25 Eylül 2008 Perşembe

Zaman sadece birazcık zaman...

Bazen üzülür insan... Üzülerek büyür... Nefesi daralır... Gerçekten sıkıştığını hisseder kalbinin... Bu başka bir şey... Düğüm olur tüm kelimeler... Sesi çıkmaz, hıçkırır insan... Zaman ve mekân farkındalığını yitirir... Kontrolünü kaybeder insan... Kendi kalbinin sesini duyar, derinden çıt edişini, tuz buz oluşunu duyar, yetişemez, dağılmasın diye tutamayacak kadar takatsiz kalır insan... Dağılır kalp... Bir kız arkadaş dizidir şimdi ihtiyaç duyduğu... Gözyaşına şahit yaptığı, yirmi altı yaş yarasını saracak bir kız arkadaş şefkatine ihtiyaç duyar... Kalmasın hiçbir şey, bitsin, arınsın ruh diye teslim etmişken kendini en derinlere, derin nefeslere bir kız arkadaş çıkar gelir bembeyaz kır çiçekleriyle, sana aldım bunları diye... Daha çok ağlar insan o zaman... Azalmasını bekler bu ince sızının... Zaman der, geçecek der...

Zaman... Geçecek...

19 Eylül 2008 Cuma

Sabaha uzansam... Geçse...

İğrenç bir rüya gördüm...
Hiç bu kadar çok istememiştim sabah olmasını...
İnsan gözlerini açıp da rüyaymış dediğinde
ancak bu kadar mutlu olabilirmiş, yaşadım...
Çok şükür, rüyaymış...
Ya da kabus...
Annem rüyasında görmüş beni...
Sıkıntılıymışım...
İyi misin kızım? dedi...
İyiyim anne dedim, iyiyim...

12 Eylül 2008 Cuma

Klostrofobik çalışma ortamı...


Herkesin çalışmak için kendince sebepleri vardır, kişisel gelişim, kişisel tatmin, para, işe yaradığını hissetmek, üretmek, laf olsun torba dolsun, anne-babaya kendini ispat etmek, bak ben bir baltaya sap oldum demek aaa SAP demişken bak aklıma ne geldi; kendi yaptığım iş :) benim de kendimce sebeplerim var çalışmak için; en çok da kendi ayaklarım üzerinde durabildiğimi görmek, hayatımı devam ettirebilmek, benim emeğim, aklım, zamanım, çabam diyebilmek için... Çok isterdim doktor hatta öğretmen olup manevi tatmin diyebilmeyi çok da mutlu olurdum hayatım beslenirdi oysa şimdi asla manevi tatmini olmayan bir iş yapıyorum SAP olmasa dünya batmaz yani, hatta çok daha güzel bile olabilir :) Sevmediğim bir iş yaptığım için belki, amaç; temelde yaşamak için para kazanmaya ihtiyacım var para kazanmak için de çalışmaya bağlantılı cümlelere dönüyor benim hayatımda... Gıdım zevk almaksızın yaptığın bir işte tutunacak başka dallar arıyorsun; arıyorum... Şartlar, birlikte çalıştığın insanlar, durumu katlanmak fiilinden kurtaracak bir şeyler yani... Ama ben mi mıknatısım yoksa bahtı kara olan durumu mu bilmiyorum ama hep ve de hep etiketi iyi, içi anlamsız şeyler buluyor beni, ortalık jan jandan geçilmiyor ama ben mutlu muyum, hayır... Yaptığım işin en prestijli mekânındayım, bunu asla inkâr etmiyorum ama gelip görmedikçe belki kimseyi inandıramayacağım kadar sıkıcı bir çalışma ortamının içine hapsedilmiş durumdayım, tecrit edilmiş bir halde, kafamı kaldırdığımda bembeyaz bir duvar gördüğüm, nefes darlığı çekilecek bir odada sabahtan akşama tek başıma iki ayrı bilgisayarda çalışmaktayım; yalnızlaştırıldım çok mutsuzum... Üç gündür Cihan burada; eğitim veriyor –keşke daha uzun sürseydi verdiği eğitim benim için bir nefes alma aralığıydı bu üç gün-, belki bu yazıyı okur da gören biri olarak yorum yapar, ben bir şey demeden o dedi; burası nasıl bir yer, insanlık dışı, bu ne diye... Burada çalışılmaz burası ancak depo olarak kullanılır şeklindeki yorumlarına, depo, ambar derken espritüel olsa da yaşayan ben olduğumdan özünde can sıkıcı bir tanım ekledi, yaptığımız işe referans verircesine “feri ambarı” burası dedi... Ben daha ne diyeyim, sıkıldım, çok sıkıldım, ne bir baltaya SAP olmak istiyorum ne de içinde SAP geçen başka bir cümlenin başka bir kelimesi... Gidip sivil toplum kuruluşlarından birinde gönüllü olarak çalışmak istiyorum, bir ilkokulda öğretmen olmak istiyorum, bir kitap yazmak ya da bir gazete ya da dergide köşem olsun istiyorum, yaptığım iş sadece çay demlemek olsa dahi birileri ile konuşabildiğim, içinde iletişim olan bir şey olsun istiyorum, yaptığım iş bir başkasına dokunsun, teşekkür edilsin, ellerine sağlık denilsin istiyorum, "ne güzel geldi bu soğuk havada demlediğin sıcacık çay" kadar sıcak bir cümle olsun istiyorum ama en çok bu dünyada herkesin sevdiği işi yapmasını istiyorum ki yaptığın iş taşıdığın yük olmasın, hayatın yorulmasın, yüzün asılmasın, yaşam sevincin çekilmesin... Bu insanlığa verilecek çok mu zor bir ödül? Şu an derdim yaptığım iş değil aslında, çalıştığım mekân ve izole edilmiş olmam yoksa gönderin beni Çayeli’ne, Bergama’ya, Niğde’ye aynı ekiple hiç sesimi çıkarmam çünkü işte tam da bu noktada durumu katlanmaktan çıkaran müthiş iş arkadaşlarım vardı benim şimdi kendilerini görmek için ortak mekânım ofis olmayan... Neyse... Sustum...

