18 Eylül 2007 Salı

Tahmin alayım :P

Milliyet okuyanlar bilirler gerçi eminim bugünün tüm gazetelerinde mevcuttur bu haber. Cindy Crawford... Bana sorarsanız çok güzel bir hatun... Evet Tülin Şahin de bence çok güzel bir hatun... Neyse konumuza dönelim, Cindy Crawford ve ailesi... Hangisine baksanız nasıl ya diyebileceğiniz tipler ayrı ayrı, hepsi... Kendisi, kocası Rande Gerber ve iki müthiş çocuğu... Bu Hollywood hatunlarının korkusuzca çocuk doğurmalarını ayrıca tebrik ediyorum :) Ay yine konu kaçtı iyisi mi biz yine konumuza dönelim :)

Biri kız biri erkek iki güzellik timsali ufaklık... Böyle bir haber çıkmamış ve ben Cindy Crawford'un iki çocuğundan birinin erkek olduğunu bilmiyor olsaydım kimse inandıramazdı beni bu gerçeğe ama gelin görün ki bu iki ufaklıktan biri erkek, evet erkek... Ben doğru tahmin ettim kuvvetle muhtemel sizler de doğru tahminde bulunacaksınız ama itiraf edin çevrenizdeki 10 kızdan 9 u bu çocuğun güzelliği ile yarışamaz... Cevabı yorumlarınızla bekliyorum :) Şimdilik kız güzeli olarak sevimli bulduğum bu ufaklığın ileride kıyısından köşesinden erkeksi olmasını diliyorum... Ama hem baba hem annesine (ben dahil, kopya verdik ama neyse :P) benzediği düşünülürse gelecek vaat ediyor ;)

17 Eylül 2007 Pazartesi

peace please....


Hayatımın sanırım hiçbir döneminde hatun kişi agresifliğini tamam bunun adı çirkeflik de olabilir anlamayacağım. Ama bundan öte insan neslinin erkek tarafını hiç mi hiç anlamayacağım. Karşılaştıkları her zorlukta tepkilerini ilk aşamada bağırarak olmadı küfür ederek olmadı fiziksel şiddet ile gösteren tavırlarını sanırım tek anlamayan ben değilim hemcinslerim de aynı fikirdedir.

Bana bunu yazdıran ne mi? Sabah sabah karşılaştığım bir olay. Ben yarı uykulu yarı uyanık işe gelmek üzere yürürken ilk plazanın önünde kırmızı arabasını olmadık bir yere park etmeye çalışan bir hatun kişinin etraftaki "bakın hanımefendi buraya park edilmez bıdı bıdı" diyen adamlara dert anlatmaya çalıştığını gördüm. Kadın haksız oraya gerçekten park edilmez ama susmuyor; kadın ya hafif saldırgan :) sonra baktı anlatamayacak baktı karşısındaki erkek grubunun sesi yükseliyor eeehhh dedi çekti arabasını gitti benim yakındığım durum bu noktada başlıyor işte. Bahsi geçen erkek kalabalığından bir kişi çok özür diliyorum blogumda böyle bir cümleye yer verdiğim için ancak yazmazsam olmaz aynen şunu söyledi... "Sen akıllısın ya bir tek, sana sokayım da aklın yerine gelsin" ben kendimi bir an hayretler içinde buldum hani yarı uyanık yarı değildim ya artık fazlasıyla uyanıktım. Nasıl ya dedim, nsl yani?? Bu da erkek cinsinin akıllarının nerede olduğunu gösteren bir anektot olarak zihnime kazındı... (arkadaşlarım ve ailem hariç :P)

Barış, barış, barış diyorum ben... Sakin, huzurlu yaşam... En temizi... :))

12 Eylül 2007 Çarşamba

Rize Çayeli halleri :)


Yurdumun Rize köşesinde iki gün geçirdim geldim sayın okuyucu :) anlatılacak çok şey biriktirmişiz iki günde biz dolayısıyla okumanızı da kolaylaştırmak adına madde madde yazmakta ben şahsen kendim bireysel olarak :P fayda görüyorum….

