26 Aralık 2014 Cuma

Ben çok özledim...


Ben çok özledim...
Bir zamanlar kendimi en iyi ifade ettiğimi düşündüğümdü yazmak; sevincimde, gözyaşımda, başarımda, hayalkırıklığımda, değerlilerimde, incinmişliklerimde yazardım iki satır da olsa... 
Sadece zihnime değil, bir yerlere bir not düşerdim... 
Sonra, sonra ne oldu bilmiyorum... 
En sevdiğim şeyi yapamaz oldum... 
Bildiğim tek şey çok özlediğim...

29 Aralık 2012 Cumartesi

Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur…


31 Temmuz 2008'de yayınlamışım hastalığına dair hissettiklerini yazdığı yazısını babasına karşı, şimdi başka bir ricası var yine el değmeden olduğu gibi yayınlayacağım hislerini...

Her anı zor her anı tevekkül dolu bir süreçti yaşadığın, yaşadığınız, nurlar içinde yatsın babacığın, sana öğrettikleriyle dimdik ayaktasın, hep söyledim hep söyleyeceğim güçlüsün çokça ve hiç keşken yok babana dair, şanslısın da bu sebeple...

Hep aynı son yaşayacağımız, ne olursan ol, kim olursan ol, herkes aynı sonu yaşıyor; iyi bir insan olarak yaşayabilmek olsun payıma, payımıza düşen, başka bir şey değil dileğim...

O'nun kalemi;


4, 5 sene öncesine bakıyorum, seni nerdeyse o zaman kaybetmişiz.

Hızlı ve oldukça yalnız bir şekilde ilk şoku atlattıktan sonra, bu işin bitmediğini anladım. Anladığım şey, kalan süremi, ne kadar olursa olsun, iyi değerlendirmekti. Evet, babam, 4 buçuk seneyi pişmanlık yaşamadan, bilinçli ve elinden geldiğince gülümseyerek hatta dalga geçerek yaşadık.

Son 102 gün, çok ızdırap verdi. Senin o haline bile alışmak varmış bu hayatta. Giderayak hayatı öğrettin, yutturdun da gittin bir tanem. İyi ki yaşamışsın, iyi ki de benim babam olmuşsun.

Sen benim tekimsin, babam olduğum için değil, mütevaziliğin ve sakinliğin ile teksin. Tokat yediğinde, öbür yanağını çevirebilmek kolay değildir babam. Ben yapamadım şu ömrümde, ordan bilirim ne denli zor olduğunu. Sen ki, seni servetin için seven insanları bildiğin halde, onlarla sadaka olarak paylaştın paranı, gülümsemeni, zamanını.

Kolay değildir, zihinsel engelli çocuğu, “neden”siz, sorgulamaksızın bağrına basıp, sevmek, 40 yaşına getirmek.

Tek “ah” dediğim, o hırsın ve inadın. Hep o garip karizmanla, görmezden getirdin ama keşke seni ikna edebilseydim. Olsun babam, tek keşkem bu olsun. Hiç keşkemiz yok bizim.
Eşini, senin kadar seven bir erkek tanımadım ben, ne kadar şanslıyım ki, evimizde değil kavga, saygısızlık bile görmedim.

Napalım babam, ben Beşiktaşlıyım, haylazım, araba kaçırırım, söz dinlemem, ben senin hırçın, olgun kızınım…  Uslu olamadım senin gibi bir türlü, örnek almadım bir türlü sizi. Sen hep benim şeker hastalığıma verdin ama ben anladım ki, hepsi fıtrattan. Giderken anlattın bana bunları son 102 günde.

Çok iyi biliyorum ki, aklın bende değil abişimde kaldı. Ama bence son 102 de anladın ki, seni 1 gün bile bırakmadığım gibi onu da bırakmam. Rab’bim o gücü bana verecek, ben onu da uğurlayacam. Rahat ol artık, babana kavuştun 65 yıl sonra. Ben çok huzurluyum senin için. Keşkesiz yaşanan, iyi kilerle dolu bir 30 yıl kimin içini huzurla doldurmaz ki?


