11 Mayıs 2009 Pazartesi

Olsa da yesem...

Şu an beni aşağıdakilerin ötesinde daha fazla mutlu edebilecek bir şey yok sanırım... Yaz sen ne güzel bir şeysin... Hiç bitme... Yerini kışa hiç verme, hiç....

Çilek çilek çilek çilek.....

Erik erik erik erik erik.....


Kiraz kiraz kiraz kiraz kiraz...

Karpuz karpuz karpuz karpuz...


Şeftali şeftali şeftali şeftali....

7 Mayıs 2009 Perşembe

Kalıcı olan hayallerdir...


Aslı beni mimmlemiiişşş; konu da güzel ee o zaman ben de bana düşeni yapıp cevap vereyim sorulana :) Hayal listem merak edilmiş; şimdi sevgili okur benim blogun başlığından da anlayacağınız üzere burası bana dair azıcık bir şey dolayısıyla sığdıramam hayallerimi buraya, herkes tarafından erişilir olması da can sıkıcı, hani dilek tutunca söylemiyoruz ya gerçekleşsin diye ürktüm ben de şimdi herbir hayalimin yanına nazar boncuğu koyasım geldi :)

Hayal konusu bende karışık biraz; hayallerimizi bile sınırladığımızı düşünenlerdenim çünkü ben; dinlediğimde insanların hayallerini ya da kendiminkilerini dillendirdiğimde hepsi çok rasyonel şeyler gayet de olabilecek tarzdan halbuki hayal başka bir şey bence hani böyle fantastik bir şey öyle olmalı ya da, yanlış mıyım... Kalıcı olan onlar çünkü, değişen hep gerçekler... Şimdi sıralayacaklarımın da dilek mi hayal mi olduğundan şüpheliyim ya hadi neyse... Okuyanlar karar ersin :) Bana da bir yol çizsin...
  • Adil bir dünya istiyorum bakın bu tam bir hayal oldu
  • Annem babam ablam kardeşim tüm ailem hep sağlıklı hep mutlu huzurlu olsun istiyorum
  • Bahçesinde erguvanlar olan denize sıfır içinden mutluluk huzur taşan bir ev istiyorum
  • Farklılıkları benimseyebilmeyi müdahaleci olmamayı istiyorum
  • Gözyaşı hani böyle rüzgardan en fazla sevinçten olsun istiyorum
  • Hayal ettiğim evde yanında olmaktan yanımda olmasından tarifi imkansız mutluluk duyduğum bir yoldaş istiyorum
  • Hayallerimin gerçek olmayacaksa da hayalkırıklığına dönüşmemesini istiyorum
  • Hayal ettiğim evin sesi neşesi olacak iki zıpır istiyorum; mümkünse biri kız biri erkek olsun
  • Hayattan manevi tatmin istiyorum
  • Her günümün doğumgünümmüşcesine geçmesini istiyorum
  • Interlagos mavisi ya da siyah bir bmw m6 coupe um olsun istiyorum
  • Keşkelerim olmasın istiyorum
  • Kırılmayan bir kalbim olsun istiyorum
  • Kış uykusuna yatmayı hayal ediyorum
  • Küslükler olmasın istiyorum
  • Müzik kitap film üçgeninde mutlu mesut günler istiyorum
  • New beetle cabriom olsun istiyorum; fıstık yeşili olursa çok memnun olurum
  • Özgürlüklerime el uzatılmamasını istiyorum
  • Sesimi kontrol edebilmeyi istiyorum az biraz daha kısık sesle konuşabilsem keşke
  • Sevdiğim işi yapmak istiyorum o ne derseniz henüz bilmiyorum
  • Sevilmek istiyorum
  • Sokakta yalınayak üstü başı paramparça çocuklar olmasın istiyorum
  • Tüm çocuklar mutlu olsun istiyorum evet ben en çok bunu istiyorum
  • Ülke olarak hep beraber psikolojik tedaviden geçelim istiyorum
  • Yanımda samimiyetinden şüphe etmeyeceğim insanlarla bir ömrüm olsun istiyorum
  • Yaşadığım coğrafyanın gün gelip durulmasını istiyorum

Bu böyle sürer gider, yazsam daha ne çok şey var... Eee ben sıramı savdım; o zaman sevgili

malumafatrus

tubik

aysun

siz ne hayal ediyorsunuz?

Seferihisar Günlüğü...


