16 Şubat 2009 Pazartesi

Öyledir işte...

Bir zamanlar her şeyin olanı an gelip aramaya çekinir hale sokar hayat insanı; öyle kendi kendine merak eder durursun da ne yanına gidebilirsin ne de alıp eline telefonu düşünmeksizin pat diye arayabilirsin, bir mesaj atarsın çok çok da cevap verir ya da vermez... Başka hayatlardır çünkü artık yaşanan, senin merak ettiğine birilerinin iyi baktığını umarsın sadece... Çünkü sen dışarıdasındır artık... Onun içerisi başkadır... Öyledir işte... Bilirsin...

14 Şubat 2009 Cumartesi

Şofben senden nefret ediyorum!!!!

Bu eve taşınalı tam tamına 10 ay 2 gün oldu -evet tarih konusunda takıntılı bir insanım ne var- ve ben bu şofbenden çok ama çok sıkıldım yeter artık ya neden hep ben ya nedennnnnn.... Eve taşındığımızın ikinci gecesinde gece yarısı alt komşunun çığlıkları ile uyanmış evi sular içinde bulmuştuk neden şofbenin çelik borularından biri patlıyor bizim evimizi su basıyor ve alt kata sızıyor olayı biz değil de alt kat komşumuz fark ediyor gecenin bir yarısı saatlerce evi bilmemkaç santim kaplayan sudan temizleyip hiç uyumadan sabahın 6 sında kendimi inanamıyorum ya başlangıçlı cümleler ile Atatürk Hava Alanında İzmir'e çalışmaya gitmek üzere buluyorum bu mu ulen hayat alla allaaaaaa... Çok geçmiyor bu hafta içi Çarşamba mıdır Perşembe midir hangi gündür bilmiyorum akşam evimde mutlu mesut otururken duşa giriyorum ilk 5 dakika her şey normalken bir anda şofben suyu ısıtmamaya başlıyor ve kabus başlıyor o şofben o suyu bir türlü ısıtamadı, aylardan şubat olması itibariyle su ısınıyor mu denemelerimin de etkisiyle devamlı soğuyan suyu değil tenime soğuk suya alışkın ellerime bile dokunduramazken ayaklarım ellerim herbir tarafım mosmor olmuş bir biçimde bu mu ulen hayat isyanlarımla saçımı başımı köpükten arındırıp duştan çıkıyorum... Hafta içi... Çalışan insan.... Mesai saatlerinde çalışmayan servis yüzünden Cumartesi sabahına 3 gündür yıkanmamış olarak giriyorum... Ağlamak istiyorum... Servis aranıyor... Bugün gelmemize imkan yok, pazartesiye randevu verelim cevabıyla karşılaşılınca benki hiç küfretmeyen insan en afillisinden ve en içteninden bir küfür sallıyorum... Hayata isyandayım... Yıkanmak istiyoruuummm... İnternet açılır başka başka servisler bulunur... İçlerinden bir tanesi tamam geliyoruz der ve minnettar olunur... Servis gelir, şofbene bakar... Hımmss bunun işi uzun söküp servise götürmemiz lazım gaz donanımı değişecek, üç saat içinde geri getiririz, bu süre içinde su kullanamayacaksınız, vanadan suyu kapatmamız gerekiyor ha bir de 130 lira... cümlesinden sonra Allahım neden hep ben ya neden hep bennnnn.... tamam ya ne gerekiyorsa yapın yıkanmak istiyorum ulen ben isyanlarında su vanası kapanır, şofben sökülür, sökülen şofbenin çelik borusundan sürekli su akar, altına kova konur ve servisin geri gelmesi beklenir... Bu süreçte celik borudan akan suyun kovayı doldurup doldurmadığı kontrol edilir, kova sürekli değiştirilir ama bir seferinde geç kalınır ve banyoya gidildiğinde her taraf koridora kadar su içinde kalır ama artık gerçekten bu mu hayat ya nedennnnnn, nedennnn yani... Bu şofben bana daha ne kadar sürpriz yapacak, nefret ediyorum, ben bi şu kovaya bakayım dolmuş mu? daha yarısındayız neyse.... ulen bugün 14 Şubat... Antipati duysam da bugüne, sevgilim olmadığından değil tamam onun da etkisi vardır ama ben bu 14 Şubat öncesi şehrin kıpkırmızı olup kalp kusmasından nefret ediyorum mesela hemen 15 Şubat olsun istiyorum... Hiçbir 14 Şubat'ta sevgilim olmadı, olsa nasıl davranırdım bilmiyorum çok da aman aman konuşmak istemiyorum, fikrim değişebilir belki ama şu an sevmiyorum.... Bugün hiç ama hiç sevmiyorum... Yok ya ben oynamıyorum... hem 130 lira verdiğim için ama en çok da o banyoyu yine ve yeniden su basıp benim temizlemek zorunda kalmamdan dolayı sevmiyorum... Şofben senden nefret ediyorum.... offffffff.....