18 Aralık 2011 Pazar

hepsini doğru yaptım, birinci olabilirim belki...


Sen bugün ülke genelinde yapılan bir deneme sınavında Türkiye Birincisi oldun; sen o kadar mutlu oldun ki en çok bunun için mutlu olduk biz de ve tabii sonrasında bu başarıyı idrak ederek mutlu olduk.

Henüz 8 yaşındasın henüz ilkokul üçüncü sınıf öğrencisisin, seni bu yarışa sokan, yıllardır değişmeyen ve bu ülkede değişmeyecek olan eğitim sistemine veryansın ediyorum ama içinde olduğunun gülen tarafındasın ya işte bunun için mutluyum.

Kuzguna yavrusu anka görünürmüş, benim yeğenimsin, ilk göz ağrımsın ne yapsan güzel ama burada mütevazılık yapamayacağım çok akıllısın çok zekisin keşke sınırsız olsaydı imkanların, el verdiğiyle en iyisini yapman dileğimle.

Hep yanında olduğumuzu bil, seni mutlu edecek olan neyse onu yaşa, ama benim gördüğüm gerçek şu ki başarmak gözlerini parlatıyor senin.

Yaşından büyüğüm, olgun miniğim, istemesen de ödüllendirilmeli bu başarı ki, sen de başardıkların zaten yapman gerekenlermiş hissi ile büyüme.

Çok özelsin, çok önemlisin, ah bir bilsen içimdeki seni… Tekrar tekrar unutmamacasına tebrikler, istediğin tek bir şeyin siparişi verildi, gelir gelmez ödülündür Real Construction :)

3 Aralık 2011 Cumartesi



Gel artık, gel; sabırsızlandık :)

29 Kasım 2011 Salı


Onlar; hayat...

18 Kasım 2011 Cuma


Sen kimsin bilmiyorum ama çok güzelsin, çok güzel gülüyorsun, ömrün de hep güzel olsun...

Fotoğraf: Murat Yanık

6 Kasım 2011 Pazar

Sana.... Sadece sana... Devamı içimde ve sende olan milyonlarca cümleyle... Sana ve bana aitlerle... İyiki'm... Nice yaşlara... Hep yanyana... Seni seviyorum...

28 Eylül 2011 Çarşamba

Kendisi bile bilmiyor ama... ismini verdim küçük kızıma...

Üzerine çok şarkı yazılmış, çok film çekilmiş, hatta bazılarımızın hayatında olan bir gerçektir; kızına, oğluna hayat yolunda birlikte yürüyemediğinin adını koymak… Fikrim değişir bu sahneye karşı dönem dönem; kimin tarafından baktığımla ilişkili olarak muhtemelen…

Gerçeğin olmayana duyduğun özlem midir buna sebep bilemem hani madem hala özlediğin birileri var adını koyacağın çocuğun diğer tarafı o niye hayatında; acımasızlık gibi gelir bunu düşününce de…

Ama sonra bazıları der ki, insan bir kere âşık olur, bazıları der ki ilk olan unutulmaz, bazıları der ki canını en çok acıtan bir yerlerde imzasını bırakmıştır, bazıları der ki ölüm olmasaydı, bazıları der ki güzel olan zamanların anısına, bazıları öyle der bazıları böyle der… Alt toplamda hatırlamaktır, alt toplamda her ismi söylendiğinde geçmişe uzanmak, o’na gitmektir, alt toplamda kendine eziyet yanındakine saygısızlık, o miniğe yüklenen anlamsızlıktır…

İnsanlar, bazen ben de, kendi canlarını yakmayı nasıl da güzel biliyorlar…

Zakkum_Yüzük


17 Aralık 2010 Cuma

Başlık bile bulunamaz bu vahşete!

