamaz bu vahşete!

Bu nasıl bir baskı, nasıl bir öğretidir ki bir babayı- baba sıfatını alamayacak bir adamı-adam olanlardan özür dilerim bir insanı-o insansa ben insan olmayı reddediyorum isimlendiremediğim varlığı tecavüz etme yöntemi ile kendi öz kızının bakireliğini görmeye iter. Bu kadar önemli, bu acıya, bu anlaşılmaz vahşete değer bir kavram mı bakirelik.

Tüylerim diken diken oldu, bu nasıl açıklanır, o anne nasıl tepki vermez, o kız bundan sonra nasıl yaşama tutunur, nasıl hayat bulur, bir günahın bir vahşetin adı kardeşi aynı zamanda çocuğu olan bebek neden bu hayata getirilir madem getirildi neden yanlışa yanlış suça suç günaha günah eklenir de öldürülür...

Şeyi olanın çocuk sahibi olduğu bu dünyada ne zaman biter çocuk gözyaşları. Facebook'ta profil resimlerine çizgi film karakterleri koymakla olmuyor bu iş. Azıcık adalet varsa ve benim inandığım madem bu dünya adil değil bir yerler adil olmalı deyip de inandığım bir cennet cehennem varsa en ağırı olsun cezası ama keşke ötekine kalmadan bu dünya güzelleşse...

Kendime gelemeyeceğim sanırım; bu nasıl bir haber :(

"Aksaray’da 5 çocuk babası olan 46 yaşındaki A.K., amcasının oğluna kaçtıktan sonra tekrar eve dönen 13 yaşındaki kızının bakire olup olmadığını anlamak için cinsel ilişkiye girdi. Annesinin yanında babasının tecavüzüne uğrayan küçük kız hamile kaldı. A.K. doğan bebeği de öldürdü"

18 Ekim 2010 Pazartesi

Tango Feeling; muh-te-şem!!!

Ard arda iki hafta Türker İnanoğlu Maslak Show Center’daki gösterilerden bahseder oldum ama bu haftaki gösteri tarifi imkânsızdı benim için ve hatta bizim için :) İnanılmaz keyif aldım, inanılmaz beğendim. Tango Feeling tek kelimeyle muh-te-şem-di.

Tango Feeling hakkında

"Dünyanın en iyi kompozitörü Astor Piazzola tarafından düzenlenen Estampas Portenas'ı görmeyen her kişi, bu yüzyılın en güzel gösterisini kaçırmış demektir. Bunu ben size açıklayabilirim, ama yine de siz mutlaka görmelisiniz."

dedirtmiş bir gösteri. Biz izledik umarım bizimle birlikte çok kişi de izlemiştir.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Chicago müzikali İstanbul’da

Ara ara yaptığım biletix gezintileri sırasında rastladığım sonra bilet fiyatlarına bakıp ne yazık ki vazgeçtiğim daha sonra Eren ve Shop&Miles’ı sayesinde tekrar gündemimize oturan sayıca çok bir gruptan en son üç kişiye inerek -Eren, Alper ve ben- seyrettiğimiz ünlü Chicago Müzikali.

Her ne kadar yanımda oturan beyler zevk almamış olsalar da ben müzikali sevdim, Türkiye’de izleme şansı bulduğum için de mutlu oldum. Oyuncuların performansları, kıyafet seçimleri ama en çok da sesleri müthişti. Bir de on hatundan sekizinin bacak boyunun benim boyum kadar olması durumu vardı ki, ilahi adalet dedim kendini göstermediğin noktalardan biri de bu mu :)

180 TL’lik biletleri Bonus sayesinde 155 TL’ye alıp her ne kadar müzikali en arkadan seyretsek de balkonda olmamanın mutluluğu içindeydik zira ilk defa gittiğim Türker İnanoğlu Maslak Show Center’ın izleyiciyi düşünmez planı içinde sinir olmak yerine keyif bozmamak gerekiyordu. Ben ki iki gıdım boyumla sığamadığım koltuklara Alper ve Eren’in nasıl sığdığına şaşmaktayım hala, bundan öte önümüzdeki menşei belli olmaz ailenin sulak yerde büyümüş fertleri sayesinde koltuk yüksekliklerinin de doğru ayarlanmamış olduğuna kanaat getirdik. Velhasıl-ı kelam salon başarısızdı, büfesi Selpak bile satmıyor :( Haftaya da aynı salonda Tango Feeling’i izleyeceğiz umarım salonun ön tarafları daha huzurludur; dinimiz amin.

Müzikale gelince zaten başarısı kanıtlanmış, ödüllendirilmiş, dünya üzerinde defalarca oynamış, alkış almış bir gösteri için benim yazacağım bir iki artı cümlenin çok da bir şey değiştireceğini sanmıyorum. Özetle ben salona rağmen müzikali beğendim ta ki son sahneye kadar, son sahnede orkestranın tüm bireylerinin Türkiye’de olmak ve Türklere jest yapmak başlığı altında fes takmaları ve o feslerle show yapmalarına kadar.

Anlamadığım bir nokta; hadi Türkiye’ye gelmeden önce bunu böyle biliyordun, 10 gündür Türkiye’desin yolda sokakta bir tane fes takan adam gördün mü? Hadi sen buna dikkat etmedin, kuvvetle muhtemel bunu her gösterinden sonra yaptın, seninle ilgilenen onca Türk’ten biri bile söylemedi mi sana bunun bizimle alakası yok diye? Hadi onu da geçtim Chicago müzikalinin oyuncuları ve orkestra üyeleri bunu bilmiyor taaa 1925 yılında çıkarılan Şapka kanunu ile erkeklerin fes, sarık vb. takmaları engellenip modern kıyafetlere geçiş yapıldığı salondaki kimse tarafından mı bilinmez de fesli orkestra üyeleri sevimli bulunup alkışlanır da alkışlanır.

Neye şaşıracağımı, kime sinirleneceğimi bilemedim.