İki sene aradan sonra tekrar Almanya'dayım... Sebep yine iş ama bu sefer başka bir şehir ve başlangıçtakinin üzerine eklenmiş 3 yıla yakın bir yaşanmışlık...
Şimdi efenim sizlere bulunduğum şehir ile ilgili pek bir şey söyleyemeyeceğim çünkü henüz hiçbir şey yapmış değilim ben de ... Dün gece gıdım uyku uyumamış bir insan olarak -kendi tercihimdi asla pişman değilim - Almanya'ya gelir gelmez otele gelmeyi ve dinlenmeyi tercih ettim bu yazı yazıldıktan sonra mesela bendeniz uyuyor olacağım :)
Dün gece Taksim'de iki ayrı organizasyona katılıp eve dönüş saatim havaalanına gidiş saatime yakın olduğundan hiç uyumayayım yoksa uyanamam diye düşünüp her şeyimi hazır edip sabah 05:15 te evden çıktım, taxiye binip elime telefonu alıp da saate bakınca dünyam şaştı ben 05:15 te evden çıkıyorum taxiye biniyorum saat 04:20. Nasıl yani?? Evet saatler bir saat geri alınmış ve Allahtan geri alınmış yoksa şu an yazdığım yazı çok farklı olabilirdi :) Hazır evden çıkmışken tekrar eve dönmenin bir mantığı yok diyerek havaalanına gitme faaliyetime devam ettim ben. Atatürk Hava alanında saat 04:50'de in ve de cin top oynamaktaydı ben gittiğimde, gayet rahat check-in imi yaptırıp valizimi teslim edip pasaport kontrolünden geçtikten sonra CIP salonuna gittim; kendimi bir şey sanıyormuşum ya da uygulama saçma evet karar verdim uygulama saçma; yurtdışı uçuşlarda classic plus geçmiyormuş elit olmak gerekiyormuş, çocuk üstü kapalı bana elit değilsin dedi sanırım şimdi idrak ediyorum :P neyse sabahın köründe CIP de kimse olmadığı için ve benim yorgun tavrım çocuğun kalbinde bir acıma duygusuna sebebiyet verdiğinden olsa gerek ben CIP salonuna girdim; inanır mısınız tek bir cookie bile yemedim çünkü kendimi rahat bulduğum bir koltukta evimdeymişcesine uykuya verdim utanmadan bir de saat kurdum :) uyandığımda CIP salonu hınca hınç insan doluydu :) olsun ben uyumuştum, önemli olan da buydu :)
20 dk. gecikmeli de olsa -ne kadar şaşırtıcı değil mi :P - kendimi THY'nin Düsseldorf'a giden uçağında buldum ve kaldığım yerden uyumaya devam ettim, kahvaltı için yanımdaki Alman amca tarafından uyandırıldım, kahvaltı ettim buradan sürekli yurtiçi uçan biri olarak yurtdışında da sandviç verin kardeşim, kahvaltı diye verdiğiniz şeyin içindeki %90 şeyi sevmiyorum ben, sanki herkes yumurta sevmek zorunda alla allaaaa... Anlayacağınız üzere doymadım pek, neyse.. Veee iniş için gereksiz bir sürü uyarı anonsundan sonra kendimizi Düsseldorf havaalanında bulduk... Yanımda keşke biri olsaydı :(
Uçaktan indim, Allahım o ne, ben böyle pasaport kontrol sırası Türkiye'de görmedim bir de laf ederler bıdı bıdı... Saatlerce sıra bekledikten sonra pasaportumu kontrol edecek polis memurunun yanına gittiğimde yanımdaki polis memuru Yüksek Sadakat üyelerini sorgulamaktaydı, niye geldiniz, ne kadar kalacaksınız, rezervasyonunuz var mı, dönüş biletleriniz nerede bıdı bıdı, ben sıkıldım valla... Halbu ki bilseler "Ben seni arayamam" diye bir şarkıları var niye bunca soru sorup yorduk böyle güzel bir şarkısı olan insanları diye utanırlardı Alman polisleri... Utanırlar mıydı acaba? Neyse benimki de ayrı bir olaydı, neden geldin, şunun için, ne kadar kalacaksın,şu kadar, nerede kalacaksın, şurada... Hadi bunları anladım, yanında para var mı diye sorup, herhalde cevabını aldıktan sonra göster demesi karşısında benim ağzım bir karış açık you wanna see my money???? şeklindeki cümleme Yüksek Sadakat üyeleri de yok artık diye eşlik edince adam yes yes please dedi ve ben sinir ola ola cüzdanımı adamın gözüne soktum... Yok artık ya ayıp denen bir şey var kardeşim... Biz annemizin babamızın cüzdanına bile onların izini olmadan bakılmaz diye büyüdük : ) Neyse zaten hem Almanları hem Almanyayı sevmem şeklindeki fikrime yeni bir satır daha eklemiş oldum :) Evet sevmiyorum, evet Almanca bildiğim halde İngilizce konuşuyorum ve onların da benimle İngilizce konuşmalarından zevk alıyorum :) Sadist miyim neyim ya :P
Sırada valizimi alma teranesi var ki gerçekten tam bir kabus oldu, havaalanına kurtlar kuşlar uyurken giden, ilk check in yaptıran ben olunca valiz konusunda THY tarafından benimsenen uygulama da FILO (first in last out) olunca ben saatlerce kırmızı valizime kavuşma hayali kurdum ve sonunda zafer benim oldu :) Sırada beni bekleyen adam ile buluşma noktası var; kendisi ismini veremeyeceğim aynı zamanda 4 gün boyunca benim birlikte çalışacağım kişi olacak adam üşenmedi pazar sabahı beni almak için havaalanına geldi, telefon ettim; ben çıktım mc.in önündeyim dedim adamcağaz geldi benim 3-5 katım bir şey; insan valizini taşımana yardım edeyim mi der, hayır ben zaten taşıtmam prensip olarak karşıyım da :P sen bir teklif et ya... etmedi :) neyse otoparka indik arabasını gösterdi aman Allahım o ne new beetle, siyah, şeker mi şeker... Beni bilirsiniz ben new beetle hayranıyımdır, ama o arabaya o kadar para verilmez fikrinin de savunucusu aynı zamanda :) Çok şekerdi çokkkkk :)) Valizimi taşımayı teklif etmeyen amca bunun dışında çok kibardı, Düsseldorf-Remscheid arası 35 dk sürdü. 35 dk boyunca sürekli sohbet ettik, beni otele kadar bıraktı; yarın sabah da 08.15 de almak üzere sözleşerek ayrıldık...
Ben şimdi otelimdeyim; otel standart Alman otellerinden, fotoğraf makinemin aktarma kablosunu getirmediğimden fotoğraflarını şimdi koyamayacağım ama en kısa zamanda İstanbul'a dönünce tamamlarım :)
Fırsat buldukça yazarım.... Siz de yazın :P
Mektup bitirir gibi oldu :P