İnsan iş arkadaşlarına saygı göstermek zorundadır ancak sevmek zorunda değildir ama bir de sevdi mi öyle güzel olur ki hayatın çoğunu alan, iş denen beyin ve vücut sömürücü kavram - tatil sonrası haller, mazur görün zira normaldir :) – Böyle bir ortamdı işte bir önceki şirketim benim, aynı yaş grubuna mensup milyonlarca –mübalağa bu olsa gerek- insan, hem bir şeyler öğrenme telaşında delicesine çalışan hem de gencim güzelim amaaannn hayat da pek hoşmuş tavırlarında bir sürü bir sürü şeker şey...

Bu grubun sekiz kişisi 1 Mayıs tatilini dört gözle bekledi, çookkk sevgili Tayyip Beyciğimiz –işine gelince nasıl da sevgili oluyor dediğinizi duyar gibiyim :) – 1 Mayıs emekçinin tatilidir heeyyyt dediği anda inanılmaz mutlu oldu ve yollara düştü. Beşi erkek sekiz kişi –hep kadınlar mı ayrıca belirtilecek canım – rotayı Seferihisar Başgut Malikanesine çevirdi çok da güzel yaptı valla... Sonrası acı verse de – iş güç İstanbul falan filan- müthiş bir üç gün geçirdi... Seyahat etti, müzik dinledi, şarkı söyledi, bolca çiş molası verdi, masaj ne de güzel bir şeymiş yahu derken mest oldu, 1 Mayıs mitingine karşı ironik tavır takınıp İzmir Kordon’da bira patates yaptı kendinden utandı, yağmur yağdı, fön telaşına girdi, ıslandı ama yine de korundu, Tansaş’a girdi, eldeki listeyi unuttu, kendini kaybedip sepet sepet doldu, eve ulaştı, anahtar yoktu, yok artık dedi, güldü, kahraman bekçi geldi mutlu son oldu, yemek yedi, mangal yaptı, dans etti, muhabbet etti, dünyayı kurtardı, alkolü su absinthi alkol sandı, tekilaları bir bir devirip yeşil efe sen bizim her şeyimizsin dedi vişne şarabını da unutmadı, denize hayran manzaraya kurban oldu, huzur, huzur, huzur doldu, üç hatun kişisi önüne çarşaf gibi bir maviliği alıp konuştu da konuştu, kafasını klimaya elini absinthe işaret parmağını salataya kurban verdi, kanadı ama devam etti, sarhoş oldu, çenesi düştü, peçete katladı sevimli oldu, denize girdi yok artık dedirtti, günü geceye geceyi güne karıştırdı, minimum uyku maximum enerji özlenenini gerçekleştirdi, geceyarısı site turuna çıktı, şarkılar söyledi, arada hüzüne uğradı çok kalmadı geri döndü, kahvaltı mutluluksa nutella tarifsizdir dedi birbirine düştü, gelincik topladı, ayaklarını suya soktu, üşüdü, çıkardı, senenin ilk şortunu giydi, peynir peynir dolandı, kumdan kaleler yaptı, çocuk oldu, dalından erik yedi, fotoğraf çekti, poz verdi, vazgeçtiklerini dillendirdi, sayılarını döktü, güneşi batırdı, patlıcan közledi, ince belli bardaktan çay içti, kadeh kaldırdı, iyikilerini keşkelerini andı, sordu, cevapladı, sustu, pas dedi, su bastı, kriz yönetti, aferin aldı... Daha çok hem de çok şey yaptı bu sekiz kişi Seferihisar’da... Şimdiye kadar neden yapmadık dedi, bundan sonrası için tekrarlarını diledi, dinlendi geldi, keşmekeşe döndü, sabah kalkıp denizi gördüğü günlerden bugünlere kaldı... Bir sonraki geç kalmaz diye umdu...

Zordur birileri ile tatil yapmak, zamanın az ya da çok olmasından ziyade o yüzden derler ya insan insanı yolculukta tanır diye; aramızda hep konuştuk ama bu kadar uyumlu bu kadar sorunsuz bu kadar kendi içinde özgür ama eş zamanlı her şeyi birlikte yapan bir grup gerçekten şanstı...
Son bir haftadır slogan misali cümlem “Ölürsem beni Seferihisar’a gömün” :)

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Ben en çok buna üzülüyorum...

Nasıl güzel ifade etmiş Ece Temelkuran; yazsam ben de bunu yazardım herhalde :(

Yaşadığımız şeylere çok çabuk ve çok inanılmaz bir esneklikle alışıyoruz.
Alışılacak şeyler yaşanmıyor bu ülkede.
“Terör olayı olmadığı...” gibi açıklamalarla geçiştirilebilecek şeyler değil bunlar.
Terör artık bizim normalimizde.
Ve hepimiz anormalleşiyoruz birbirimizin gözünün içine baka baka.
Offf Allahım offf neler oluyor bu ülkede, bu topraklarda, dünyada belki :(

27 Nisan 2009 Pazartesi

İnsan neden kendini unuttu, neden kendinden oldu?