1. Tarihler 10 Eylül Pazartesi’yi saatlerde sabahın 05:30 unu gösterirken bindim taxiye (gündüz açtırdım önemli bir detay, bilmeyenlere taxiler saat 06:00 da gündüz açarlar), gözlerim açılmamıştı ki uykudan kapansın :( Maltepe’den Mehmet’i aldım ne tesadüf ki o da uykusuzdu… neden acaba :P artık iki kişi olduk…. Taxiye 40 YTL verilip fiş alındıktan sonra indik check-in yaptırmaya yöneldik.
2. Sabiha Gökçen küçücük miniminnacık bir havaalanı olduğundan bknz.bir önceki yazım görevliler direk İzmir mi diye sordu hayır kardeşim Trabzon’a gideceğiz bizzzzz isyanlarında neyse ulaştık. 7 İzmir uçağı, PNR bıdı bıdı bıdı isimlerimiz Ferihan Savaş, Mehmet Kaya… Hatun yüzümüze bakıp uçuşunuz Atatürk Havalimanı dedi, şaka yapıyor sandık değilmiş. Hayır iki insan evladından biri kontrol etmez mi hangi havalimanı diye. Etmemiş çünkü biz biliyoruz ki Anadolu’da oturanlar Sabiha Gökçen Avrupa’da oturanlar Atatürk’ten uçuyor. Allah kelamı sanki bu değişme ihtimali yok :P Bir an düşündük yetişir miyiz Yeşilköy’e diye ama saatlerimiz 06:15 i göstermekteydi, imkansızdı. Biletlerimiz değiştirildi , 45 er YTL fark ödedik ve bineceğimiz uçağı beklemeye başladık… Saat mi? Hemen söyleyeyim bineceğimiz uçak saat 10:30 da kalkacak yani 4 saat 15 dakikamız var önümüzde ne yapacağımızı bilmediğimiz :P
3. İç hatlarda in ve cin top oynadığından dedik dış hatlara gidelim (daha iyi bir sebep bulursanız siz ekleyin :P) en azından orada turist kalabalık olur, kendimizi kötü hissetmeyiz. Ok mi ok :) Dış hatlara gittik ve beklemeye başladık bir cafede oturup, karnımız acıktı kahvaltı yapalım dedik, demesek daha şık olacaktı ama dedik bir kere. 2 dilim su böreği 2 fincan çaya 25 YTL verdik. Havalimanı uygulamalarından nefret ettik. Börek sıcak da değildi ayrıca :( Susadık 3 YTL suya vermemek adına topuk sesimi tüm havalimanına duyururcasına dolanıp 1.25 YTL ye su aldım :P her şey şaka gibiydi ya ATM’den para çektik, pek tercih edilen bir banka olmadığından her daim para yüklemesi yapılmadığından herhalde OyakBank hem bana hem Mehmet’e sırf 10 YTL verdi. Güldük geçtik, proje yöneticimizi aradık dedik biz salağız yaptık böyle bir şey, Petek Taxi (lojistikten sorumlu taxi durağı, biniyoruz kuruş para ödemiyor sadece isim yazıp imza atıyoruz, Danışmanlığın güzellikleri )’ye biz haber verdik ama müşteri bilmiyor, bir arayıver. Sabahın körü olduğundan sanırım Gökhan çok sorgulamadı, olur böyle şeyler dedi geçti :)
4. 4 saat konuştuk Mehmet’le, geçmez dediğimiz zaman geçti valla :) etraftaki insanlara güldük yaşlı amcadan ürktük :P zira kendisi fazlasıyla sinirliydi biz bulaşmama taraftarıydık Allahtan da fark etmedi bizim kendisiyle uğraştığımız, uçaktaki tüm hosteslere yazdı yuh amca dedik, kırkından sonra azanı… sonra bir ufaklık vardı 3-4 yaşlarında yerinde durmayan sürekli bir hareket halinde olan çok güzel bir kızdı, saçlar müthişti… sarışın ufaklık bahsetmeye değer bir ayrıntıydı açıkçası :)
5. Trabzon, İstanbul’a İzmir’den daha uzakmış bunu anlamış olduk Allahtan kaptan eğlenceliydi “2 dakika içinde kalkmayı planlıyorum” cümlesi bir numaraydı zaten. Hem Mehmet hem ben koptuk. Ben planlıyorum siz ne yaparsanız yapın tadında :) kalktı ama kendisi ee biz de onunla birlikte kalktık tabi :P
6. Trabzon havaalanı korkunç ki bunu dönüşte daha net anladık. Trabzon’a indiğimizde Petek Taxi elinde karton üstünde isimlerimiz bizi bekliyordu. Bindik taxiye düştük Rize yollarına. Kanımda Karadenizlilik dolaştığından mıdır bilmiyorum nasıl nasıl sevdim sağımda her tarafın yeşil solumda mavi olmasını ki hangi hükümet yapmıştır kimin emeği vardır bilmiyorum ama ideoloji ayırmaksızın tebrik ediyorum Karadeniz Sahil Yolu müthiş olmuş. Hava çok güzeldi her yerden su fışkırıyor küçük şelaleler tadında şeyler gördükçe Mehmet’le birbirimize ayıp ama İstanbul’da su yok burada her yerden su çıkıyor isyanlarında bulunuyorduk. Güzel çok güzel Karadeniz’in silüeti…
7. Velhasıl günün yarısını kaybetmiş de olsak saat 13:00 itibariyle çalışmaya başlayabildik. İnsanlar dalga geçer gibi “nasıl yanlış havalimanına gidersiniz ya ehehe ehehe” şeklinde de olsa zihnimde Karadeniz insanı profilini değiştirmek istemedim :P
8. Bilenler bilir ben çok tedirgin gitmiştim Rize’ye o kadar da zor geçmedi analiz ama Mehmet de ben de anladık ki maf olacağız. Az biraz zor bir proje de kendileri… Argülllll diyeceğimzi çok an olacak kesin…
9. Çalıştığımız yer iki yeşil dağın ortasında bir yer, kaldığımız yer işyerine çok çok yakın yürüyerek 15 dakika bunun dışında da başka güzel bir yanı yok sanırım. Adı Başkanın Evi ve inanmazsınız kendisi cidden beyaz :P Havasından biliyorum ama benim bunu kabullenmem çok zor olacak odam deli gibi rutubet kokuyordu. Odada TV yok, internet ortak alanda varmış ama ortak alanda don-atlet gezen bir arkadaş vardı. Biz pek uygun görmedik orada oturmayı, yani internetsizim zaten fark etmişsinizdir :)
10. Şirket dahilinde iç mekanda olmadığınız her an baretsiz ve gözlüksüz gezemiyorsunuz maazallah kafanıza maden yağar :) bununla ilgili ilerleyen zamanlarda bir foto koyacağım Mehmet ve kendime dair. Eğlenceli oluyoruz. Ben o fazla çıkık elmacık kemiklerim ve yanaklarım sayesinde o gözlükleri de tepeme çıkarabilme yetisine sahibim gülünce :)
