20 Nisan 2009 Pazartesi

Vazgeç artık Feri...

Sırtını toprağa verip, gözlerini kapattığında aklına gelenler, zihninden geçenler önceliğinse senin ve hiçbirine hükmedemiyorsan, keşkeli cümleler sıralandıkça iyi ki demeye çalışıyorsan, gözünü açıp gökyüzüne baktığında içindeki isyanı yanındaki kimse duymazken bir karınca dönüp bakıyorsa sana, sen "neden ya" derken sorduğun onca soru havada asılı kalıp kimseler cevap vermezken bir karıncanın bakışında "vazgeç artık Feri" der gibi bir ifade görüyorsan... Vazgeç artık Feri... Birini çok seversin, O da seni çok sever ya da sever gibi yapar... Sonra an gelir, O gider... Sen kalırsın... O devam eder, sen devam ediyormuş gibi yaparsın... En çok da bu –mış gibi yapmalar lime lime eder içini... Bir karınca çıkar gelir... Vazgeç artık Feri der gibi bakar... Anlar gibi bakar... Keşke der gibi bakar... Her cümlesi vazgeç artık Feri’ye çıkar... Vazgeç artık Feri...

14 Nisan 2009 Salı

yine yeni yeniden...


Nisan başından bu yana beni darmadağan eden süreç en sonunda ufak tefek eksikleriyle de olsa son buldu. Çok şükür taşındık; altıncı evim, altıncı telaşım, altıncı alışmam, altıncı odam, altıncı tuvaletim banyom mutfağım, altıncı telefon numaram, altıncı ev sahibim kira kontratım, altıncı nakliyat kabuslarım, altıncı koli arayışlarım, altıncı toplanma, altıncı yerleşme, altıncı buraya nasıl gidilir gelinir karmaşam, altıncı acaba bu apartmandakiler nasıl insanlar tereddütüm, altıncı bakkal market arayışım, altıncı çevrede ne var gözlemlerim, altıncı veda, altıncı altıncı altıncı... Yedincisi ne olur olmasın, ya da olacaksa çok havada, çok afaki bir söylem ama nolur ya kendi evim olsun ya da eğer bir gün hayatımda öyle biri olacaksa eşimle yaşayacağım ev olsun... Nuray’la ikimizin son evi olsun artık burası zira ben çok yoruldum bu gitmelerden, gelmelerden, yenilere alışmalardan, mecburi göçlerden... Her hareket aslında ne kadar da yerleşik bir insan olduğumun kanıtı benim nezdimde... Peki neden bunca değişiklik, bunca yenilik, bunca alışma... Zorlanma... Söz konusu değişiklik eşyaysa insan daha kolay alışıyor, mekansa biraz daha zorlanıyor, hele o mekanı içindekilerle bırakıyorsa daha da çok zorlanıyor... Ama insan, en büyük yetisi, her şeye alışıyor... Uğur getirsin her yeni şey, tek dileğim...

10 Nisan 2009 Cuma

1 Kadın 1 Erkek

sözlerini unutmuş
en sevdiği şarkının
bakmış
ne geçmiş geçmiş
ne gelecek gelecekmiş
uçmayan kuş
kesmez bıçak
hiç atmayan bir kalp
iki yalnız bir gemide
anısı var sadece

kadın ağlar
erkek bakar
kadın duyar
erkek duymaz
kadın sorar
erkek susar
kadın gider
erkek içer

o şarkıydı aşk anlatan
sözcüklerin kölesi olmadan
çekti ciğerine dumanını
son sigarasından
dayanmıştı
daha da dayanırdı
ama ne gerek vardı
hiçbirini seçemedi sonunda
kelimeleri önüne yayınca

kadın ağlar
erkek bakar
kadın duyar
erkek duymaz
kadın sorar
erkek susar
kadın gider
erkek içer

bazen aynı değildi
iki aşkın hikayesi
arada ışık yılları vardı
karşıdandı akıntı
belki de her şey bitince
bir şey başlardı
ama o hiç konuşmadı
sadece baktı

kadın ağlar
erkek bakar
kadın duyar
erkek duymaz
kadın sorar
erkek susar
kadın gider
erkek içer
Teoman_1 Kadın 1 Erkek

8 Nisan 2009 Çarşamba

Boşver be yaşı başı...

Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver!
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver!
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda,
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında,
bırak aksın yollarına.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
Sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?
Büyü, büyü...
Bak ellerin, ayakların kocaman,
aklın da maaşallah yerinde,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
Akıllı ol, yüreğin gelir peşinden,
boşver yaşı başı,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver!
Takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin...
Parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin...
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
O biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
Yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...
Yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş,
sen mi biteceksin?
Çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım ulan dibine kadar diyemeyecek misin?
CAN YÜCEL

2 Nisan 2009 Perşembe

ben böyle bahtın...

İnsan korkularını kendisine çekiyor sanırım; mesele secret olayı falan değil çok da inandığımı söyleyemeyeceğim ama; ben aman aman inşallah olmaz dediğim ne varsa yaşıyorum... Bundan mütevellit artık sebebi düşünce tarzımda aramaya başlıyorum... Mutsuzum... Çünkü yine ve yeniden taşınma kabusuyla karşı karşıyayım... Hiç ama hiç hoşlanmadığım, beni İstanbul’da henüz 9. senemi bile doldurmadan şu an yaşadığım 5. evden de taşınmak durumunda bırakan kiracılık halinden inanın fazlasıyla sıkıldım... Hiç abartmıyorum; şu an oturup bunun için ağlayabilirim... Geçen sene 12 Nisan’da sözleşme imzalayıp 13-14 Nisan’da taşındığımız bu evden daha bir sene dolmadan ev sahibinin İstanbul’a erken dönüşü sebebiyle çıkmak durumundayız ve ben artık gerçekten çok bunaldım... Bir ev sahibi olmanın önemi bu kadar yaşatılarak öğretilmez ki...

Ev arıyoruz, dün akşam Nuray’la bakındık internette. Bugün de ben bakınıyorum... Güzel dediğim evlerin fiyatlarıyla sarsılıyorum... Diğerlerinde oturmak istemiyorum... Mavi küvet, yeşil lavabo kabusum başladı... Gözlerim dolu dolu cidden ağlayacağım ya... Allah baba bana gökyüzünden istediğim gibi bir ev gönder... Nolurrrr.... Ama benim olsun... Allah baba nolurrr...

31 Mart 2009 Salı

12 sözcük ne çok şey anlatır...

Birilerini
başkalarının
yerine
koyarak
sevmeye,
hayatına sokmaya
çalışmak
ne zor...
Çok zor...

30 Mart 2009 Pazartesi

bir dahaki sefere artık...

Deniz olan memleketin gözünü seveyim yine belli etti kendini, çıkar sahil şeridini her bir yer ampül ampül ne yazık ki... Çok umutlandım ben bu kez hadi be bak oldu olacak dedim ama olmadı; alamadık İstanbul'u :( yine ve yeniden kaptırdık, kendimizi avutmak kaldı bize; yok mesaj verdik yok gözdağı verdik, yok kendinize çeki düzen verin dedik, oy oranlarını düşürüp oy oranımızı arttırdık falan filan... Sonuç yine ampül yine ampül :( Bir 5 yıl daha laaaalelerrrr, laleler, laleler, laleler yani...

Bununla beraber Üsküdar'a can-ı gönülden tebriklerimi iletirim; Üsküdar gibi bir yerde AKP ile CHP'nin çekişmesi benim için en izlenesi durumlardan biriydi... Her ne kadar AKP almış olsa da bu benim nezdimde büyük çok büyük bir başarıdır... Bir dahaki seçime inşallah :) Üsküdar bile uyanışta daha ne olsun :)

Bir de bir de aslen Giresunlu olup Ereğli'de büyümüş halen oraya gönülden bağlı bir insan olarak hem Giresun hem de Zonguldak'ın AKP'ye teslim olmayışını ayakta alkışlar benim dediğim şehirlerle gurur duyarım, yürüyün be :))

Bundan sonra olur da şehir değiştirirsem yaşamak isteyeceğim iller; İzmir, Zonguldak, Çanakkale, Giresun, Artvin, Ordu, Eskişehir, Sinop, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Aydın, Muğla, Antalya, İçel.