11 Şubat 2009 Çarşamba

never know what's coming for you....


Gökyüzünün kudretini gösterdiği bir pazar akşamını sevdiğim iki arkadaşla birlikte izleyerek anlamlandırdığım bir film öncelikle benim için Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi... Sonra başka başka şeyler... Film uzun, fazla uzun, daha kısa zamanda da bunca uzun sürede anlattığını anlatabilirdi kanımca ama yine de gidilesi görülesi bir film bence... Bana düşmez ama siz yine de gidin görün... Ben filmin en çok aslında bildiğimiz çok değil hiç yabancı olmadığımız hayat inceliklerini böyle sakin sakin dillendirişini sevdim... Ondan mütevellit aşağıda bence üstünde durulması gereken replikleri listeledim... Herkes kendi payına düşeni alır belki, ben kendi payımı sımsıkı elimde tutuyorum...
  • Our lives are defined by opportunities, even the ones we miss.

  • You never know what's coming for you.

  • You can be as mad as a mad dog at the way things went. You could swear, curse the fates, but when it comes to the end, you have to let go.

  • It's a funny thing about comin' home. Looks the same, smells the same, feels the same. You'll realize what's changed is you.

  • And if only one thing had happened differently:

  • A series of intersecting lives and incidents, out of anyone's control...

  • I hope you live a life you're proud of. If you find that you're not, I hope you have the strength to start all over again.

  • Some people, were born to sit by a river.

  • None of us is perfect forever.

  • We're meant to lose the people we love. How else would we know how important they are to us?

  • falan filan... hayat işte...

6 Şubat 2009 Cuma

iyi ki doğmuşum :)

Dün benim doğumgünümdü... Yaşım artık iki basamaklıların 3 ile başlayanlarına yakın çokça... Kocaman kocaman oldum... 27... Hiç küçük değil... Geride kalan 27 yıl... İyikileri keşkeleri acabaları yoksaları ile hepsi bana ait, tüm hüznü tüm mutluluğu tüm başarı ve başarısızlığı ile benim olan koca bir 27 yıl... Yansıttıkları, getirdikleri ve götürdükleriyle... Ekledikleri ve azalttıklarıyla kocaman bir 27 yıl...

İnanılmaz mutluydum dün, insanın senede bir değil bir kaç kere doğumgünü olmalı, bu kadar değerli olduğunu ve sevildiğini görecekse daha da sık olmalı hatta... Arayan, SMS gönderen, MSN, mail, facebook neresi olursa olsun ses eden, süper şeyler dileyen, her feri feri sesinde inanılmaz mutlu oldum ben ama bunun ötesinde ayrıca diyerek söylemek istediklerim var :)