11. Analizimiz sırasında gelip cost code ları ile bizi böle Daryl ve Ali’ye buradan tekrar teşekkürler. Daryl Avustralyalı bir arkadaş. Sağolsun 70 kelime kullanıyorsa 69 unu yutuyor. Hayatımda hiç kimseyi bu kadar dikkatli dinlemedim sanırım. Fill in the blanks tadında anlaştık kendisiyle. Tane tane konuş kardeşim ne sen yorul ne biz yorulalım değil mi ama yahu :P Ali ise Rizeli bir arkadaş. Kendisi bize çok ilginç bir şeyi ispat etmiş durumda :P Bir Rizeli İngilizceyi Türkçeden daha düzgün konuşuyor :)) hatta İngilizceyi süper konuşuyor, Türkçe yapmadun mu daa şeklinde gidiyor :) hele ki iki Rizeli konuşuyorsa inanılmaz eğleniyorsunuz :) tavsiye ederim böyle bir ortam yaratın ;)
12. Beş çeyrek oldu mu saat kimseyi tutamıyorsunuz sanki kendi işimiz biz biraz daha yapalım çabasındayız ama sanmıyorum 5 buçuk olur ötesi de olmaz. Güvenliğe baretlerimiz ve gözlüklerimiz teslim edilir, kimliklerimiz alınır. Müthiş Karadeniz insanı orada da ortaya çıkar elindeki armudu bir güzel soyar ve bıçağın ucunda size ikram eder yanınıza da yedeğini ekleyerek. Çok şekerdi karşılaştığımız herkes.
13. Eşyalar bırakılıp yemek yenilecek bir yer arama durumundayken kaldığımız köyün (her ne kadar belediyesi olsa da bence orası köy) imamı ,ki her din adamı öyle olmalı bence nasıl temiz bir yüzü var nasıl yardımcı, bize Çayeli’nde Lale Restorana gitmemizi önerdi ki gerçekten ne yediysem inanılmaz lezzetliydi. Her şey doğal olduğundan mıdır bilmiyorum ne yediysem ne içtiysem iki gün içinde her şey inanılmaz lezzetliydi. Baba alışkanlığı Rize Çaykur Çay taraftarı bir insan olsam da ben Rize’de içtiğim çayın tadı yoktu şu ana kadar içtiğim çaylarda ki bunun için ayrıca bir tebrik aldım Rize halkından. Ne gada demlü içiyirsın daa hem de şekersuzzz :) ee aferin o zaman bana ;)
14. Çayeli’ne bizi götüren Petek Taxi şoförü şeker amca çay mı kivi mi tartışmasında (Evet Rize halkı kivi yetiştiriyor) kıvı diyerek beni ayyy ben seni yerim tepkilerine sürükledi. Mehmet’in kivi yetiştirme konusunda “peki amca Türkiye hazır mı buna” sorusu benim kahkahalarımın tavan yaptığı andır. Sorarım size sayın okuyucu Türkiye buna hazır mı?
15. Çok güzel bir uyuma hali yaşadım ben Rize’de yine havasından mıdır bilmem çünkü ben bunu Giresun hallerine benzettim gitmeyeli çok olsa da orada da buna benzer bir durum yaşar kendiliğimden uyanırdım sabahın köründe deli gibi uykuya doymuş hallerde aynısını yaşadım Rize’de. Nasıl dinç kalktım, nasıl güzel uyudum… süperdi valla :)
16. Sabah kocaman (neredeyse 1 tam ekmek boyutunda) birer sandviç yedik Mehmet’le. Bakkalda hazırlanmış :) hem de 1 YTL hem de çok fena doyurucu :) tabii ki hepsini bitiremedim :) ve hatta Mehmet de… sonra gittik ofisimize başladık analizimize… her ne kadar SAP HR uygulama danışmanı olsak da bizimle çalışan tek bir HR cı yok bu ne çelişki değil mi Bordro hazırlayan kullanıcımız var dedik olmaz bir de HR cı olacak zor bela getirdik İnsan Kaynakları müdürünü, haberiniz olsun sizin bize de zaman ayırmanız gerek dedik. Kadın hani bazı tipler olur ya Allah kahretsin çok meşgulüm tek bir boş anım yok doluyum doluyum doluyum diyenler hah tamam işte onlardan. Sanki kendi işimiz tövbe tövbeee… Koşar adım cevapladı sorularımızı… ileride nasıl olur bilmem, al işte proje riski :)
17. Tıpkı bir önceki gün olduğu gibi ama daha da kalabalıklaşarak Daryl ve ekibi geldiler. Beş milyon kişi hepsi birbirinden HR alakasız 1 saatte cost dağıtamayarak analizimizin içine ettiler. Hepsine saygı duyuyorum :P en son bizim kendi kullanıcımıza ama bunları çıkaralım buradan ya da biz gidelim başka bir yere isyanlarımızla çıktılar çok şükür :P
18. Beş buçukta Petek Taximize bindik Trabzon’a doğru yola çıktık, Rize’ye giderken hissettiğim ne varsa aynısını hissettim. Karadeniz çok sakin bugün dedim bakma sen öyle olduğuna hırçındır dedi muhabbeti sınırsız taxi şoförümüz. Ne anı varmış be adamda çok eğlendirdi bizi :)
19. Trabzon havalimanı kabustu her şeyiyle kabustu hem de. Oturduk bir şeyler yedik, son çağrı şeklindeki uyarıların en sonuncusuna :) kulak verdik güvenlik kontrolünden geçtik dakikalarca bekledik ve hayatımın en komik sorularından biriyle karşılaştım ki Allahtan bana değil Mehmet’e soruldu bu soru :) takım elbise giymiş gayet şık şıkıdım bir adam döndü ve Mehmet’e ben kokuyor muyum diye sordu? Evet gerçekten böyle sordu, nasıl ya??
20. Yolculuğumuz keyifliydi yanımızda oturan hatun çok şekerdi baya konuştuk ettik :) THY’nin dergisinde Bozcaada ile ilgili yazıyı okuduktan sonra tekrar bir depreştim Bozcaada’ya gitmek istiyorum...
21. Havaş’ın Kozyatağı servisini kaçırdık, Kozyatağına köprü dahil 50 YTL’ye anlaşmıştık ama ben taxiden indikten sonra taxi şoförü asıl benliğini ortaya çıkarmış ve 10 YTL yazan taximetre’ye rağmen 50+20 toplam 70 YTL almış, uygun sıfatı kendisine gönderiyoruz buradan.
22. Ek yarın sabah 06:30 uçağı ile SABİHA GÖKÇEN’DEN (evet eminim) İzmir’e gidiyorum :) Cuma akşamı döneceğim… Beni Özleyin :)