Bu nasıl bir baskı, nasıl bir öğretidir ki bir babayı- baba sıfatını alamayacak bir adamı-adam olanlardan özür dilerim bir insanı-o insansa ben insan olmayı reddediyorum isimlendiremediğim varlığı tecavüz etme yöntemi ile kendi öz kızının bakireliğini görmeye iter. Bu kadar önemli, bu acıya, bu anlaşılmaz vahşete değer bir kavram mı bakirelik.

Tüylerim diken diken oldu, bu nasıl açıklanır, o anne nasıl tepki vermez, o kız bundan sonra nasıl yaşama tutunur, nasıl hayat bulur, bir günahın bir vahşetin adı kardeşi aynı zamanda çocuğu olan bebek neden bu hayata getirilir madem getirildi neden yanlışa yanlış suça suç günaha günah eklenir de öldürülür...

Şeyi olanın çocuk sahibi olduğu bu dünyada ne zaman biter çocuk gözyaşları. Facebook'ta profil resimlerine çizgi film karakterleri koymakla olmuyor bu iş. Azıcık adalet varsa ve benim inandığım madem bu dünya adil değil bir yerler adil olmalı deyip de inandığım bir cennet cehennem varsa en ağırı olsun cezası ama keşke ötekine kalmadan bu dünya güzelleşse...

Kendime gelemeyeceğim sanırım; bu nasıl bir haber :(

"Aksaray’da 5 çocuk babası olan 46 yaşındaki A.K., amcasının oğluna kaçtıktan sonra tekrar eve dönen 13 yaşındaki kızının bakire olup olmadığını anlamak için cinsel ilişkiye girdi. Annesinin yanında babasının tecavüzüne uğrayan küçük kız hamile kaldı. A.K. doğan bebeği de öldürdü"

18 Ekim 2010 Pazartesi

Tango Feeling; muh-te-şem!!!

Ard arda iki hafta Türker İnanoğlu Maslak Show Center’daki gösterilerden bahseder oldum ama bu haftaki gösteri tarifi imkânsızdı benim için ve hatta bizim için :) İnanılmaz keyif aldım, inanılmaz beğendim. Tango Feeling tek kelimeyle muh-te-şem-di.

Tango Feeling hakkında

"Dünyanın en iyi kompozitörü Astor Piazzola tarafından düzenlenen Estampas Portenas'ı görmeyen her kişi, bu yüzyılın en güzel gösterisini kaçırmış demektir. Bunu ben size açıklayabilirim, ama yine de siz mutlaka görmelisiniz."

dedirtmiş bir gösteri. Biz izledik umarım bizimle birlikte çok kişi de izlemiştir.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Chicago müzikali İstanbul’da

Ara ara yaptığım biletix gezintileri sırasında rastladığım sonra bilet fiyatlarına bakıp ne yazık ki vazgeçtiğim daha sonra Eren ve Shop&Miles’ı sayesinde tekrar gündemimize oturan sayıca çok bir gruptan en son üç kişiye inerek -Eren, Alper ve ben- seyrettiğimiz ünlü Chicago Müzikali.

Her ne kadar yanımda oturan beyler zevk almamış olsalar da ben müzikali sevdim, Türkiye’de izleme şansı bulduğum için de mutlu oldum. Oyuncuların performansları, kıyafet seçimleri ama en çok da sesleri müthişti. Bir de on hatundan sekizinin bacak boyunun benim boyum kadar olması durumu vardı ki, ilahi adalet dedim kendini göstermediğin noktalardan biri de bu mu :)