Tarih 4 Şubat’ı 5 Şubat’a bağlar bağlamaz önce canım ev arkadaşım hatta hayat arkadaşım :) Nuraycığım aradı, mesaide pek bir yoğun hallerdeyken... Sonra bulunduğu ortam koşulu ile asla beklemediğim, gün içinde arayacağından emin olduğum ama bunca erken beklemediğim Alperciğim aradı, o sırada askerde bilmemkaçıncı uykusunda olması gerekirken herkesleri tembihleye tembihleye beni mutlaka uyandırın diye diye aramış, sesim titredi konuşurken, bu özenine her zamanki gibi binlerce kez teşekkürler yine ve yeniden... Devam eden mesajlar, sonrasında uyku, sabah uyandığımda aldığım mesajlar, arayanlar... Herkese çokça teşekkürler... Yeni iş yeri, yeni ofis beni tanımayan benim tanımadığım çokça insan... Argülcüğümün kocaman hediyesi ile doğumgünümde İstanbul’da oldum –ne düşünceli bir patroniçem var benim :) - HR odamızda kendikendime ne neymiş ne değilmiş bakınırken kocaman bir sepet geldi içinde bir sürü bir sürü menekşe ile... Burada hangi kelime hangi cümle ile anlatmaya çalışırsam çalışayım beni nasıl nasıl mutlu ettiğini anlatamayacağımdan elimden geldiğince deneyeyim; canım arkadaşlarım benim, söylerken anlatırken de hep böyle anlattım ama hayatımda ilk defa doğumgünümde çiçek aldım ben o yüzden tarifi ancak kendi içim kendi içime yapabilir ötesi mümkün değil... tam teşekkür mailimi yazmış mutluluğumu anlatmaya çalışmıştım ki her şey ikiye üçe beşe katlandı aynı isimlerden bu sefer hayatımın ilk sıralarında yer alanı müthiş çikolatalar aldım :) o isimlere bunu analatabildim mi bilmiyorum ama benim için çok çok çok güzel bir şey yaptılar sevgili Çiğdem, Altan, Özgür, Mali, Begüm, Emre, Başak, Eren... Müthişsiniz :) iyiki siniz, hep olunsunuz :)


Normal şartlarda şehirdışında olacağım için hiçbir plan yapmamıştım ben. Perşembe günü normal şartlarda pilatese gidecek sonra da evde uzanıp sızacaktım ama Altan hadi yemek yiyelim diyince :) hadi dedim ben de... Caddedeki TAPS’te buluştuk kendisi pek şıktı ben yanında sönük kaldım :) güzel güzel yemeğimizi yedik sohbet ederken bir anda MBIS tayfası dökülmeye başladı ve sabahtan bu yana suratıma yerleştirdikleri kocaman kocaman gülümsemeyi devam ettirdiler, olmayanlar da aradı. Meğer Altancığım ayarlayıvermiş herkesi :) TAPS anlarında yurtdışında da olsalar unutmayan Ozan ve Barış ses verdi :) Çok çok keyifli sohbetimiz, biralarımızdan sonra gün 6 şubat olmuş, her şey bitmişken ben depresyona sürüklenirken :) Başakcığım beni evimin önünde bırakmış ben apartmana doğru yürürken apartmanımızın altındaki marketin çocuğu “bir dakika bir dakika bu size gelmiş sanırım” diyerek elime bir kağıt bir de paket tutuşturdu. Kağıtta alıcı Ferihan Savaş gönderen Alper Karabulut yazıyordu... Elimdeki pakette de müthiş ArtCafe’nin müthiş pastası :) Ben sana ne diyeyim Alper; askerdesin sen ya, oradan telefon etmek bile ne kadar zorken Nuray sonrasında ilk arayan, doğumgünümü ilk kutlayanken gecenin kapanışını da yapman beni nasıl şaşırttı ve nasıl mutlu etti anlatamam... İnsanın sevildiğini hissetmesi kendisi için birilerinin bir şeyler yapması nasıl nasıl büyük bir keyif-miş... Ben genelde hep sürpriz yapan taraf olduğumdan deplasmanda hissettim kendimi dün ve gerçekten bunu defalarca söyledim belki ama gerçekten çok mutlu oldum... Doğumgünüme MBIS tayfası sürprizleri ile damgasını vurdu, canlarım benim çok mutlu ettiniz beni, siz de öyle olun hep :)


Bu tarifsiz sürprizlerin dışında aklına düştüğüm, bir şekilde Mutlu Yıllar dileyen herkese; aileme (annem 27 oldun artık evlen diyerek kutlasa da :)), dostlarıma, arkadaşlarıma çok ama çok teşekkür ederim... Hepiniz iyi ki varsınız, Allah sizi benim başımdan eksik etmesin (AMİN :) )

Bi de bi de insanın doğumgünü ya 24 saat olmasın ya da yılda bir kaç kez olsun, nasıl ama ??