6 Eylül 2007 Perşembe

İzmir-Dikili-Bergama Halleri...


İzmir-Dikili’de bir otel odasında kendi halinde takılma durumlarındayım, bundan sonra böyle yalnızlık hallerinde yazılmış çok yazıya rastlayabilirsiniz bu blogda zira beni şu an net olarak 4 ay olduğunu bildiğim inanılmaz yoğun bir tempo bekliyor. Haftanın 2 günü İzmir 2 günü Rize 1 günü İstanbul’da olacak şekilde geçecek 4 ay. Biliyorum çok yorulacağım, biliyorum çok debelenip çok isyan edeceğim çünkü ağır bir yükün altına girdim, taşırım diye düşünüyorum, taşıyabilmem için iyi dileklerde bulunabilirsiniz :) 4 ay sonunda da oh be yaptım, bitti diyeceğim :)

Sabah 04:45’te kalktım 05.15 de evden çıktım kendimi 6’ya doğru Sabiha Gökçen’de buldum. Sabiha Gökçen’den ilk kez uçacak olmam dolayısıyla oradan da kimseye güle güle demediğimden olsa gerek küçüklüğü karşısında nasıl ya dedim, miniminnacık bir havaalanı, dış hatlar belki büyüktür bilmiyorum ama iç hatlar-gidiş benim odamdan biraz büyük :P dolayısıyla her şey çok kolay ;) Uçağa biner binmez kendimi uykuya teslim ettim ben rüya görmeye başladığımda hostes havadan otomatik olarak sarkacak oksijen maskesini çekiştiriyordu. Bir ara kahvaltı servisi yapıldığını gördüm ancak kahvaltı mı uyku mu kahvaltı mı uyku mu ikilemimi açık ara uyku kazandı. 55 dakikalık yolcuğumuz sonunda yurdumun İstanbul değil de İzmir köşesinde buldum kendimi, bizi almaya gelmiş arabaya bindik ve uçak yolculuğundan da uzun bir yolculuğa çıktık 1,5 saat sonra proje yaptığımız şirketin kapısından içeri adım attık. İsim vermiyorum zira bir müddet sonra proje hali küfredecek olursam public ortamlardan bana dava açabilme haklarını ortadan kaldırmam gerek :) ilk gün gayet iyiydi, zor bir proje olacak, değişik bir bordro var, gelir vergisine takla attırıyorlar valla :) Neyse yaparız :)

Akşam oldu, iş bitti, otelimize geldik bu ayrı bir blog yazısıdır burada harcamayacağım :) Satır arası bir durum değil çünkü bu otel :P en azından internet var ve ben bu yazıyı yazabiliyorum değil mi? Geldik, yerleştik, internete girdik, maillere baktık, biraz üzüldük, biraz sevindik sonra ee hadi yemek dediler yemeğe çıktık. Dikili sahilinde Ege hafif hafif dalgalanır, rüzgar tenimi ürpertirken levrek yedim, balık sofrasına hayran kişiliğim kendini tazeledi :) Canımız dondurma çekti, Emre’yi aradım, ya biz nerede dondurma yiyecektik diye sordum. Roma cevabını aldım, tattık, hepimiz çok beğendik :) Dikili sahilinde boylu boyunca bir tur attıktan sonra tekrar döndük geldik otelimize. Bu arada sanırım Dikili halkı 20 yaşından küçük 50 yaşından büyük insanlardan oluşuyor, bir aile hali sezdim ben burada….