3 Mart 2009'da daha 19 yaşına girmesine bir hafta kala İstanbul'un göbeğinde hayattan alacağı daha çok şey varken gencecik bir kız katlediliyor, hem de katil zanlısı elini tuttuğu belki bir ömür için hayaller kurduğu sevdiği ve sevildiğini sandığı erkek arkadaşı...
Olay tarif edilemez, olay üzerinden yıllar geçse sebepler bulunsa açıklansa açıklansa açıklansa yine de sindirilemez... Bir babaya, bir kardeşe ama en çok da bir anneye bu acı açıklanamaz...
Aklım almıyor... Tarifi imkansız bir acı bu, ölüm hepimizin sonu, hepimizin yaşayacağı en büyük gerçek ama böylesi kabul edilemez... Üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen hala hiçbir iz bulunmamış olmasını, katil zanlısı, insan tarifine sokamayacağım kişinin elini kolunu sallar biçimde dünyanın bir yerinde rahat rahat dolaşıyor olmasını hiçbir adalete sığdıramıyorum...
Kesinlikle organize bir iş olduğu belli olan bu katliamın kıyısına köşesine eli değmiş her varlığın nasıl bir vicdana sahip olduğunu sorgular buluyorum kendimi... Varlıklı, isimli bir ailenin çocuğu olmak demek ki adaletten kaçmaya yarayabiliyor...
Allah kimseye böyle bir acı yaşatmasın, böylesi kaldırılamaz bir durumla karşılaştırmasın ama benim ailemde böyle bir şey olsa kendi ellerimle teslim ederdim zanlıyı adalete, bu nasıl bir vicdan, nasıl uyuyor, nasıl nefes alıyor bu insanlar... İnsanoğlu ne ara bu hale geldi, ben en çok bunu anlayamıyorum... Böyle bir şey nasıl yapılır ya yapılır da sonrasında nasıl pişmalık duyulup da teslim olunmaz... Her gün haberlerde izlediğim, gazetelerde okuduğum onca vahşete dayanamıyorum... Sığdıramıyorum içime... İnsan bu kadar mı çirkin bir şey :(
Sabahtan beri içim acıyor ve hissettiğim şeyi ifade bile edemiyorum... Ne çok taşlaşmış yürek var etrafımızda, böyle bir cümle nasıl kurulur ya, nasıl örnek olunması gereken görevleri bu zihniyetler doldurur gerçekten inanamıyorum, çok sevdiğim ülkeme, o çok güvenilmesi gereken mercileri dolduran isimlere olan inancım her geçen gün daha da azalıyor... Gün gelip hiç kalmamasından korkuyorum.... Bu zihniyette olan bir adamın başında bulunduğu ekip mi bulacak bu vahşetin sorumlularını hiç sanmıyorum... İnsanlar hem onca acı yaşayıp sonuç beklerken bir de böylesi ucuz böylesi kabul görmez cümlelere mağruz kalıp hatta açıklama yapmak durumunda kalıyorlar... İnanamıyorum... Can Dündar yazmış;
Keşke hiç duymasa Münevver Karabulut'un ailesi bu cümleleri, yaşadıkları tarifsiz acıya bir de bunlar eklenmese, özrü yok çünkü bu cümlelerin, geri dönüşü yok... Bu nasıl bir zihniyet aklım almıyor, üzülüyorum hem de çok üzülüyorum...
Münevver Karabulut'un ailesine sonsuz sabır diliyorum, Allah güç versin... Çok çok dayanılmaz bir vahşet bu :( bir de bu eklenenler...

detay şaşkınlığındayım... nicedir...