3 Şubat 2009 Salı

Bir gidişe karşılık bir geliş...


Bu kadar geç kalmazdı aslında yaşadıklarım benim, bu sefer böyle oldu; belki gidişleri sevmediğimden, belki ne yazsam da az geleceğinden neden bilmiyorum ama yazamadım işte... Hiç düşünmezdim; insan iş yerinden ayrılırken bu kadar üzülebilirmiş, arkasında çok sevdiği ve kendisini seven insanlar bırakınca az biraz garip olurmuş... Öyle ilk seferindeki gibi kolay değilmiş alın bu notebook bu ofis anahtarları bu şunun kartı bu şu deyip çıkıvermek... Bu sefer her teslimat sanki bir şeylerden vazgeçer hissiymiş, hafiflemek değil de garip bir burukluk takınmakmış... 27.08.2007-30.01.2009 MBIS... Önemli çok önemli bir zaman aralığı benim için... Tarifsiz bir sürü dostluk, şehir dışı projelerde birlikte yaşanılan hayatlar, bununla birlikte gelen doyumsuz zamanlar... İşin ağırlığını, yükünü hissetmediğin paylaşımlar, yaşadığın her zorluğa birlikte kızdığın insanlar... Tek tek isim vermek zor olsa da hepsi birbirinden değerli MBIS çalışanları... Özleyeceğim :( Siz de özleyin :)


Veeee yeni bir başlangıç, kendinden çok güvendiğin biri ile yola devam etme kararı, aldığın karardan sonuna kadar emin olma hissi... Anlatılamayacak kadar güzel bir his... Tek parçası kayıp puzzle ın zamansızca beklemesi, sonra bir anda hiç ummadığın bir yerden çıkan kayıp parçanın gelip yerleşivermesi ile tam olmak... İnanıyorum ki çok güzel olacak bundan sonrası... Dilerim herkes için öyle olur...

Gittiğim ve geldiğimle...

25 Ocak 2009 Pazar

4x4 sobe...

ilkokuldayken ve hatta ortaokuldayken anket defterleri vardı elden ele dolaşan, önceden hazırlanmış sorulara cevap verdiğimiz onları anımsadım ben şimdi benim hayatım tarafından sobelenince :) eee madem soruldu bana cevap vermek düşer :)

Yaptığım 4 iş;

hımss 4 tane var mı acaba, bu soru çalışıp para kazanmak mı, para kazanmasan da çalışmak mı? ikisinin de olabileceğini düşünerek sıralıyorum;
  1. Özel ders vermek (kardeşime :P)
  2. İK stajyerliği --> bunda para yok :(
  3. Dış ticaret stajyerliği --> bunda da para yok :(
  4. SAP HR Modül Danışmanlığı
Defalarca izleyebileceğim 4 film;

bu zor bir soru düşündükçe başka başka şeyler çıkar eminim ama aklıma gelen ilk 4 ü sıralıyorum;
  1. Elizabethtown
  2. Eternal Sunshine of the Spotless Mind
  3. Before Sunset / Before Sunrise
  4. 50 First Date

Yaşadığım 4 yer;

Yaşamaktan kasıt evimin olması ise 2 şehir ama projeleri de sayabilirim bence :)

  1. Ereğli
  2. İstanbul
  3. Stuttgart
  4. İzmir-Rize-Niğde bu devam eder daha

İzlediğim 4 TV programı;

of çok zor sanırım ben son zamanlarda TV seyreden biri değilim, bakalım...