Yarın da akşamı farklı buna benzer bir gün yaşayacağım, akşam 20:45 uçağı ile İstanbul’a döneceğim. Döner dönmez kendime bir Nev albümü alacağım, dinlediğim tüm şarkıları sözleri kanasa da sakin Nev tavrında huzur vaat etti bana. Bu nasıl bir çelişki dediniz sanırım ben de dedim yazar yazmaz… Ben alayım dinleyeyim o zaman konuşuruz, şimdilik sadece…

Ne başlayabildik doğru dürüst, ne de bitirebildik…
Ne vazgeçebildim bilirsin beni, ne de anlatabildim…
Ah bu aşk iflah etmez beni, onunsa umurunda değil biliyorum.
Zaman sen diyorlar çaresi; Geç de nasıl geçersen geç, bildiğin gibi….
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi, hiç kimseye böylesine yenilmedi…
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi ama… Al dedim vur demedim ki…
Ayakta hislerim dilimde düğümler, söz geçmiyor ki kendime…
Mecalim yok anlat diyorsun ya, bendeki usul kıyameti…
Hani birisi daha çok sever ya bizimkisi o misal…
Meğer o vefasız çoktan gitmiş; gel de anlat kendine, gel de anlat ellere…
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi, hiç kimseye böylesine yenilmedi… Ne yapsam ne söylesem de değişmedi ama… Al dedim vur demedim ki…

Kaçtım ben :)

5 Eylül 2007 Çarşamba

Lunaparkkkkk!!!!


25 yaşındayım, pazartesi gecesi çocuk oldum, çocuk olduk, Lunapark’ gittik. Son zamanlarda hiç bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum. İnanılmaz eğlendim. Herkese tavsiye ederim :)
Şu an her ne kadar sırtımda acısını taşısam da Lunapark’ın kesinlikle pişman değilim :) Benimle birlikte Begüm de aynı dertten muzdarip ama onun da hiç pişman olduğunu sanmıyorum.
Ekip (Nuray, Begüm, Berk, Rıdvan, Cihan, Emre ve ben) müthişti, aktivite müthişti. Sırasıyla…

Çarpışan arabalar
Lunaparkın tamamında şöyle bir tur atıp nelere bineceğimizi belirledikten sonra ilk hedefimiz çarpışan arabalardı ki indiğimizde çok çok iyi bir başlangıç yaptığımız ortak fikrindeydik. 7 kişi 4 araba demekti 1 kişi tek kalacaktı. Benim eşim Cihan’dı. Bizi izleyen insanlar dost muyuz düşman mıyız anlamazlardı muhtemelen, sürekli birbirine çarpan 4 araba ama o ne çarpma Berk sağol hala kaburgalarım acıyor :P lunaparkın en güzel uygulaması çarpışan arabalarda zira kişi başı bilet vermiyorsunuz, arabaya bir bilet ;) iki tur bindik, ikisinde de koptuk. Benim Nuray’dan dileğim içindeki canavarı çarpışan arabalar sayesinde öldürmesiydi ama ne yazık ki muvakkaf :) olamadı. Lunapark çıkışında Rıdvan önde o arkada giderken içinde öyle Rıdvan’a arkadan çarpma hissi oluşmuş, bu da demek oluyor ki Nuray’ın içindeki canavar hala yaşıyor :P İndiğimizde kapanışı bununla yapalım, tamam mı dedi biri tamam dedi herkes :)
Gri şey
Çarpışan arabalardan sonra çok hızlı bir geçişle sürekli kendi etrafında dönen gri bir şeye bindik, evet ismini bilmiyorum ne var :P ismini bilmesem de pazartesi geceme damgasını vurduğu gerçeğini göz ardı edemeyeceğim, aklı olan binmesin diyorum. İnanılmaz eğlenceli, yorucu eğlenceli bir şey :) adrenalin eşittir eğlence mantığınız varsa yani insan değilseniz. Tamam pazartesi gecesi ben de insan değildim çok eğlendim, çok bağırdım Bostancı halkı benden nefret ediyordur muhtemelen. Bir ara Allah’a yaklaştım bir ara yeri öptüm ki burası korkunçtu, ne kadar sürecek bu iğrenç şey isyanlarında kaç dakika geçirdim bilmiyorum, salınıma göre “oha, ohaaa, ohhaa, yuhhhh, bu ne yaaaa, yeterrr bitsin artık, ama ayıp çok uzun sürüyor” dediğimi yanımdaki dinsiz imansız Cihan kişisinin da “Allahım valla bu sene oruç tutacağım” dediğini duydum. Arada bir lunaparka götürme kararı aldım Cihan’ı, adam Allah’a yaklaşıyor, iyi oluyor :) Ben lunapark öncesi cızbız köfte yerken lunapark manzarasına sahip olsam ve bu aleti izlesem yemin ediyorum binmezdim, ama iyi ki izlememişim, iyi ki binmişim ;) Herkes hayatında bir kere de olsa bu hatayı yapmalı :P
Salıncak
Dışarıdan bakıldığında bence en emniyetsiz görünen şey bu ki ben binerken tedirgin bindim üstte bahsi geçen gri şeye çok rahat binmiştim halbuki hayat işte tezatlıklarla dolu :P küçükken de ne zaman eve çok rahat gitsem annem deli gibi kızar ne zaman aman Allahım çok geç kaldım maf oldum desem hiçbir şey olmamış gibi hoş geldin kızım diye karşılardı beni. Hayat o zaman da tezatlıklarla doluymuş :P Neyse salıncağımıza dönecek olursak inanılmaz huzurlu keyifli bir şey bu uuupuzunnnn zincirlerin ucundaki salıncağa binip havada süzüm süzüm süzülmek insan özgürlüğün ne demek olduğunu anlıyor, anladık mı? Anladık… Gri şeyden sonra sakinleşmek adına doğru bir tercihmiş ;)
Korku tüneli
Evet ortada bir tünel vardı ama korku kısmını bulamadık biz, kaybolmuşşşş… Korku tüneli eşittir boşa harcanmış bilet demekti zira yanımda grubun en temkinli insanlarından biri Emre vardı ki aslında korku tünelinde en çok keyif alıncak kişiydi kendisi :P o bile korkmadı :P bu kadar mı yalan olur bir şey, ben Emre’ye “anlatacağın bir şey yok mu ya bari muhabbet edelim” derken buldum kendimi bir ara, buraya dair anlatacağım en komik şey Rıdvan’ın çıkar çıkmaz çıplak hatun manken kişi için yaptığı yorum :P (hişşttt çok ayıp :P ), erkek işte. Bir de korku tüneline son verdiğimiz noktada bizi bekleyen Cihan ve Nuray ekürüsine Emre’nin “Siz daha korkunçsunuz “ demesi :)
Gondol
İlker ve Emre’siz kesinlikle çok sıradan, özledim bu ikiliyi, eee Emre vardı niye binmedi derseniz… Eee Emreee derim ben de :P Buradaki eğlencemiz grubun cesaret timsali Nuray ve Rıdvan’dı :) Gondolun tabiî ki en ucunda oturduk, kim kim mi? Cesur insan (!!) örneği sıralaması ile gidiyorum… Tabii ki Nuray, ben, Cihan ve Rıdvan… Gondolun yukarı çıktığı değil de indiği anda karnınızda hissettiğiniz adı belli değil şey müthiş bir duygu, müthiş, bir yanınızda Nuray “Feri bırak ellerini, Feri ayağa kalk,Feri uç, Feri atla” dese de kendisine “Nuraaaaaayyyyyyy” şeklinde bir yüksek ses verdiğinizde susuyor :P ki bizim diyaloğumuz Rıdvan’ın içbenliğinin çıkması ile önemsiz hale geldi. Zira kendisini tanıdığım 6 sene boyunca Nuray’a karşı inanılmaz kibar olan Rıdvan’ın bir ara Nuray’ın ellerini bırakması yönündeki müdahalesine karşı “bırak lan elimi” diye bağırdığını duydum ki o an işte gondolda ben ellerimi bıraktım zira kopmaktaydım. Böylece Nuray da en azından benim için amacına ulaşmış oldu :) Begüm, Berk ve Emre keşke binseydiniz….