180 TL’lik biletleri Bonus sayesinde 155 TL’ye alıp her ne kadar müzikali en arkadan seyretsek de balkonda olmamanın mutluluğu içindeydik zira ilk defa gittiğim Türker İnanoğlu Maslak Show Center’ın izleyiciyi düşünmez planı içinde sinir olmak yerine keyif bozmamak gerekiyordu. Ben ki iki gıdım boyumla sığamadığım koltuklara Alper ve Eren’in nasıl sığdığına şaşmaktayım hala, bundan öte önümüzdeki menşei belli olmaz ailenin sulak yerde büyümüş fertleri sayesinde koltuk yüksekliklerinin de doğru ayarlanmamış olduğuna kanaat getirdik. Velhasıl-ı kelam salon başarısızdı, büfesi Selpak bile satmıyor :( Haftaya da aynı salonda Tango Feeling’i izleyeceğiz umarım salonun ön tarafları daha huzurludur; dinimiz amin.

Müzikale gelince zaten başarısı kanıtlanmış, ödüllendirilmiş, dünya üzerinde defalarca oynamış, alkış almış bir gösteri için benim yazacağım bir iki artı cümlenin çok da bir şey değiştireceğini sanmıyorum. Özetle ben salona rağmen müzikali beğendim ta ki son sahneye kadar, son sahnede orkestranın tüm bireylerinin Türkiye’de olmak ve Türklere jest yapmak başlığı altında fes takmaları ve o feslerle show yapmalarına kadar.

Anlamadığım bir nokta; hadi Türkiye’ye gelmeden önce bunu böyle biliyordun, 10 gündür Türkiye’desin yolda sokakta bir tane fes takan adam gördün mü? Hadi sen buna dikkat etmedin, kuvvetle muhtemel bunu her gösterinden sonra yaptın, seninle ilgilenen onca Türk’ten biri bile söylemedi mi sana bunun bizimle alakası yok diye? Hadi onu da geçtim Chicago müzikalinin oyuncuları ve orkestra üyeleri bunu bilmiyor taaa 1925 yılında çıkarılan Şapka kanunu ile erkeklerin fes, sarık vb. takmaları engellenip modern kıyafetlere geçiş yapıldığı salondaki kimse tarafından mı bilinmez de fesli orkestra üyeleri sevimli bulunup alkışlanır da alkışlanır.

Neye şaşıracağımı, kime sinirleneceğimi bilemedim.

27 Eylül 2010 Pazartesi

your voice is my favourite sound


Seveni sevmeyeni, dinleyeni dinlemeyeni ile bana göre kendisi bu ülkenin en iyilerinden biri, dinlemekten inanılmaz keyif aldığım ilk albümünden son albümüne hepsini bildiğim, sevdiğim, bazı şarkılarında kelime kelime acıdığım kadın, çoğu insanın Sezen Aksu'ya benzer bir yakıştırma ile minik dev dediği Şebnem Ferah.

Müthiş bir canlı performans; aralıksız 3 saate yakın sahnede kalıp hiç yorulmadan hiç ses kaybı yaşamadan seyirciye yani bize sonsuz bir keyif yaşatan insan, Cumartesi akşamımı taçlandırdın sesine sağlık, Sil baştan, Sigara, Perdeler, Vazgeçtim dünyadan, Çakıl Taşları, Can kırıkları, Mayın tarlası, Eski, Yalnız, Benim adım orman, Delgeç, Bir kalp kırıldığında, Deli kızım uyan, İyi gün dostlarım, Oyunun sonu, Artık kısa cümleler kuruyorum, Fırtına, Yağmurlar, Yeniden doğup gelsem, Bu aşk fazla sana, Babam oğlum, Ben şarkımı söylerken, Ateşe yakın, İnsanlık... Ne güzeldi ya...

23 Eylül 2010 Perşembe

büyümek iyi mi kötü mü, bilemedim...

Nasıl değişiyor her şey?

Nasıl akıp gidiyor; bazen katılanı, bazen izleyeni bazen düğmesine basıp kapatanı oluyorsun.

Çoğaldığını zannederken geleceğin hatalarını inşa ettiğini bilemediğin zamanlarına bakıp şimdinin dinginliğine, güvenine sarılıyorsun.