  1. Disco Kralı (Gece kuşundan bu yana tüm programları)
  2. Sade Vatandaş (denk gelirsem)
  3. Yaprak Dökümü maalesef :(
  4. Kürşat Başar'la

Tatil için gittiğim 4 yer;

of sorulcak soru mu bu ya şimdi şimdi :(

  1. Olympos
  2. Bodrum
  3. Çeşme
  4. Alaçatı

En sevdiğim 4 yemek;

Çok yemek seçen biriyim, kendim gibi bir çocuğum olmaması dileğimle çok dayak yiyecek yoksa benden :)

  1. Kesinlikle kahvaltı sofrası
  2. Muhabbeti bol balık sofraları
  3. Ispanak
  4. Kırmızı et

Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer;

Aynı anda 4 farklı yerde nasıl olabiliriz yahu, çok bayık gelebilir ama cidden şu an öyle bir şey istiyorum, ilk sıraya koyuyorum;

  1. Sevdiğimden ve sevildiğimden emin olduğumun yanı (önce öyle biri olması gerekiyor tabii)
  2. Yeğenlerimin yanı
  3. Muzlu Çilekli fondü için kahve dünyası :)
  4. Hamak

Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer;

tam anket sorusu olmuş yalnız :) hıımmsss yağmur damlası olsam nereye düşmek isterdim, işe yarayacak bir şeyler olsun o yüzden susuzluk çekmesin insanlar diye, su olup evlerine döneyim diye :)

  1. İstanbul
  2. İstanbul
  3. İstanbul
  4. İstanbul

eee o zaman ben de görevi yapayım ben de birilerini sobeleyeyim,

Tuğba Ozan Yasemin veeee Tubik'le Cenk

Gitme vakti...

bir canım var benim
vakti dolar gider

bu kadar işte hayat... her can sıkıntımda omuzumda olduğuna inandığım melekler fısıldasa keşke kulağıma bu iki cümleyi;

bir canım var benim
vakti dolar gider

Aşk'ın Halleri


Yağmur yağsın... İlla yağmur...
Puslu olsun hava... Karanlık hatta...
Denize paralel adımlar olsun zaman... Muhakkak deniz...
Olmazsa olmazı olsun Kuzguncuk haftaiçi istikametimin... Haftaiçi şart...
Dalgalı olsun deniz... Suyun sesini duyayım illa... Dövsün Kuzguncuk taşlarını...
Durup dinleneyim ben biraz... Hayat kalksın omuzlarımdan...
İnişleri çıkışları, birden hızlanıp durulması ile Zuhal Olcay Aşk'ın Halleri'ni fısıldasın kulağıma...
Bağırsın ya da ara ara... Getirsin... Götürsün...
Çok güzel olmuş Aşk'ın Halleri... Buz gibi sesine sağlık... Soğuk çok hem de...

23 Ocak 2009 Cuma

What's the point of your existence?

To feel. 'Cause you've never done it, you can never know it. But it's as vital as breath. And without it, without love, without anger, without sorrow, breath is just a clock... ticking.

hislerim alınsa bir süreliğine diye dua ettiğim zamanlar oldu benim olmuştur sizin de, artık ağlamak istemediğim, artık acıtmayacak kadar hissizleşmek istediğim zamanlar halbuki insan sonradan anlıyor ağlayabilmenin, acı da çekmenin ne büyük bir nimet olduğunu hissetmeyenleri, ağlayamayanları gördükçe daha bir insan hissediyor kendini....

bir de en çok -kimseye yaşatmasın Allah sevdiklerinin acısını ama öyle bir dünya yok- hayatlarındaki değerleri kaybettiğinde insanlar, sakinleşsin ağlamasın diye yapılan iğneler sonrasındaki hissizlik anlarını gördükçe iyi ki demişliğim vardır...

Nefes kadar hayati zira aşk da öfke de dert de.... Bunlar olmadan breath is just a clock... ticking