Veee tekrar çarpışan arabalar :)
Yine 4 arabayız ama bu sefer eşim Cihan değil Emre… Ortak bir kararla 25 numaralı araba hedef seçilir, arabada 12-13 yaşlarında boyu uzun olsa da kendi ufaklık bir çocuk var ve pist ondan da küçük çocuklarla dolu (kendimizi sorgulamalı mıyız acaba :P) bu sefer birbirimize değil de onlara yüklenmeye karar verdik hani dostuz ya farkına vardık :) çocuklar çok şekerlerdi ve inanılmaz başarılıydılar bütün isyanlarına rağmen gayet de baş ettiler bizimle, indiğimizde Emre ile uğraştığımız ufaklığı sıkıştırdık, öptük falan. Çok şeker bir şeydi ya :) yine çok güldük, yine çok eğlendik, Nuray ve Rıdvan’ın arabasına çarptığımız bir seferde nasıl bir hızla çarptıysak artık Nuray’ın arabadan düşeyazdığını :P gördüm, koptum :) kapanışı çarpışan arabalarla yapmak, başlangıcı da çarpışan arabalarla yapmak kadar doğru bir tercihti :)
Süper süper süper bir gece geçirdim ben, Lunapark sonrası Mado’da dondurma mı yerken bir kere daha anladım ki ben bu grubu çok seviyor, bu grupla çok eğleniyorum. İyi ki varsınız :)

Kendine eğlence arayanlar hiç düşünmeden Bostancı Lunaparkı’nın yolunu tutsunlar, deneyenden şiddetle tavsiye edilir :)

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Kısa kısa... Derinsiz...


Sondan başlayarak mı yazmalı bir şeyler bilmiyorum ben burayı bıraktıktan sonra yine çok şey olmuş hayatımda, özelimde, kendimde... Bende... Ne de olsa çok ortalarda bir yer burası zaten tam da bu yüzden "azıcık" ben. O yüzden bir şeyler bitmiş ardında boşluk bırakmış; bir şeyler bitmiş hemen sonrasında yenisi başlamış...