Ara ara dönüp kendine bakıyorsun çevrene baktığından daha çok çünkü insan en çok kendi içine sinmeli, aksi koca bir kandırmaca.

Şimdinde yanında olmayanlara şükrediyorsun bazen, bazılarını özlüyorsun, bazılarına keşke bazılarına iyi ki diyorsun; olanlar ve olmayanlarla geldiğin noktadasın bugün.

Daha az anlatıyor buluyorsun kendini, yıllarca savunduğunun tam aksini buluyorsun da en çok sen öğreniyorsun. Az olsun öz olsun, gerçek kalsın yalan gitsin istiyorsun. Yalanı tanır hale geliyorsun eski herkes iyi her şey güzel tavrın yerini sonsuz bir temkine bırakıyor.

Büyüyorsun işte başka bir şey değil.

12 Eylül 2010 Pazar

Kendi kendisinin katili olan bir milletin ferdi olmak; işte bu bizim yaşadığımız!

“Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!”

Nietzsche

29 Temmuz 2010 Perşembe

Erkek adamın romantizmle işi olmaz :)

Trabzon'dan Ankara aktarmalı Bodrum'a giderken uçakta arka koltuğumda bir anne oğul vardı; çocuk 5 yaşında falan daha fazla değil ilk defa uçağa biniyor; heyecanlı, sevimli ve anlamlı sorular soruyor peş peşe annesine, annesi de sabırla ve bir o kadar detayla cevaplıyor sorularını.

Kalkışta ışıklar kapanıyor ya hani çocuk meraklı bir ses tonuyla "anneee ışıklaaarrr" dedi kadın da gayet sevimli "oğlum romantik oldu" dedi ki nereden aklına geldi bilmem :) Karanlığı romantizmle birleştirmek hatun kişinin duygusal dünyası ve cinsel hayatına dair ipuçları veriyor olabilir :P

5 yaşındaki veletin cevabı; "ne romantisi yaaaaa" oldu, romantik bile diyemiyor ama karşı çıkmayı biliyor :)

Erkek her yaşta erkek :)))

23 Haziran 2010 Çarşamba

Geldin mi? Geldiiimmm...

iki buçuk ay sonra yeniden :) hani böyle araya zaman girmiş insanlar vardır hayatınızda aramak istersiniz de bir türlü arayamazsınız, eklendikçe eklenir zaman... arasanız belki de ne de iyi ettin diyecektir ama siz öyle düşünmezsiniz blogumla aramdaki ilişki buna döndü resmen :) yazamadıkça yazamadım yazamadıkça yazamadım... Gerçi çok da yazabilecek zamanlar değildi, insanlıktan çıkmışcasına yoğundu hayat iş anlamında, neyseki az biraz rahatladım... Tekrarı olmasın (dinimiz amin)

Velhasıl-ı kelam bundan sonra bu kadar uzun süre kaybolmamak üzere diyor, okuyanlardan bir ricada bulunuyorum :)

Hani şimdi geçtiğimiz 2 ay benim için çok yoğundu, hani insanlıktan çıktım ya haliyle müzik dünyasında ne var ne yok benim için yalan oldu ama bununla birlikte de hazırlamam gereken bir liste var, aklınıza gelen şöyle eller havaya türkçe şarkıları söyleyiversenize :)

Şimdiden çok çok teşekkür ederim :)

7 Nisan 2010 Çarşamba

soru-cevap

Aşağıdaki cümlede geçen ve okunduğunda dahi kişide utanç duygusu yaratması gereken iki nokta nedir?

Gazeteci sevgilisi N.Y. ile eşi Ayşenur Dilmen'in telefonlarını, emekli ve görevden atılan polislerden oluşan bir çeteye dinlettiği iddiasıyla gözaltına alınan spor yorumcusu Dilmen, sabah saat 06.30 sıralarında Renault Clio marka araçta bulunan 2 polis tarafından Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi.