Gerisi beni bağlamaz, daha da gitmem oralara... Hele hele Ankara'ya sakın ama sakın yolum düşmesin... Dün geceden beri 5689242784 kere nasıl ya diye sordum sanırım kendi kendime bir kere daha nasıl ya, nasıl seçerler, seçtiler valla... Bir dahaki seçimlerde seçilmemesi için daha ne kadar genişletecek sınırları Türkiye'nin en antipatik insanı anlamış değilim... Ankaralı hak ediyor demek ki, sakın ama sakın önümüzdeki 5 yıl Ankara'da yaşayıp da ah vah eden biri çıkmasın benim karşıma... İçinde kardeşimin de nefes aldığı bu şehir için algım sıfırlandı yazık ya yazık... Beter olun diyeceğim gider lafım kardeşimi bulur diye susuyorum...
Ayyyy sinir oldum yine...

29 Mart 2009 Pazar

kızlar gecesi...


Küçücük bir şehirin küçücük kadınlarıydık biz bir zamanlar, aynı zamanlarda paralel mekanlarda büyüdük... Ergenlik sancılarımıza şahit olup dünyanın en büyük problemi sandıklarımızı birlikte yaşadık... Ondan belki kim gelse, kim girse de hayatımıza eskinin farklı bir yanı oluyor... Kavga ettik, üzdük birbirimizi, küstük hatta bazen... Samimiyet, birbirimiz olmak kaldırır sandık, kaldırmazmış öğrendik... Araya zamanlar girdi, özledik, eksik kaldık... Bir şekilde tekrar dokunduk birbirimize... Acılar yaşadık, kayıplarımız oldu; daha yakınlarını göstermesin Allah dediklerimizi paylaştık... Daha da büyüklerini saklıyor hayat bizim için, bu gerçeği de belki hala sindirmemiş olsak da bilerek yaşıyoruz; varlıklarımızın bize güç olacağı inancıyla... Başarılar tattık, her birinde kendimiz yaşamışcasına içimizde hissettik birbirimizin başarılarını, kıskançlık uzak alkış hep bizimle oldu... Araya giren bazı mesafelere bazı keşkelere rağmen bu dostluğa sahip olduğumuz için 1-0 öndeyiz hayata karşı... Ara ara konuştuk kim gidecek önce, önce kimi evlendireceğiz dedik, benim tahminim neden bilmem hep Nazlı'dan yanaydı... Yanılmışım... Şimdi bu isimler tarifi imkansız bir haberi yaşıyor, tarifi imkansız bir mutluluğu paylaşıp ömür boyu sürmesini dilediklerine şahit oluyor... Ece evleniyor... Yazarken bile tüylerim diken diken oluyor...

Dün akşam Ece'ye adaş Ece Aksoy'un yerindeydik Asmalımescit'te; mekan çok güzel, yemekler çok güzel her şey çok güzeldi sonra da Otto'da... Kızlar gecesi yaptık doya doya, uzun uzun konuştuk, aldık, verdik, güldük, eğlendik... Yine söz verdik, daha sık yapalım diye, yapabiliriz umarım... Bundan sonraki görüşmemiz Ece ve Barış'ın düğünü olmaz umarım :)

27 Mart 2009 Cuma

...tılsımını kaybetti...

Su gibi güzelliği ile tarifsiz duruluğu, yumuşacık sesi ile gül güzeli’ni söyleyen, alıp beni götüren, salonun karanlığına gözyaşı karıştıran insan, Şevval Sam’ın kalemine, sesine sağlık...

Elini son defa yanağıma koy;
istemiyorsan giderim giderim...

Serin bir sonbahar akşamında söz,
ismini unutur silerim silerim...

Tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri, bir defa daha yazsa;
bebeğim bebeğim bebeğim...

Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına,
öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti...

Uğruna döktüğüm gözyaşlarım için
yağmurdan özür dilerim dilerim...

Kuruttuğum kızıl gülleri alıp
senin için senden geçerim geçerim...

Eğer bir masal perisi girerse rüyalarına,
öldü dersin gül güzeli tılsımını kaybetti...