9 Eylül 2008 Salı

Ferihan Savaş Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü :)

Sabahtan bu yana emniyet müdürlüğü emniyet müdürlüğü geziyorum, bu ne yoğunluk canım herkes mi yurtdışına çıkıyor? Bayram öncesiymiş ondan böyleymiş oh ne ala memleket kimse Türkiye'nin durumu vahim falan demesin ben baktım analiz ettim bunca insan bayram tatilini yurtdışında geçirecekse biz gayeeetttttt ekonomik durumu iyi olan bir ülkeyiz, kimse beni aksine inandıramaz. Ya bir insan sabahın köründe gittiği Kadıköy ve Üsküdar İlçe Emniyet Müdürlüklerinden sıra bile alamaz mı, yok artık... Üçüncü denemem Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü'ndeyim saatlerdir hem de, sıra numaram 927, ne korkunç değil mi ama sabahki duruma göre müthiş bir ilerleme; sıra numaram var :) ve dilerim bugün pasaportumun süresini uzatabilmek için gereken işlemleri yaptırabilirim... Hayatımda hiiiççç 927. sırada olduğum için sevinmemiştim :) hayat böyle bir şey işte; mutluluk içinde bulunduğun koşullarla değerlendirdiğin bir durum ;) internet mi, evet emniyetin interneti ama şarjım bitmek üzere hatta sanırım bitti, yayınlayabilir miyim acaba, bir deniimm...

26 Ağustos 2008 Salı

Eğlenmek istedikten sonra....

Bir zamanlar Spice Girls diye bir grup vardı; işte bu grubun değerli mensuplarından :) Geri Halliwell seneler sonra Hello dergisine bikinili pozlar vermiş dünyalar tatlısı kızı ile birlikte...


Eee bundan bize ne dediğinizi duyar gibiyim ancak Alaçatı-Seaside’ın kumsalında beni, Ece’yi, Gülseren’i hatta Barış’ı idrakı zor aşağıdaki hareketi yapmaya çalışırken görseydiniz eminim siz de çok eğlenirdiniz.





Şurada toplasan 2 aydır spor salonuna giden ve sadece bir kez pilates dersine girmiş bendeniz kendimi ne sanıyorsam “yaparım ben bunu ya ne var köprü kurup bacak kaldırmış işte” deyip 50. denememin sonunda hareketi gerçekleştirmiş olsam da yine de cahil cesaretimden dolayı kendimi tebrik edemeden geçemeyeceğim.


İlgili sahnelere ait sürüyle foto ve hatta kamera kaydı var ancak burası her ne kadar benim alanım da olsa ben Geri Halliwell gibi kendi bloguma bikinili pozlar veremeyeceğim. Üzgünüm :P


Deneyin siz de çok eğleneceksiniz, Geri Halliwell olamıyorsanız bebek olun Ece gibi, onun hareketini yapmak kolay :)

ZoR zAmAnlAr, TatiL sOnraSı AlıŞmaLaR :(

Tatil sonrası depresyonundayım... İki gün oldu hala geçmedi... Nasıl kurtulurum ben bu sendromdan... Sabah kalktığımda düşüneceğim ilk şey hangi bikinimi giyeceğim olmalıyken – evet olmalıyken ne var : P - ben yine ve yeniden iş güç derdine düştüm... Adil değil bu dünya hiiiççç değil hem de sen bir sene çalış 7/24 e yakın hem de sonra 1 haftacık evet sadece 1 haftacık tatil yap... Çok büyük haksızlık, gerekli merciii belirtirseniz ben kendisine sözlü ve yazılı şikâyetlerimi belirtirim :( Savunmasını da çok sağlam yaparım en çirkef tavrımla :)