Ben kendi adıma sevgilisi ve eşi kalıbından bununla birlikte emekli polislerden oluşan bir çete kalıbından rahatsızım daha bir çok şeyden rahatsız olduğum gibi.

Bir adamın aynı zamanda hem eşi hem sevgilisi olmasın mümkünse olursa da bu kadar aleni konuşulmasın bu durumdan utanılsın... Bahsi geçene de adam denmesin...

Bir polis emekli olunca çete kurmasın, emeklilik sonrası alternatifi bu olmasın, devlet adamı olmakla çete olmak arasındaki o ince çizgi nolur nolur kalınlaşsın...

Şu an Bostancı'da kulaklarım ambulans seslerinden çınlarken Kozayatağı otobüs durağında bekleyen üç kişi hiç tanımadıkları birinin kullandığı Mercedes'in altında kalırken hala bunlara takılıyor olmam da ironi belki ama yaşayacaksak da düzgün yaşayalım dileğim baki...

29 Mart 2010 Pazartesi

It all begins with a choice...

Her karar bir tercihtir... Her tercih iyiye ya da kötüye gebedir... En başından bilmediğimiz... Her tercih sahibine yüktür... Taşımasını bilmek gerekir... Taşımaktan mutlu olmak, keyif almak gerekir... Aldığı her karar insanın ta kendisidir çünkü... İyidir ve kötüdür... Çünkü insan hem iyidir hem kötü...

Her karar bir yoldur, ya tek başına yürünen ya da el verdiğin birilerine... Beraber olduğun... Ummadığın güzelliklerle karşılaştığın, şaşırdığın... Emin olmadığın sonra iyiki dediğindir... Her tercih aslında içinde hep umarımları saklayandır... İyileri gördükçe taçlandığın.... Güne huzurla başladığın, kendikendine uyandığın, mutlu kalktığındır... Yüreğine bahar gelmesidir bazı kararlar; o griliği silip atması derin nefesler vermesidir... Bazı kararlar sihirli bir kutudur, hokus pokustur... Herkeste olsundur...

:)))


Kaderde sistemden dayak yemek de varmış, bu nasıl mesaj, sanırsın biri benimle konuşuyor :) sistemin içine bilmişin teki kaçmış :))


Özetlemek gerekirse danışman yani ben su01 işlem kodu aracılığıyla kullanıcının (FYUKSEL) bloke olmuş user ının blokajını kaldırmaya çalışıyorum; meğer yanlış şifre girmekten değil de system admin tarafından bloke edilmiş user ama ne olursa olsun sistem danışman döver mi :))

17 Mart 2010 Çarşamba

yokluk...

Doğum-Ölüm... Siyah-Beyaz... Var-yok...

Çaresizce kabulleniş anın donmasını, sonrasının hiçbir zaman aynı olmayacağını... Doğumgününde aklına gelmesi vefat eden bir arkadaşın... O güne dönmek, tekrar etmek... Hatırlamak, tazelemek... Fotoğraflarına, görüntülerine bakmak... Hala silemediğin telefon numarasını çevirsen sanki onun sesi gelecekmiş gibi hissetmek... O numarayı hiç ama hiç silemeyeceğini adın gibi bilmek...

Eksilenlere rağmen devam ettiğini görmek hayatın... Buna sevinmek mi gerekir üzülmek mi bilememek... Alışmak acı geliyor bazen... Yokluklara...

En büyük öğreti, en büyük ders ve tek gerçek benim lügatımda ölüm... Karşısında her şeyin anlamsızlaştığı... Düşündüğümde kırgınlıklarıma kızdığım, kırdıklarıma hayıflandığım... Sonra içine gömülüp hayatın hepsini bir bir unutup yine kırdığım yine kırıldığım...

Bu bilinçle yaşayıp hep değer bilemez mi insan hep değer bilemez miyim ben...