
İnsan iş arkadaşlarına saygı göstermek zorundadır ancak sevmek zorunda değildir ama bir de sevdi mi öyle güzel olur ki hayatın çoğunu alan, iş denen beyin ve vücut sömürücü kavram - tatil sonrası haller, mazur görün zira normaldir :) – Böyle bir ortamdı işte bir önceki şirketim benim, aynı yaş grubuna mensup milyonlarca –mübalağa bu olsa gerek- insan, hem bir şeyler öğrenme telaşında delicesine çalışan hem de gencim güzelim amaaannn hayat da pek hoşmuş tavırlarında bir sürü bir sürü şeker şey...
Bu grubun sekiz kişisi 1 Mayıs tatilini dört gözle bekledi, çookkk sevgili Tayyip Beyciğimiz –işine gelince nasıl da sevgili oluyor dediğinizi duyar gibiyim :) – 1 Mayıs emekçinin tatilidir heeyyyt dediği anda inanılmaz mutlu oldu ve yollara düştü. Beşi erkek sekiz kişi –hep kadınlar mı ayrıca belirtilecek canım – rotayı Seferihisar Başgut Malikanesine çevirdi çok da güzel yaptı valla... Sonrası acı verse de – iş güç İstanbul falan filan- müthiş bir üç gün geçirdi... Seyahat etti, müzik dinledi, şarkı söyledi, bolca çiş molası verdi, masaj ne de güzel bir şeymiş yahu derken mest oldu, 1 Mayıs mitingine karşı ironik tavır takınıp İzmir Kordon’da bira patates yaptı kendinden utandı, yağmur yağdı, fön telaşına girdi, ıslandı ama yine de korundu, Tansaş’a girdi, eldeki listeyi unuttu, kendini kaybedip sepet sepet doldu, eve ulaştı, anahtar yoktu, yok artık dedi, güldü, kahraman bekçi geldi mutlu son oldu, yemek yedi, mangal yaptı, dans etti, muhabbet etti, dünyayı kurtardı, alkolü su absinthi alkol sandı, tekilaları bir bir devirip yeşil efe sen bizim her şeyimizsin dedi vişne şarabını da unutmadı, denize hayran manzaraya kurban oldu, huzur, huzur, huzur doldu, üç hatun kişisi önüne çarşaf gibi bir maviliği alıp konuştu da konuştu, kafasını klimaya elini absinthe işaret parmağını salataya kurban verdi, kanadı ama devam etti, sarhoş oldu, çenesi düştü, peçete katladı sevimli oldu, denize girdi yok artık dedirtti, günü geceye geceyi güne karıştırdı, minimum uyku maximum enerji özlenenini gerçekleştirdi, geceyarısı site turuna çıktı, şarkılar söyledi, arada hüzüne uğradı çok kalmadı geri döndü, kahvaltı mutluluksa nutella tarifsizdir dedi birbirine düştü, gelincik topladı, ayaklarını suya soktu, üşüdü, çıkardı, senenin ilk şortunu giydi, peynir peynir dolandı, kumdan kaleler yaptı, çocuk oldu, dalından erik yedi, fotoğraf çekti, poz verdi, vazgeçtiklerini dillendirdi, sayılarını döktü, güneşi batırdı, patlıcan közledi, ince belli bardaktan çay içti, kadeh kaldırdı, iyikilerini keşkelerini andı, sordu, cevapladı, sustu, pas dedi, su bastı, kriz yönetti, aferin aldı... Daha çok hem de çok şey yaptı bu sekiz kişi Seferihisar’da... Şimdiye kadar neden yapmadık dedi, bundan sonrası için tekrarlarını diledi, dinlendi geldi, keşmekeşe döndü, sabah kalkıp denizi gördüğü günlerden bugünlere kaldı... Bir sonraki geç kalmaz diye umdu...
Zordur birileri ile tatil yapmak, zamanın az ya da çok olmasından ziyade o yüzden derler ya insan insanı yolculukta tanır diye; aramızda hep konuştuk ama bu kadar uyumlu bu kadar sorunsuz bu kadar kendi içinde özgür ama eş zamanlı her şeyi birlikte yapan bir grup gerçekten şanstı...
Son bir haftadır slogan misali cümlem “Ölürsem beni Seferihisar’a gömün” :)