Çeşme, Alaçatı, Ilıca, Dalyan... 8 gece 9 gün... En azından elimdekini dibine kadar kullandım :) Cumartesi sabahı 06:30 uçağı ile gidip Pazar günü 16:25 uçağı ile geri döndüm... Alaçatı merkeze, Ayayorgi koyuna bayıldım, her gün bademli magnum yiyip, insan ötesi kahvaltı kavramımla literatüre “ferihanlamak” diye bir kelime soktum bknz.anlamı kahvaltıyı insan gibi yapmamak saatlerce yiyebilme yeteneği göstermek –evet o benim :) – bronz mu bronz oldum, Çeşme milli marşı Şeytanla coştum, Türk eğlence sektörünü besleyen büyük üstad :) Serdar Ortaç’a tebriklerimi gönderdim, Dolapdere Big Gang ile kendimi çingene sandım :) Her gün gündüz ve gece deli gibi para harcadım, sıfırı tüketerek İstanbul’a döndüm, pişman mıyım değilim, senede bir kere deyip kendimi avutmalardayım. Hayır problem benden kaynaklanmıyor, problem 2000 yılından sonra meşhur olmuş Çeşme-Alaçatı ikilisinin geleni söğüşleyelim felsefesinden kaynaklanıyor. Suyun 3 YTL olduğu bir yerde başka bir detay vermeme gerek var mı bilmiyorum. Allahtan çok içen bir insan değilim de eksiye inme durumum şimdiki haliyle kaldı, neyse toparlarız herhalde sanırsam galiba :)

İlginç bir şekilde eş zamanlarda Alaçatı’da olan Ati-Berat ikilisine, Nuray-Nurdan-Alp üçlüsüne, benim tatil ekibim Ece-Barış-Gülseren tayfasına, Alaçatı sürprizi Ozan’a ve Alaçatı-Çeşme’de olmasa da tüm arkadaşlarıma böylesi bir keyfi yinelemek için ne yazık ki bir sene daha beklemek zorunda olduğumuzu hatırlatır, gerçek dünyaya adaptasyon sürecimi hızlandıracak ve kolaylaştıracak yöntemleri varsa bir zahmet bana ulaştırmalarını dilerim... Zira bu süreç beni zorlamakta :(
Not: Alaçatı kafayı Çağla Kubat ile bozmuş, aldığı nefesi sayıyorlar hatunun... Bir de küçük bir detay, kaldığımız müthiş butik otelimizde yan yana masalarda kahvaltı ederken kendisi ile bu ne büyük hatun ya dedim... Tamam ben küçük bir şey olabilirim ama o da çok iri be...
Not 2: Ececik fotoları gönderirse post böyle öksüz kalmayacak, foto da ekleyeceğim :) şimdilik idare edin ;)

25 Ağustos 2008 Pazartesi

of ya offff...

Tatilden döndü...
Gerçek dünyaya alışmaya çalışıyor...
Zaman alacak gibi sanki...

5 Ağustos 2008 Salı

Tatilim geldiii........


Ayyyyyyy ayyyyyy offfff sıkıldım çok fena sıkıldım, tatilim geldi, kaçmak istiyorum böyle af edersiniz malak gibi sabahtan akşama yatmak istiyorum, böyle güneşten kızarmak, hatta uyurken sırt üstü yatamamak istiyorum.... notebook, telefon hayatımda olmasın istiyorum, SAP diye bir kelime sanki dünya üzerinde yokmuş gibi davranmak istiyorum... kafamdaki keşkeler acabalar da tatile çıksın ama ayrı yerlere gidelim istiyorum, hani ben böyle arınmış, bomboş olmak istiyorum hatta beni huzura erdirecekse bir hafta beynimi de İstanbul'da bırakıp uzaklaşmak istiyorum; çok düşünüyor da kendisi çıkmaza sokuyor beni çokça :) böööyllleee kumsalda kavrulmak sonra ayaklarım yana yana denize koşmak istiyorum, kuğu gibi yüzmek istiyorum, her gün magnum yemek istiyorum, kulağımda böyle mika olur nil karaibrahimgil olur tatlı sevimli müzikler istiyorum, istiyorummmmmmmmmm....

Tatil gel artık ne olurrrrrrrr... ben gerçekten günlerdir şen şarkı'yı söylüyorum çünkü gerçektenn ama gerçekten...

Sıkıldım sıkıldım uçmak istiyorum.....
Yalınayak yere basmak istiyorum...
Ne eksiğimiz var çiçekten böcekten...
Tabiat misali coşmak istiyorum...

Sıkıldım sıkıldım kaçmak istiyorum...
Yalınayak yere basmak istiyorum...
Ne eksiğimiz var çiçekten böcekten...
Ben de onlar gibi coşmak istiyorum...