Heykeltraş bir kadının midesinin bulanmasıyla başlıyor klip, sevgilisiyle birkaç sahne ile devam ediyor. Bu sahnelerden bağımsız Gökhan Türkmen şarkısını söylüyor; kadının midesi bulanıyor sevgilisi her daim yanında oluyor sonra an geliyor kadın test sonucunu beklerken buluyor kendisini ve sonuç pozitif... Mutlu olmuyor, ki bu bir kadın için çok acıdır kanımca; düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor... Şarkı duruyor; kadın sevgilisine
- Ben seni o kadar çok sevmiyormuşum
diyor...
Sevgilisi;
- Ne kadar çok
diye soruyor, kadın susuyor, susuyor, susuyor...
Bir klip, herhangibir klip şu an için beğendiğim, belki iki sene sonra hatırlamayacağım bir şarkının klibi böyle bir detayı nasıl da bu kadar güzel vurgular? Bendeniz şaşırmaktayım...
Ne kadar çok sorusunun cevabını alamıyor adam klipte ama anlaşılanı dillendirmek gerekirse; bir kadın bir erkeği o kadar çok sever ki ondan bir çocuk getirir dünyaya ya da ondan bir çocuk var edebilecek kadar sevmez bir erkeği bir kadın...
Budur yani; düşünüyorum da şimdiye kadar ben hiçbir klipte vay be mesaja bak dememiştim... Biraz daha düşüneceğim belki başka bir klip de çıkar ama şimdilik bu bir ilk... Böylesi bir detay...

26 Nisan 2009 Pazar

kamera şakası gibi...

"if you're so funny
then why are you on your own tonight?
and if you're so clever
then why are you on your own tonight?
if you're so very entertaining
then why are you on your own tonight?
if you're so very good-looking
why do you sleep alone tonight?"
Bir haftasonunun yalnız 3 saati dışında her anını bir başına evde geçirmiş bir insanın karşısına bir anda bu şarkı çıkarsa durup dalga mı geçiyorsun sen be diyesi gelir...
Gelmez mi?
Gelir...

23 Nisan 2009 Perşembe

Sevinin çocuklar övünün büyükler...

Benim ve ailemin hayatını anlamlandıran, güzelleştiren, buraların hala yaşanılır olduğuna inandıran, tek bir hareketleri ile dünyayı ayaklarımıza seren melekten öte tanımlayamayacağım ilk göz ağrım zeytinim ve miniciğim limonum... Önce sizin sonra adı çocuk kendi çocuk herkesin bayramı kutlu olsun... Bol eğlenceli, bol keyifli, bol şekerli bir gün olsun....

Çocuk dedi mi içi titreyen bir insanım ben... Ne gözyaşına dayanabilirim bir çocuğun ne de adaletsiz dünyaya karşı savunmasızlıklarına... Herbiri bir gözyaşı olur da çaresizliğime ağlarım en çok... Mutsuzluk aynı cümlede geçmesin çocukla isterim ama bilirim benim ülkemde, bu coğrafyada istediğim hayaldir... Ne yazık bu ülkenin çocukları acıya doğarlar... Hep öyle doğdular... Öyle doğduk... Değişse keşke... Ama benim ülkem, çok sevdiğim, diline aşık olduğum ülkem çocuk ellere kalem verenlere el uzatırken dileğim bundan sonrası için güzel olması her şeyin... Olur mu, keşke olsa... Bir çocuk en çok bir şeker için ağlasa... En büyük derdi spiderman in gerçek olmayışı olsa... Allah babadan en fazla bisiklet istese de mutlu, huzurlu, maddi sıkıntılardan, şiddetten uzak aileler, birbirine gözü gibi bakan, birbirine delicesine aşık anne babalar zaten normalleri olsa çocukların... Sevgi egemen saygı zaten var olan ortamların yetiştirdiği, yaşadığı her ana doyan, yaşadığı her yaşı gerektiği gibi geçiren çocuklar olsa benim ülkemin çocukları ve pek tabii tüm dünya çocukları... İşte o zaman bu ülke örnek olur, yaşanılır olur... İşte tam da o zaman dünya güzelleşir... Dünya; ancak bir çocuk mutluysa tamdır...

Fiziksel varlığın devam etseydi çok şaşırırdın her metrekaresi için sınırsızca uğraştığın bu ülkenin haline ama dilerim ki bugün minik sesler En Büyük Türk Atatürk derken bir ezberin değil bir inancın sesi oluyorlardır, öyle yetişiyorlardır... Aydınlık günler, aydınlık Türkiye için nefes alıyorlardır.... Dilerim...

Mağara adamı...

Üzerinden bir hafta geçti neredeyse ama ben anca yazabiliyorum, yazmak istedim... Yazmazsam eksik olur diye düşündüm :)

Geçtiğimiz hafta Cumartesi akşamı patroniçe topladı civcivlerini BKM’ye Caveman’a götürdü çok da güzel yaptı pek de güzel yaptı zira oyun inanılmaz keyifliydi... Oyunun klasik bir tanıtımı olacak ama özet olsun diye kolaya kaçıyorum :)

Bugüne kadar 35 ülkede 17 dilde 10.000.000 seyirciyle buluşmuş olan oyun rekorlar kitabına girmiştir. CAVEMAN son derece zeki diyaloglara sahip harika bir komedi. Kadın erkek ilişkisine kendi özel bakış açısıyla, bize partnerlerimizin dünyasını açıklayan CAVEMAN bir ilişkide bulunan bulunmuş olan ve bulunmak isteyen herkesi coşturacak bir oyun.