Önemsediğin, ağzından çıkan tek cümlesiyle iyileştiğin dönemlerin öteki yüzü uzaklara gitmiş ama çok mutlu olmuş oralarda, sen onu okudukça huzur bulmuşsun... Giden-kalan karmaşasında bu sefer kalan olmuşsun da bu uzakların süresizliğini onun mutluluğu ile sorgulamaz hallerdesin çünkü hayatı tutup kaldıran arkadaşın mutlu uzaklarda o zaman sen de mutlu olacaksın sadece onun için belki de :)

Son zamanlarımın hayalkırıklığı 21 aylık sıkıntım adı iş bendeki tanımı çok farklı olana son vermenin huzurunda yeni bir başlangıcın eşiğini atladım bugün dileğim bundan sonrasının öncesindeki tüm içsıkıntılarıma değmesi... Dilerim öyle olur... Çok büyük bir huzurla girdim bugün yeni şirketimin kapısından, akşam olduğunda da aynı şekilde çıktım... Nazar değmesin... Her zaman söylediğimi tersine çevirme ihtimalim olduğunun farkındayım :P Ama kimbilir belki de şeytan bacaksız kalmıştır ;)

Gidenler, bitenler, başlayanlar derken bir de düğün çıkardım ben blogsuz geçen zamanda aradan, bu yazın üçüncü düğününü yaptık, takımızı taktık, Allah bir yastıkta kocatsın çok mutlu olun dedik.... Arkadaşlarımın mutluluğuna şahit olmak çok büyük bir keyif, gelinlik mi büyülü bir şey yoksa benim arkadaşlarım mı güzel anlamadım ama Ece gibi Seda da prensesler gibiydi... İnanılmaz hoş bir gelinliği vardı, henüz dijital ortamda fotoğraf sahibi olamadığımdan anlatayım biraz... Bir kere hiç klişe değildi, straplez değildi, kabarık değildi, şaşaalı hiççç değildi ama müthişti helenistik bir havada süzüm süzüm süzüldü Seda Cemile Sultan'ın müthiş ambiansında hani evlensem orada evlenmek isterim, inanılmaz büyüleyici... Boğaz zaten daha ne olsun?? İlk dans müzikleri, nikah şarkıları için de ayrıca tebrikler ikisi de inanılmaz etkileyiciydi damat DJ olduğundan mıdır acaba :)

Arada doğumgünleri kutladım, varlığına şükrettiklerim oldu... Yaşanan her şeye rağmen iyiki lerim oldu... Bana kattıkları, yaşattıkları, paylaştıkları, getirdikleri, götürdükleriyle keşkelere mahal vermeden iyikilerde sakladıklarıma hediyeler aldım, nicelerine hep beraber dedim... Halbuki hayat planlamadıklarının bileşkesi... 17 Ağustoslar, 19 Ağustoslar, 24 Agustoslar yaşadım...

Tatile gittim geldim... Gerçekten ben bir gittim bir geldim... Bir Ege kasabasına yerleşme hayalleri kurdum, İstanbul'u özlemedim... Ege kasabası hayallerimi rafa kaldırdım hayat denenin tam da içine düştüm... Bir baktım Pazartesi olmuş....

Başka bir şey var mı?

Sanırım bu kadar...

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Erguvan Mevsimleri....


Üsküdar-Beykoz hattında bir yerlerde yaşar, kahvaltınızı ya Kuzguncuk ama en çok Çengelköy'de yaparsınız, Çengelköy börekçisinden alınan suböreği vazgeçilmezdir bazıları için, mesela ben, menemendir çoğuları için masayı süsleyen, mesela Nuray... Sonra canınız çekmese de okula gidersiniz Anadoluhisarı'na belki de İstanbul'un en güzel yerini ayırmışlardır size, şanslısınızdır mahalle aralarında okumadığınız, boğaz çocuğu olduğunuz için... İçiniz almaz okulu ama en çok almancayı, sırtınızı döner bir kahvede bulursunuz kendinizi denize sıfır, hisara karşı... Gülersiniz, arada ahhh edersiniz, paylaşırsınız sonuna kadar. Hem ölür hem öldürürsünüz... Burnunuza çalınır erguvan kokuları, Anadoluhisarı, Kandilli, Beykoz erguvan giyinmiştir bahar başlangıçlarında. Filistin'miş anavatanı aslında erguvanların. Bende sebepli sebepsiz mutlulukların rengiyken erguvanlar aslında öncelerde utancın rengiymiş, iyi ki değişmiş... Önceleri beyazmış erguvan çiçekleri; Yahuda, İsa'yı otuz gümüşe satmış sonra yaptığından utanıp kendini bir erguvan ağacına asmış; kaldıramamış bu utancı erguvan ağacı, bembeyaz çiçekleri kızarmış ondandır bazı yerlerde ihanet yükünü taşıdığı için kızardı bembeyaz çiçeği denir.... Bahar başlangıçlarının sabahlarını süsler erguvanlar, kokusuyla mest olur güneşi batırırsınız şimdilerde özlediğiniz bir dost ile , o denize sıfır kahvelerde, yudumladığınız çayın keyfini başka hiçbir yerde bulamayacağınız... Daha çok var erguvan mevsimlerine, İstanbul’un morlara boyanmasına, zaten fazla güzel olan Üsküdar-Beykoz hattının daha da güzelleşmesine... En sevdiğim renktir benim mor belki de bu yüzden her bahar erguvan mevsimlerindeyken İstanbul, ben farklı olurum. Sebepli sebepsiz mutlu olurum. Bugün sadece gözlerimi kapattığımda o yolda, mor salkımlar arasında olmayı diledim... Sonra açtım google ı tek bir resim istedim erguvanlara dair... Bana hediye, nasıl olduysa arada atladığım bir Ece Temelkuran yazısı çıkardı google tırnak içinde erguvanlar yazdığımda.... Ben atlamışım, güzelmiş; işte bir kısmı...

Erguvan yapmalı!