Kadınların ve erkeklerin kol kola yürüdükleri hayat yolunda farklılıklarını tatlı bir dille işleyen Caveman, evli bir erkeğin anlatısıdır. Kendini kapı dışarı edilmiş bulan Kamil, oyun boyunca, yalnızca evinin kapısını açmaya değil, kadın erkek ilişkilerinin kilidini de açmaya çalışıyor. Çocukluktan çıkınca gözüne çarpan karşı cinsin, konuşma tutkusundan, alışveriş alışkanlıklarına dek, erkeklerle olan zıtlıklarının kaynağını 200 bin yıl öncesine uzanarak gözler önüne seriyor. Üstelik bunu alaycı bir mizah duygusuyla değil, çağları aşan şefkatli bir anlama çabasıyla gerçekleştiriyor.

Evet oyunun tanımı, kısa özeti bu... BKM’de oturup da oyunu izlediğim sürece Alper Kul’un performansına hayran kalıp (zaman zaman mimikleri baysa da) kadına ve erkeğe dair global bir oyunu lokala bu kadar iyi adapte etmiş ekibi tebrik edip herkesin meselesi olan bu konuyu izlemekten inanılmaz keyif aldım... Yüzyıllar geçse bu dünya yaşadığı kadar daha yaşasa kadın erkeği erkek kadını yine anlamayacak ama en azından öze inildiğinde sebepler bulunduğunda az biraz ılımlı yaklaşılabilir fikriyatıyla çıktım oyundan... Bugünün, dünün ve yarının sorunlarının aslında ilk çağlara daha da ötesi yaradılışa dayandığını fark edip yok anacığım bu iş böyle düzelmez dedim ama anladım ki her şeye rağmen kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısı, olmazsa olmazı, birbirini en çok acıtanı ve aynı zamanda en çok mutlu edeni, siyahı, beyazı... Her şeyi... Özde erkek avcı, kadın toplayıcı algısını yerleştirdiniz mi zihine aslında her şey daha kolay olacak... Erkeğe hedef göster mutlu olsun, kadın mı aslında kolay ama öğrenmek istemeyen erkek zor bilip ömrünü probleme dönüştürüyor... Alın bir örnek :)

Kadın ve erkek evlenme hazırlıkları yapmakta, düğün davetiyesi bakmaktadırlar;

Kadın : Aşkıımmmm, Düğün davetiyemizin zarfı nasıl olsun?
Erkek : ??!!??!!!!??!?!?!?!
Kadın : Aşkımmm sana soruyorum, düğün davetiyemizin zarfı nasıl olsun?
Erkek : Kağıttan...

O an kadın kilitlenir, nasıl ya nasıl bir adamla birlikteyim ben kabuslarındadır bununla bile ilgilenmiyor, demek ki bana, bize önem vermiyor... zarf ulen, zarf... ne ara bana, bize önem vermiyor noktasına geldik :)

Halbuki diyalog şöyle olmalıydı :)

Kadın : Aşkıımmmm, düğün davetiyemizin zarfı nasıl olsun?
Erkek : ??!!??!!!!??!?!?!?!
Kadın : Aşkımmm sana soruyorum, düğün davetiyemizin zarfı nasıl olsun?
Erkek : Hımsss aslında krem rengi olabilir ya da yok yok şampanya rengi daha iyi, bilmem sence...
Kadın : :) :) :) :) :) :) :) :)

Bu kadar işte bakınız ne kadar kolay bir kadını mutlu etmek :) ve emin olun erkek krem rengi ne şampanya rengi ne bilmemektedir :) :) sadece nasıl davranması gerektiğini çözmüş, öğrenmiştir ;)

Bu diyalog bir örnekti ve belki de en basitiydi, zaman ayırın gidin derim ben; hatta yanınıza varsa eşinizi, sevgilinizi alın gidin... Özeleştiri yapın, yanınızdaki de yapıyor olacak :)

Çok yerde gerçekten böyleyiz ya dedim ama çok yerde de gerçekten böyleler ne acı dedim :)

Size keyifli geçecek birkaç saatin garantisini veriyorum bi de aklınızdan çıkarmayın da mutlu olun; erkekler avcı, kadınlar toplayıcı... Yapacak bir şey yok :)

İncelemek isterseniz; http://www.magaraadami.net/