Dünya, çok şahane bir gün olacağını garantilediği için mi döner yüzünü güneşe? Su, denize ulaşacağından emin olarak mı düşer dağdan aşağı? Saçı güneş kuşlu çocuklar dizlerinin yara olmayacağına kesin gözüyle baktıkları için mi koşarlar? Adamlar kadınları hiç gitmeyecekleri için mi severler? Erguvanda umut var mıdır? Mor salkım başarabileceğini hissettiği için mi açmaktadır, aça aça sarkmaktadır? Erguvanlar gelecek bahar umutsuz olsalar açmayacaklar mı? Mor salkımlar düşünceye dalıp tereddüt edip sarkmayacaklar mı dallardan aşağı?..Bunun gibi işte, biz de umutsuz olsak var olmayacak mıyız? Yalnız umutlu olunca mı iyi insanlar olmaya karar vereceğiz? Düşüncelerimizi ancak bizi kesinkes dinleyecekleri zaman mı söyleyeceğiz? "Bu ülkeyi terk edin böyle düşünüyorsanız" diye bağırsalar da arkamızdan biz zaten burada değil miyiz? Bir yere gitmiyoruz değil mi? Erguvanlar gibi tıpkı, her bahar, tereddütsüz, yeniden geliyoruz. Mor salkımlar gibi dolu dolu duruyoruz dallarımızda... Umutlu muyuz? Ne bileyim ben? Olsak olsak erguvan kadar...


Başka neyimiz var?

Erguvanları hak ediyor muyuz biz? Hak ediyoruz. Keza mor salkımlar... Biz, iyi şeyleri hak ediyoruz. Hak etmeyenler vardır belki. Ama zaten erguvanlar çıktığında ya da mor salkımlar onu biz görüyoruz. Bizim gözümüze görünüyor çiçekli şeyler. Her zamanki gibi adresine gidiyor bütün çiçekler... Zaten bizim erguvanlardan ve öyle şeylerden başka işte, neyimiz var!

Sonunu düşünen kahraman olamaz der hep Rıdvan geyik olsa da çoğu zaman, denenmeli der... Bir sonraki adımı görmeye çalışarak yaşadım ben hep, bugünümde hep bir yarın kaygısı oldu ama bu demek değil ki yola çıkmadım... Erguvan mevsimlerinde bir İstanbul hayal ediyorum, şehri sarmalamış mor salkımlar sebepli sebepsiz mutluluklarım olsun diliyorum... Benim gibi etkiledikleri başkaları da varsa erguvanların zihin birliği ediyorum onlarla....

7 Ağustos 2007 Salı

Veee istifa edilir :)

Tarihler 6 Ağustos’u gösterirken 19 Aralık 2005’ten bu yana çalıştığım her günü eziyet her günü hayalkırıklığı şirketim, ilk iş deneyimimden istifa etmiş bulunuyorum. Bundan sonrası için aldığım karar umarım çok doğru yerlere götürür beni. Hayatımda hiçbir zaman iş anlamında, kariyer anlamında hırslı olmadım, olanlara da dayanamadım sanırım bundan sonrasında da son nefesime kadar değişmeyecek bu durum. Ben sadece başarılı olmayı sevdim, hala seviyorum. İş, kariyer, benim yaşamımın amacı olamaz asla, bilenler bilir ben hep bunu söylerim; yaşamak için para kazanmaya, para kazanmak için de bir işe ihtiyacım var. Budur bakış açım, bu noktada da aradığım tek şey, hayatımın her parçasında olduğu gibi sadece huzur. Son 20 ayımda bulamadığımı bulmayı dileyerek gidiyorum, gözüm hiç arkada değil. Duygusal yakınlık hissetmediklerinden ayrılmak çok kolay oluyormuş, bunu da öğrenmiş olduk :) İşi kendine dert olanlara dileğim, kendiniz için almanız gereken kararları geciktirmeyin ;)

Ben başka bir şirkete aynı işi yapmaya, resimdeki iskelet olmaya gidiyorum :)


Ece&Birkan 28 Temmuz 2007

Üzerinden neredeyse 10 gün geçmiş olsa da...

Şahit olduğum en uzun ilişki, masal gibi bir nikah masasında en içten “evet”ler eşliğinde isim değiştirdi. Bundan yedi yıl önce Ece’yi tanıdığımda Birkan’la birlikteydi ve bu hiç değişmedi bundan sonrası için de dileğim hep yanyana olsunlar. Zihnimde Ece’yi üstünden yıllar geçmesine rağmen Birkan’ı göreceği her Çarşamba günü heyecanlar içinde her Perşembe günü de ben tekrar aşık oldum cümlelerinde tutuyorum. Her seferinde inanılmaz da gelse bana hayal bu dediğim masal kahramanları olarak görüyorum ben her ikisini de. Su gibiydi Ece, gelinlikler içinde bakmaya doyulmayacak türden... İstanbul hayatımın bitimsiz aşkı artık hayat arkadaşı, en güzelleri bulsun onları hayatları boyunca birbirlerine baktıklarında 9 senedir hissettikleri derin aşkı hissetsinler hep, hiç kaybolmasın... Bunu bu blogda ikinci kez yazıyorum dua niyetine :) Darısı evlenmek isteyen bekarların başına :) Zira bana kalırsa evlilik inandığın insanla, sevgine, sevgisine güvendiğin, en derininde hissettiğinle yaşanabilecek en güzel durum....


Bir yastıkta kocayın ;) hep çok ama çok mutlu olun :)

PS:Ece Arda gibi bir şey bekliyorum, bilgine ;)